Yazarın domino taşları

Önder Baloğlu yazdı

8 Ağustos 2015 00:04
A
a
“Aman yazarken çok dikkatli ol” diye uyarmıştı bir büyüğümüz:

“Yazarsın, güzel yazarsın ama bir gün öyle bir hata yaparsın ki tüm yazdıklarını silip atarsın…”

Japonların ünlü “domino” taşları gibiydi bu uyarı…

Adamlar, domino taşlarını günler, aylar hatta yıllarca dizerler ve bir TV kamerasının önünde ufacık bir dokunma ile yıkarlar…

Yıllarca verilen uğraş, iki dakikalık bir lokomotif gibi geçip gidiverir gözlerden…

Ama bu yıkım…

“Nedense büyük zevk verir izleyenlere!”

*****

Ya hata yapmazsan?

O zaman da işlemediğiniz bir hatayı doğrulamaya çalışıp, kulp takarlar!...

Tutmasa da fark etmez!

“İz bırakması yeter!”

Onca gazeteci arkadaşımız içeri atılırken, şu yaşananlara bir bakın…

“Almanya ayakta…”

Gazeteciler için “Vatan haini” deyip savcının istifa etmesi isteniyor…

Ya bizde?

“Savcı Kiraz”ın adliyede öldürülmesinden önce çekilen fotoğraflarını yayınladıkları gerekçesiyle…

“18 gazeteci için hapis isteniyor…”

*****

“Gazetecilik zor bir iştir, öyle dışarıdan görüldüğü gibi basit, kolay ya da sıradan değildir. Hele yazarlık hiç değil!”

“Sezai Şen” arkadaşımız böyle girmişti yazısına…

Biri sosyal medyadan suçlamış:

“Para karşılığı yazmıştır…”

Eskiden böyle adi çamurlara, meslek kuruluşlarımız göğüs gererdi…

Üzülme Sezai kardeş “Kimseye yaranamazsın…”

“10 tane iyi yazı yaz, 11’inci yazıda eleştir, senden kötüsü olmaz…”

Ama yine de üzülme… O 11’inci yazı var ya…

“Köşe yazarının namusudur…”

 

//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

Günün Şiiri

 

Zaman geçti

 

Vakit geldi, yolculuk zamanıdır

İlerlemiş bir saati gecenin

Kalbim, bütün hatıraları çağır

Erelim hazzına düşüncenin

O bildik şehre dönmedeyim

Sevdalı günler ötesine

Saadetten uçacak mı neyim?

Arzumca uydum gönlümün sesine

O bildik şehre dönmekteyim

Bozuldu artık o büyülü düzen

Bu şehir nerde, bıraktığın şehir?

Beni her şeylerden çok üzen

Göremez oldum onu pencerelerde

Bozuldu artık o büyülü düzen…

Azmi Tekinalp (Varlık – 1948)

 

Yüzme dereleri

 

Yaz mevsiminde boğulmalar konusunda, “Umut Gencer” adlı okur “Melih Aşık”a iletmiş:

-İşim dolayısıyla 3 yıl Hollanda’da yaşadım. Orada gördüm ki, çocuklara ilkokul 1.sınıftan itibaren yüzme dersleri veriliyor ve her aşama sonunda çocuklar sertifika ile ödüllendiriliyor.

Bu derslerin son aşaması ise kışlık elbiseleri ile suda hayatta kalma dersi… Dolayısıyla olası bütün kötü durumlara çocuklar hazırlanmış oluyor…

Ve de Melih Usta’nın küçük yorumu:

“Batılı yüzmeyi ciddi bir spor ve ihtiyaç olarak ele alıyor. Biz ise halâ mayo ile denize girmenin günah olup olmadığını tartışıyoruz…”

 

Siirtli’nin tavuk hesabı

 

Adamın biri lüks bir Mercedes ile Siirt’ten geçerken yolda bir tavuğa çarpar ve tavuk ölür…

Sürücü, tavuğun parasını vererek helalleşmek ister:

“Kusura bakma amca, istemeyerek oldu. Parası neyse hemen öderim…”

Siirtli, “Önemli değiş gardaş” dedi:

“Sana da geçmiş olsun, iyi bir adama benziyon. Amma biraz şaşkınsın! Sen çarptığın şeyin sadece bir tavuk mu olduğunu sanıyorsun?”

