Anadolu Üniversitesi'ne devredilen Sazova'daki Bilim Kültür ve Sanat Merkezi kampuse dönmüş.
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın Türk Dünyası Kültür Başkentliği vesilesiyle kentimize kazandırdığı kalıcı eserlerinden biri de Sazova’ya yapılan Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi. Mimari yapısıyla hayli dikkat çeken Merkez, tamamlandıktan sonra Anadolu Üniversitesi’ne devredildi. Rektör Naci Gündoğan, “Üniversitenin vatandaşla buluştuğu bir merkez olacak” demişti. Tam anlamıyla açılmayan Merkez, şimdiden 7’den 70’e herkesin uğradığı yer olmuş. Burada astronot olmak isteyen 10 yaşındaki Arda’yı da, merak etmeyi bırakmayan teyzeyi de görmek mümkün.
Orada ne oluyor? Cam kubbenin altında ne var? Ne zaman açılıyor? Orası akvaryum mu?
Son zamanlarda en çok karşılaştığım sorular bunlar. Sazova’daki ‘binayı’ soruyorlar. İnceleme fırsatı bulamadığım için sorunlara doyurucu cevaplar veremedim. Eskişehir, Bakanımız Prof. Dr. Nabi Avcı’nın girişimleri sonucu 2013 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti seçildi. Faaliyetleri yürütmek için ajans kuruldu. İşte o ajans sayısız kalıcı esere imza attı. Söz konusu eserlerden biri de Sazova’ya yapılan Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi’dir. Ajans’ın eserlerini tamamlamak üzere kurulan Türk Dünyası Vakfı, Merkez’i tamamladı. Ve burası Anadolu Üniversitesi’ne devredildi. Merkez’in kısa hikâyesi böyle. Yazının başındaki sorulara cevap verebilmek için Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan’ı aradım. Bu sıralar Bilim Kültür ve Sanat Merkezi’nde ciddi ve yoğun bir çalışma yürüten Naci Hoca, vakit ayırdı ve Merkez’i birlikte inceledik.
Daha adımımı atar atmaz ‘tam olarak açılmamasına rağmen’ içerideki kalabalık dikkatimi çekti. Matematik Sergisi’nin açılışına denk geldim. Bir süre önce de hat sergisi izlenime sunulmuş. Hummalı, heyecanlı ve umutlu bir çalışma var. ES TV’ye konuk olan Naci Hoca, “Merkez’de vatandaş ile üniversiteyi buluşturacağız” demişti. Daha yolun başında bunu başardığını gözlemledim. 7’den 70’e her yaştan, her kesimden insan vardı. O gün o kubbenin altında astronot olmak isteyen Arda, rehberlik eden hukuk öğrencisi, rektör, kenti gezmeye gelenler, matematiğe ilgi duyanlar vardı.
Naci Hoca, Matematik Sergisi’ni açtıktan sonra gezmeye başladık. Bina giriş ve zemin olmak üzere iki kattan oluşuyor. Toplam 15 bin metrekare. Giriş katı beş bin metrekare. Bu katta Selçuklu ve Osmanlı tarzında yapılmış evler var. Odunpazarı ve Urfa tarzı evlerde var. Bu evlerde 40 ayrı oda var. Bu odalarda bilime yön veren, tarihin seyrini değiştiren 40 Türk bilim adamı tanıtılıyor.Odaları gezmeye başladık. Odanın birinde astronot olmak isteyen Arda’yı gördük. Ankara’dan gelmişler, babasıyla geziyordu. Arda ile fotoğraf çektirdik. Naci Hoca, Arda’ya “İki ay sonra yine gel. Astronomi Odası’nı açacağız. Gözlem yapan teleskopumuzun görüntülerini burada yayınlayacağız” dedi.
Odalarda bilim adamlarını tanıtan bir levha bulunuyor. Yine oda içindeki ekrandan bilim adamı hakkında bilgi veren kısa film izlenebilir. Odalar, dönemi yansıtan tarzda tefriş edilmiş. Bütün odalarda rehber öğrenciler var. Yaklaşık 50 öğrenci var. Öğrenciler bilim adamları hakkında bilgi veriyor. Yabancı turist gelme ihtimaline karşı dil bilenler arkadaşlar da vardı. Odaları gezdikçe, ecdadımızın neler yaptığı gördükçe, nasıl başarılı insanlar yetiştiğini gördükçe sevinmem, gurur duymam gerekirdi. Ama öyle olmadı… Tanıtılan 40 bilim adamından sadece üç beşinin ismini biliyor olmam nedeniyle üzüldüm.Elbette burada bende suçluyum ama böyle bir nesil ‘yetiştirildiğini’ de kabul etmeliyiz. Burası inşallah ‘benim gibilerin’ yetişmesinin önüne geçecek.
Sergilerin de çoğu bu katta açılacak. Giriş katındaki incelememiz sona erdiğinde Bakanımız Nabi Avcı’ya bir kez daha teşekkür ettim. Diğer hizmetleri de elbette çok önemli ama bu hizmeti sadece Eskişehir için değil. Geleceğimiz için çok önemli olması nedeniyle bu Merkez’i ayrı bir yere koymak istiyorum. Yine alt kata inerken “Burası tam yerine devredilmiş” dedim. AÜ dışında başka hiçbir kurum buranın hakkını veremezdi. AÜ’den başkası içini dolduramazdı, devamlılığı sağlayamazdı. Hocalar ve öğrencilerin buraya katacağı çok şey var. Bu katta 300 kişilik anfi tiyatro da var.
Geleceğimiz bu bodrumda şekillenecek
Zemin katta Musiki Salonu, Bilim Kültür Sanat Okulu ve Bilgi Dünyası Salonu var. Musiki Salonu’nda Türklerin kullandığı müzik aletlerinden 216’sını görmek, dinlemek hatta bazılarını denemek mümkün.
