Eskişehir’in tam da merkezinde bulunan Yeşiltepe Mahallesi’nde sonunda bir imar değişikliği yapıldı. “Sonunda” diyoruz çünkü mahalleli uzun süredir imar değişikliği istemekteydi. Bu konuda elini taşın altına koyan Tepebaşı Belediyesi, uzmanları eşliğinde güzel bir imar değişikliği yaptı.
Eskişehir’in tam da merkezinde bulunan Yeşiltepe Mahallesi’nde sonunda bir imar değişikliği yapıldı. “Sonunda” diyoruz çünkü mahalleli uzun süredir imar değişikliği istemekteydi. Bu konuda elini taşın altına koyan Tepebaşı Belediyesi, uzmanları eşliğinde güzel bir imar değişikliği yaptı. Bu değişiklik AK Partili ve CHP’li meclis üyelerinin oy birliğiyle geçti. Daha sonra yine AK Parti ve CHP’li meclis üyelerinin oy birliğiyle Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de onaylandı.
Baktığımız zaman Yeşiltepelilerin çoğunluğunun, söz konusu imar değişikliğinden dolayı mutlu olduğunu görüyoruz. Ancak Yeşiltepeliler içinde imar değişikliğinden hoşlanmayanlar da var.
Son olarak Tepebaşı Belediyesi’ne 955 itiraz dilekçesinin ulaştığını öğrendik. Yeşiltepe’nin nüfusu 14 bin kişi civarında. İtiraz edilen hanelerin her birinde 5 kişi olduğunu varsayarsak, bu durumda Yeşiltepelilerin yaklaşık 3’te birinin bu işten hoşlanmadığını görüyoruz. Bu, azımsanacak bir rakam değil.
Peki itiraz edenler neden itiraz ediyor?
Bunun en önemli sebebi, şuyulandırma uygulaması olarak gözüküyor. Bir mülkü birden fazla kişiye hisseli hâle getirmek anlamına gelen bu uygulama, bir takım tartışmalara yol açabilir. Yeşiltepe’de eğer ki şuyulandırma uygulaması gevşetilirse, mahallelilerin itirazları da kendiliğinden azalacaktır diye düşünüyoruz.
Tepebaşı Belediyesi’nin imar değişikliği hayırlara vesile olacak gibi gözüküyor. Ancak itiraz eden vatandaşlarımızın da sesine kulak vermek gerekir.
Neden Milli Yas ilan edilmiyor?
Azerbaycan’da düşen nakliye uçağında şehit olan 20 kahraman askerimizin şehitlik haberi, hepimizi derinden etkiledi. Albay rütbesinden uzman çavuşa kadar şehit düşen 20 askerimizden birinin Eskişehirli olması, bizlerin acısını daha da artırdı.
Konuyla ilgili basın – yayın organlarında abuk – sabuk yorumların yapıldığını görüyoruz. Kendisine “gazeteci” diyen pek çok kişi uzman olduğunu iddia ediyor ve eline oklava benzeri bir zımbırtı alıp, komplo teorileri üretiyor. Bu tip insanlar öfkelenmemize neden oluyor.
Bize düşen, ölen 20 askerimiz için yas tutmak ve olayın resmi raporlarını beklemek olmalı. Eğer ki resmi raporlarda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin eksikliğine dair bir işaret olursa, o zaman eleştiri yapabiliriz. Ancak hiçbir şey bilmeden provokatif yorumlar yapmamamız lazım.
Bu arada hükümete yönelik birtakım haklı eleştiriler de yapılıyor. Öncelikle neden milli yas ilan edilmediği soruluyor.
Geçtiğimiz günlerde Zafer Partisi, Anahtar Parti ve pek çok sivil toplum kuruluşu, hükümete milli yas ilan etme çağrısında bulundu. Gerçekten de 2015 yılında ölen Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz el Suud için “Milli Yas” ilan eden hükümetimizi anlamakta zorluk çekiyoruz.
Ataları 1’inci Dünya Savaşında Türkleri öldürmekle övünen bir hanedanın mensubu için milli yas ilan edip etmemek, hükümetin bileceği iştir. Bu hükümetin tercihidir, saygı duymak gerekir. Ama ve buna karşın 20 vatan evladımız öldüğü zaman milli yas ilan etmek bir tercih değil, zorunluluktur. Hükümetimize bu konuda halktan gelen talepleri dinleme çağrısında bulunuyoruz.
Çifteler’de çiftçinin haklı isyanı
İYİ Parti Çifteler İlçe Başkanı Serat Çetin, ilçelerinde bulunan 311 tarla kuyusuna su sayacı takılacağını duyurdu. Buna göre DSİ su kuyularına bir sayaç takacak, çiftçimize bir miktar su kullanımına izin verilecek.
Aslında uygulama mantıklı. Hepimiz biliyoruz ki Eskişehir’de su kaynaklarımız giderek azalıyor. Çiftçinin de daha iktisatlı bir şekilde su kullanması iyi bir şey.
Fakat kazın ayağı da tam olarak öyle değil.