Yolcu şaşırır! Siirtli, adama bir çay söyler ve devam eder:

“Gel otur, bah dinle! Bu tavuk günde bir yumurta, ayda 30 yumurta, bir yılda 360, beş yılda 1800 yumurta getirir. Bunlardan her birinden civciv çıktığını, bunların da yarısının tavuk olduğunu her bir tavuğun bir o gadar yumurta verdiğini, falanı filanı hesaplarsak…”

Derken, şoför ne yapacağını iyice şaşırır ve uyanık Siirtli son sözlerini söyler:

“Gardaş, sen iyi bir adama benziyon hakkaten! Fazla bir şey istemiyerek senden, arabanın anahtarını bırah git!...”

 

 

 

 

20 milyon genç kız

 

Kitabevindeki bir derginin kapağında iri puntolarla “20 milyon genç Türk kızı en çok neyi arzu ediyor?” yazıyordu. Hemen raftan aldım ve sayfaları çevirirken eşim sinirlendi, “Ne yaptığını sanıyorsun?”

“Hiiç!” dedim:

“Adımı doğru yazmışlar mı diye bakıyorum da!”

 

Günün Olayı

 

Bir olayı iyi değerlendirmek için başkalarından dinlemek yerine, içinde olmayı yeğlerim.

Gözüme ve kulağıma inandığım kadar kime inanabilirim ki?

                                                        Balthör

Günün Biberi

 

Davutoğlu “Evlatlarımızı feda etmeye hazırız” diyor.

Binlerce evlada, binlerce anaya yazık değil mi?

“Bir koltuk feda etmek, bu kadar mı zor!”

                                                        Akif Kökçe

 

Kıssa-dan

 

Şiddetin sürmesi ve istikrarsızlığın, bir erken seçimde kimin işine yarayacağı açık.

Merak etmeyin…

“AKP’ye değil…”

                                                        Özgür Mumcu

 

Gerilim

 

Türk – Kürt ilişkileri denklemi, görüldüğünden hatta sanıldığından çok daha karışık, karmaşık bir denklemdir!

“Ama çözülmeyecek denklem yoktur…”

 

Günün Sorusu

 

“Liberalizm ne demek?”

Yanıt:

“Herkesin birbirine özgürce yalan söyleyebilmesi…”

Behiç Ak

 

Günün Balı

 

TSK, gönüllü asker olmak isteyen gençleri uyardı:

“Klavye değil bu bak, bi daha düşün!”

                                                        Twitter’dan

 

Cuk

 

Erken seçim için Çin’den geçici vatandaş temin ediliyor… Ayrıntılar birazdan…

 

Günün Sözü

 

Ona buna çamur atanlar, sonunda kirli elleriyle kalırlar!

 

Günün İncisi

 

Ruhun gülüyorsa, vicdanın huzur içinde demektir…

 

 

Cumartesi Öyküsü

 

Gerçekle yüzleşmek yeteneği

 

-Genç yaşında dul kalan bir baba, yaşamını biricik oğluna adamıştı.

Yavrusunun da evde bırakıp köy dışına işe gittiği bir gün, haydutlar köyü bastılar, tüm evleri yaktılar ve küçük oğlunu kaçırdılar.

Dönüşünde bir harabe yığınıyla karşılaşan baba, umutsuzca çocuğunu aradı. Dumanları tüten köyde bir çocuğun yanmış cesedini bulunca, oğlunun kalıntılarını sandı. Usulünce bir cenaze töreni hazırladı, cesedi tamamen yaktı, külleri topladı ve bir torbaya doldurdu. Omzuna astı ve hiç çıkarmadı.

Bitmeyecek bir yasa girmişti. Artık gittiği her yere külleri koyduğu torbayı da götürüyordu.

Oysa oğlu yaşıyordu ve bir gün haydutların elinden kaçmayı başardı. Günlerce yürüyerek köyün yolunu buldu. Bir gece geç vakit, babasının yıkılanın yerine yaptığı yeni evin kapısını çaldı.

Baba sordu:

-Kim o?

“Benim, oğlun, kapıyı aç…”

Oğlu sandığı çocuğun küllerini yanından hiç ayırmayan mutsuz baba, sefil biri kendisiyle alay ediyor sandı.

“Defol” diye bağırdı.

Çocuğu defalarca kapıyı vurdu ve babasını açmaya, kendisiyle konuşmaya çağırdı ama hep aynı yanıtı alıyordu.

Umudunu yitiren oğul, sonunda bir daha dönmemek üzere gitti.

 

*****

Bu öykü, Budizmin kurucusu ve “Budha” olarak da anılan “Siddharta Gautama”ya ait…

Rahiplere anlattığı öyküyü bitirince şöyle devam etti:

“Eğer bir fikre, mutlak gerçekmiş gibi sarılırsanız, gerçeğin ta kendisi gelip kapınıza vurduğunda, o kapıyı açmak ve gerçekle yüzleşmek yeteneğiniz kalmaz…”

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi