Millî Eğitim Bakanlığı, 71 Evler Mahallesinde yeni bir anaokulu açtı. Aziz Sancar Anaokulunun, bölgenin ihtiyaçlarını karşılayacağı için çok isabetli bir yatırım olduğu açık. Okulda 8 derslik, 1 bilim atölyesi, 1 oyun odası ve konferans salonu bulunuyor.
Ancak benim için, en az yeni bir anaokulunun açılması kadar, o anaokuluna Aziz Sancar’ın adının verilmesi çok önemli. Çünkü Aziz Sancar Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli bilimadamlarının başında bulunuyor.
1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde doğan Sancar, çok fakir bir ailenin çocuğuydu. Babası Mehmet Sancar ilkokul mezunuydu ve terzilik yaparak, evde bekleyen 10 boğazın karnını doyurmaya çalışırdı. Annesinin okuma – yazması bile yoktu.
İşte bu ortamda büyüyen Aziz Sancar, devlet okullarına gitti. Yatılı okullarda okudu. 1971 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. Daha sonra Amerika’da akademik çalışmalarını sürdürdü.
1979 yılında Pakistanlı fizikçi Muhammed Abdüsselam, Nobel Fizik ödülünü almayı başarmıştı. Bu olay, tarihte ilk kez bir Müslüman bilimadamı tarafından kazanılmış Nobel ödülüydü. Daha sonra 1999 yılında Mısırlı kimyager Ahmed Hassan Zewail, Nobel kimya ödülünü kazandı. 2015 yılında ise aslen tıp doktoru olan Aziz Sancar yine Nobel Kimya Ödülünü almayı hak kazandı. Şimdiye kadar Nobel komitesi, tam 409 tane bilim ödülü dağıttı. Maalesef biz Müslümanların bileme verdiği değeri göstermesi açısından, yalnızca üç Müslümanın Nobel Bilim ödüllerini kazanmış olması, ibretlik bir durum.
Milli Eğitim Bakanlığı eğer ki bir okula isim verecekse, bu isim Aziz Sancar gibi vatan evlatlarının ismi olmalıdır. İskilipli Atıf gibi abuk – sabuk tiplerin değil.
Geçtiğimiz günlerde evimin önünde, avuç içi kadar küçük bir kedi gördüm. Hayvan aç kalmış, gözleri kapanmış ve ölümü bekliyordu. Kediyi evime aldım, gözlerini açtım ve yemek verdim. Hemen toparlandı ve oyun oynamaya başladı. Ben de içimden “Sabaha toparlanırsa ne mutlu. Toparlanmazsa veterinere götürürüm” diye geçirdim. Ancak sabah kalktığımda kedi ölmüştü. Çok üzüldüm elbette. Kendi kendimi, “En azından kedi son gününde karnını doyurdu” diye avuttum. Çünkü açlıktan ölmek korkunç bir şey.
İsrail, Gazze şeridinde bulunan Filistinlileri aç bırakıyor. El kadar bebeklerin açlıktan öldüğünü görüyoruz. Bu nasıl bir vicdansızlıktır ki, biz bir kedi yavrusuna bile üzülürken, İsrail’i yönetenler ölen bebeklerin ardından zevk kahkahaları atıyor?
Son olarak dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan bazı sivil toplum örgütleri, bir gemi filosu oluşturdu ve ablukayı kırarak, Gazze şeridine yemek götürmeye kalktı. Katil İsrail ise donanmasıyla ve uluslararası sularda bu filoya saldırdı.
Sakın, “Müslüman dünyası ne yapacak?” demeyin. Çünkü İslam ülkelerini yönetenler, “Eyyy İsrail!” diye höykürmekten öte bir şey yapmıyor. Hatta el altından İsrail’le ticaret yapıyorlar. Utanmamız gerekir…
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Mihalıççık’ta yaşanan zirai don felaketinin ardından yapılan desteklerin çok yetersiz kaldığını söyledi. Esgroup Haber Müdürü Tarkan Demir’le birlikte yaptığımız “Soruyoruz” programına katılan Çakırözer, yine kandırıldığımızı söyledi.