Çünkü Serat Çetin’in söylediğine göre DSİ yetkilileri bu konuda çiftçilere bir son dakika golü atmış durumda. Zira çiftçimiz çoktan tarlasını ekti bile. Bunu yaparken de tarlalarındaki su kuyularına güvendiler. Şimdi tam da ürünlerini ektikten sonra, “Suyu kısıtlı kullanmanızı istiyoruz” demek çiftçinin bütün hesaplarını alt – üst eder. Bu su sayacı uygulaması daha önceden, çiftçimiz tarlasını ekmeden söylenmeliydi.
DSİ Bölge Müdürlüğü’nü ülkemizin su kaynaklarını planladığı ve su israfını önlemeye çalıştığı için tebrik ederiz. Vazifelerini yapıyorlar. Ancak plansız bir iş yaptıkları da ortada. Çiftçimizi de düşünmeleri lazım. Söz konusu sayaç uygulamasını seneye tehir etmek veya çiftçiye ayrılan su miktarını bu sene için yükseltmek en hayırlısı olacaktır.
AK Parti’de işler haftaya kaldı
Geçtiğimiz günlerde AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Engin Vural ve Tepebaşı İlçe Başkanı Muhammed Ali Kaya, aynı anda istifa etmişlerdi. Elbette bu olay siyaset dünyasında geniş yankı uyandırmıştı. Bu istifaların sebepleri çok tartışıldı. Tabii bu arada “Yeni ilçe başkanları kim olacak?” sorusu da çok konuşuldu.
İşin doğrusu AK Parti bu süreci kısa sürede çözemedi. Siz eğer ki iki önemli ilçe başkanınızın istifasını istiyorsanız, yerine getireceğiniz kişilerin de hazır olması gerekirdi.
AK Parti bu konuda hata yaptı.
Son olarak Odunpazarı için 5, Tepebaşı için de 5 aday belirlendi ve Genel Merkez’e giderek mülakata alındılar. Bu mülakatın Perşembe günü öğlen saatlerinde olacağı ve yeni ilçe başkanlarının açıklanacağını bekliyorduk.
Mülakat biraz gecikerek akşam saatlerinde bitti. Fakat AK Parti Genel Merkezi, ilçe başkanlarını haftaya açıklayacağını belirtti. Yani AK Parti’nin iki önemli ilçe başkanının açıklanması haftaya tehir edildi.
AK Partililer bu meseleyi İl teşkilatı olarak sulh içinde ve kısa sürede çözerlerse, kendileri açısından hayırlı olur. İşin sürüncemede kalması, AK Parti’ye zarar verir.
Tarihte Bu Hafta:
Bebek Katili Roma’da yakalandı
Bundan tam 27 yıl önce, 12 Kasım 1998 tarihinde PKK lideri Abdullah Öcalan, Roma havaalanında yakalandı.
Her ne kadar günümüzde birileri, “Sayın” gibi veya “Kurucu Önder” gibi hitaplarda bulunsa da – müsaadenizle – ben kendisinden vatan haini ve bebek katili diye bahsetmeye devam edeceğim. Çünkü Allah’tan korkan bir insanım.
Bebek Katilinin Roma Havaalanında yakalanması uzun bir maceranın önemli dönüm noktalarından biriydi. Her şey dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in 16 Eylül 1988’de ‘Suriye'ye karşı sabrımız kalmadı. Türkiye beklediği karşılığı alamazsa, her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır” sözleriyle başlamıştı.
Şimdiki gençler bilmez; o zaman Türkiye’nin güçlü ve saygıdeğer olduğu yıllardı. Türkiye tek kaşını kaldırdı mı, dünya ülkeleri ne yapacağını şaşırırdı. Nitekim Apo’yu koruyup kollayan Suriye bu olay üzerine büyük bir telaşa kapılmıştı. Amerika’dan Rusya’ya, Mısır’dan Fransa’ya kadar bütün dünya ülkeleri telaşa kapılmış, ara buluculuk yapmaya başlamışlardı.
Ama dedik ya, o zamanlar “Güçlü Türkiye yıllarıydı” diye. Türkiye uzlaşma önerilerini reddetmiş ve “Suriye vatan hainini bize teslim etmezse, biz ordumuzla gider Şam’da o bebek katilini almasını biliriz” demişti. Bunun üzerine Suriye Apo’yu sınır dışı etmiş, bebek katili de Avrupalılara sığınarak soluğu İtalya’da almıştı.
Vatan haini Apo’nun İtalya macerası da uzun sürmemişti. Eski Güçlü Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında İtalya da kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırarak, terörist başını ülkeden çıkartmıştı. Bir müddet Rusya’ya sığınan vatan haini, Türkiye’nin kararlı tutumu nedeniyle Rusya’da da barınamamıştı. Görüyor musunuz? Ne kadar saygın bir ülkeymişiz?.. Daha sonra bebek katili bir müddet izini kaybettirmiş ve sonunda Afrika’da, Kenya’da özel bir operasyonla yakalanarak ülkeye getirilmişti.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in “Devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi” sözleri hâlâ kulaklarımda çınlar.
Hey gidi günler hey! İnsan o Güçlü Türkiye’yi çok özlüyor…
Günün Sözü
Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini.
Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini.
Namık Kemal