Bilim Kültür Sanat Okulu bölümünde Matematik Noktası var. Matematik Eğitim Alanı, Borabey Gözlem Evi’ndeki görüntülerin seyredileceği Astronomi Okulu ve Seramik Atölyesi de yapılıyor.
Bilgi Dünyası Salonu’nda100 bin kitaplık dijital bir kütüphane var. Türk Dünyası eserlerinden oluşan 11 bin kitaplık kütüphane de var. Kütüphanelerle aynı bölümde ferah bir okuma salonu da görünüyor.
Zemin kata iniyoruz. Merdivenlerden aşağı inerken hemen sağda Türk devletlerinin kurucularının büstleri ve bayrakları görünüyor. Solda da Kurtuluş Savaşı’nı resmeden figürler var. Naci Hoca, Türk devletleri bayraklarının Merkez’in girişine asılacağını ifade etti.İlk olarak Musiki Salonu’na giriyoruz. Türk Dünyası bugüne kadar yaklaşık 400 musiki aleti kullanmış. Bunlardan216’sını görmek mümkün. Merak edilen aletin sesini dinlemek de mümkün. Her aletin yanında bulunan kulaklığıtakmanız yeterli. Beceriniz ya da merakınız varsa bazı aletleri kullanabilirsiniz. Başkalarına dinletmek istiyorsanız kayıt da yapılıyor. Hoca ile bazı aletleridenedik. Kaftan da giydim... Gündem müzik olunca Hoca, daha önce açılacağı müjdesini verdiği Türk Müziği Bölümü’ne gelecek dönem öğrenci alınacağını kaydetti. Naci Hoca “Öğrenci alınması için doktoralı üç öğretim üyesi bulunması gerekiyordu. Onları aldık. YÖK’e öğrenci alımıiçin başvurduk. Mayıs ayı sonunda belli olacak. Önümüzdeki dönem öğrenci alacağız. Bizim konservatuvar Batı Müziğitarzı eğitim veriyor. TürkMüziği bölümümüz de olacak. Burasıyla bütünleştirmek istiyoruz” dedi. Bu konuşmanın ardından Naci Hoca, yaşadığı ‘acıklı’ bir olayı anlattı! Erasmus ile AÜ’ye gelen Alman öğrenci “TürkMüziği dersi almak istiyorum” der. Yönetim ‘yok’ diyor. Daha doğrusu demek zorunda kalıyor. Türkiye’de, konservatuarı olan bir Türk üniversitesinde Türk Müziği eğitim verilmiyor. Türk Müziği Bölümü’nün açılmasında biraz da bu olay etkili olmuş.Yani Türk Müziği Bölümü açılmasını bir anlamda Alman öğrenciye borçluyuz!
Musiki Salonu’ndan Bilim Kültür Sanat Okulu'na geçtik. Bu bölümün girişinde Türk Dünyası Kültür Başkentliği döneminde yöneticilere gelen hediyeler sergileniyor. Burada Matematik Noktası var. Büyük oranda MehmetÜreyen Hoca'nın kişisel çabalarıyla toplanan eşyalar sergileniyor. Eski hesap makineleri,cetveller, abaküs, kitaplar, namaz ve oruç vakitlerini belirleyen Rubu Tahtası görülebilir. Amaç matematiği sevdirmek... Hoca “Hemen yan tarafa okul öncesi çocuklar için matematik eğitim alanı açacağız. Eğitim Fakültesi'nin güzel bir projesi var. Hazırlık yapıyoruz” dedi. Üniversite, Borabey Göleti'ne gözlem evi kurdu. Alınan görüntülerin buraya aktarılacağını öğrendim. İsmi şimdilik belli değil. Astronomi Okulu gibi bir şey olabilir. Muhtemelen Merkez’in en rağbet görecek bölümlerinden biri olacak. Yoğun bir çalışma vardı, kolay gelsin deyip ayrıldık. Yine bu bölüme Seramik Atölyesi de kurulacak.
Bilgi Dünyası Salonu’na giriyoruz. Hemen girişte solda 100 bin kitap kapasiteli dijital bir kütüphane karşılıyor bizi. Yan tarafında 11 bin kitabın bulunduğu bir kütüphane daha var. Hoca “Burayı Türk Dünyasıkitaplarının bulunduğu ihtisas kütüphanesi yapacağız” dedi. Hüseyin Su Kütüphanesi... Asıl adı İbrahim Çelik. Çelik, elindekikitapları buraya bağışlamış. Yanında da ferah bir okuma salonu da var.
Tanıtımı yapılan 40 bilim insanı
Uluğ Bey, İbn Rüşd, Ali Kuşçu, Fethullah Şirvani, Gıyasüddin Cemşid el-Kaşi, Kadızade-i Rumi, Cezeri, Biruni, Harizmi, Fergani, Sabit bin Kurra, Battani, Zerkali, Nasirüddin-i Tusi, Ömer el-Hayyam, Farabi, İbn Bacce, Molla Lütfi, Mimar Sinan, Matrakçı Nasuh, Mirim Çelebi, Kalfazade İsmail Çınari, Piri Reis, Başhoca İshak Efendi, Tezkireci Köse İbrahim Efendi, Gelenbevi İsmail Efendi, Bursalı Ömer el –Şifa’i, İbn Şatır, İdrisi, İbn el-Heysem, Takiyüddin, Hüseyin Rıfkı Tamani, Salih Zeki Bey, Şerefeddin Sabuncuoğlu, Zehravi, Mehmet Emin Derviş Paşa, İbnü’l-Baytar, İbn Sina, Cabir İbn Hayyam ve İbn Nefis