Hatırlanacağı üzere Nisan ayında yaşanan zirai don felaketi, Mihalıççıklı üreticilerimizi perişan etmişti. Bunun üzerine hükümet derhal, çiftçilerimize yardım edeceğini açıkladı. Bizler de sevinmiştik. Hatta o tarihlerde hükümeti tebrik eden bir yazı da yazmıştım.
Ancak yapılan hasar tespit çalışmalarında çiftçimizin 1 milyar 500 milyon liralık bir zararı olduğu açıklanmasına karşın, hükümet, fukaraya sadaka verir gibi, Eskişehirli çiftçilere 96 milyon lira yardımda bulunacağını açıkladı.
Bunun üzerine elbette hepimiz ayağa kalktık. Bunun üzerine TBMM Zirai Don Olayını Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Burdur Milletvekili Âdem Korkmaz, “Bu 96 milyon lira neredeyse cep harçlığı gibi bir rakam. Asıl zarar çok daha yüksek” ifadelerine yer vermişti. Bu vicdan sahibi açıklamadan sonra yeniden umutlanmıştık.
Ancak “AK Parti iktidarı yine yaptı yapacağını” dedirten bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Çiftçimize 1 milyar 500 milyon liralık yardım yapması gereken ancak yalnızca 96 milyon lira kadar “cep harçlığı” vereceğini açıklayan hükümet, toplam 46 milyon 500 bin liralık yardım yapmaya karar vermiş.
Yani artık ne söyleyeceğimizi, iktidarı nasıl eleştireceğimizi şaşırdık. Biraz elinizi vicdanınıza koyun!..
Bundan tam 102 yıl önce 4 Ekim 1923’te İstanbul’un TBMM Hükûmeti tarafından fiilen teslim alınması sürecinde İtilaf kuvvetlerinin çekilişi tamamlandı.
Atatürk’ün dediği gibi: geldikleri gibi gittiler!..
1’inci Dünya Savaşı felaketinden sonra İngiliz – Fransız ve İtalyan askerlerinden oluşan bir müttefik kuvvet, İstanbul’u fiilen işgal etmişti. Müttefikler İstanbul’da türlü zulümler gerçekleştirdi. Canlarının istedikleri eve girdiler ve içinde yaşayanları boşaltarak, kendilerine karargah yaptılar. İngiliz yalakası Vahdeddin’in yine İngiliz yalakası olan Sadrazamı (Yani Başbakan) Damat Ferid Paşayı, bir İngiliz trafik memuru yolda durduruyor, koskoca Sadrazamın arabasını bekletip aşağılayabiliyordu.
Daha sonra müttefik kuvvetler İstanbul’u 16 Mart 1920’de resmen işgal ettiler. Karakollardaki Türk askerlerini şehid ettiler. Parlamentoyu da basıp, milletvekillerimizi yerlerde sürüye sürüye hapse attılar. Vahdettin, “Mütareke ve diplomasiyle zararları asgariye indirme” çağrısında bulundu. Yani “Kuzu kuzu itaat edin” demeye getirdi.
Eğer ki Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları olmasaydı. İstanbul – muhakkak– Yunanistan’a verilecek, Türk’ün ve İslam’ın bütün izleri İstanbul’dan silinecekti.
İşte birilerinin güya İslam adına sürekli hakaret ettikleri Mustafa Kemal budur. İşte birilerinin “Aslında vatan haini değildi, halifemizde” diye aklamaya çalıştığı Vahdettin de budur.
“Keşke Yunan kazansaydı” diyen sapkınlara inat, İstanbul’un kurtuluşunu büyük bir çocşu ve gururla kutluyoruz. Ebediyete intikal eden bütün vatan evlatlarını ise rahmet ve minnetle anıyoruz.
Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dâhi çağımızda Türk milletine nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?
David Lloyd George – İngiltere Başbakanı
Temenni edilir ki araçların kaç km. hızla seyrettiği de kayıtlara geçsin.
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Okul arazileri de mi satışa çıkartılacak?
Kerem Akyıl
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy