Geçen hafta uzun zamandır izini kaybettiğim eski bir dostumla şehrin sakin bir köşesinde karşılaştım. Ayaküstü edilen o klasik "Neler yapıyorsun, hayat nasıl gidiyor?" sohbetinin ardından laf döndü dolaştı, evinin garajında kendine kurduğu küçük dünyaya geldi. Bildim bileli takım elbisesiyle masa başında evrak toplayan, hayatı rakamlar ve raporlar arasında geçmiş o ciddi adam, gitmiş kendine marangoz testereleri, zımpara makineleri ve ıhlamur ağacı blokları almış. Daveti üzerine atölyesine adım attığımda burnuma çalınan o çıra ve talaş kokusunun içinde, dostumun gözlerindeki ışığı gördüm. Bana gururla kendi yaptığı, köşeleri hafifçe yamuk ama zımparası özenle vurulmuş el emeği bir sehpayı gösterirken karşımda elli yaşında, hayatın yükünü omuzlamış bir adam değil; ilk resmini öğretmenine beğendirmeye çalışan bir ilkokul çocuğunun heyecanı vardı.
Bizim toplumumuzun üzerine adeta görünmez bir ölü toprağı gibi çöken, insanı daha yaşarken köşesine çekilmeye zorlayan o meşhur, o tehlikeli sözü hepimiz biliriz: "Bu yaştan sonra olur mu?" Bu cümle, gizli bir emeklilik ilanıdır aslında. Toplum bize der ki; gençlik bitti, saçlara aklar düştü, ununu eledin ve eleğini asma vaktin geldi. Elli yaşına merdiven dayadıysan ya da o eşiği geçtiysen, yeni bir şeye sıfırdan başlamak, bilmediğin bir yola sapmak sanki abesle iştigaldir, bir tür geç kalmışlık komedisidir. Oysa insanı yaşlandıran geçen yılların sayısı değil, içindeki öğrenme iştahının, o çocuksu merak duygusunun sönmesidir. Ruh, yeni bir şey keşfetmeyi bıraktığı gün yaşlanır.
Şimdilerde etrafıma daha dikkatli bakıyorum ve bu tabuyu yıkan akranlarımı gördükçe içim umutla doluyor. Eline ellisinden sonra ilk kez gitar alıp notaların büyüsüne kapılanları, evinin balkonunda ya da küçük bir bahçe toprağında domates yetiştirmek için solucanlarla, gübreyle haşır neşir olan eski bürokratları izliyorum. Sıfırdan başlamanın, bir konuda yeniden "çırak" olmanın insanı inanılmaz derecede hafifleten, gençleştiren bir tarafı var. Her şeyi bilmek zorunda olmadığımız, hata yapmanın ayıp sayılmadığı, aksine o hatadan ders çıkarmanın keyif verdiği o çocuksu öğrenme alanına geri dönmek, ellili yaşların insana sunduğu en büyük, en asil özgürlüklerden biri. Hayat, unumuzu eleyip bir kenarda sıramızı beklemek için çok kısa; yeni heveslerin, hiç tatmadığımız heyecanların peşinden gitmek içinse her yaş tam zamanı.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Halkın iktidar umudunu engelleyen herkes tepki görür!
Tarkan Demir
Yalaz toplantıdayken CHP’ye çökebilirler
Kerem Akyıl
Özgür Özel ve merak edilen tablo!
Kaan Özcan
Ruhun emekliliği olmaz
Ümit Polatbaş
Gelin, Eskişehirspor’un geleceğini konuşalım
Ahmet D. Canoruç
Tedbirli olalım
Seval Erci
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy