Mayıs ayının şu güzel günlerinde evlerde hummalı bir telaş var: Kışlıklar kalkıyor, yazlıklar çıkıyor. Ama o dolapların kapakları açıldığında hepimiz aynı gizli suçluluk duygusuyla yüzleşiyoruz. Bir kenarda duran, rengi solmuş, iki beden küçük gelen ya da aslında hiç sevmediğimiz o kıyafetler… Tam el herhalde çöpe ya da geri dönüşüm kutusuna gidecekken o tanıdık ses fısıldıyor: "Atma atma, evde giyersin."
Peki, gerçekten giyiyor muyuz? Yoksa o "evde giyerim"cilik, aslında hayatımızdaki fazlalıklardan, eski yüklerden kopamadığımızın bir kanıtı mı?
Doğu felsefesi, bizim o tıka basa dolu dolaplarımıza bakıp çok önceden teşhisi koymuş. Japonların "Danshari" adını verdiği müthiş bir felsefe var. Üç heceden oluşuyor ve hayatı hafifletmenin formülünü veriyor:
Dan (Reddet): Hayatına gereksiz şeylerin girmesine izin verme.
Sha (At/Ayrıl): Evinde yer kaplayan, sana artık hizmet etmeyen fazlalıkları fırlatıp at.
Ri (Özgürleş): Eşyalara olan o hastalıklı bağlılıktan ve bağımlılıktan kop.
Dünyaca ünlü temizlik gurusu Marie Kondo da bu felsefeden besleniyor ve dolabı açtığınızda elinize aldığınız her eşya için şu soruyu sormanızı istiyor: "Bu şey bana neşe veriyor mu?" (Does it spark joy?) Eğer o "evde giyerim" dediğin tişört sana bir neşe vermiyor, aksine her gördüğünde üzerinde bir ağırlık yaratıyorsa, onun yeri senin dolabın değil.
Çinlilerin kadim mekân düzenleme sanatı Feng Shui ise meseleye tamamen enerji (Chi) boyutundan bakıyor. Bu felsefeye göre, evde kullanılmayan, bir köşeye fırlatılmış, kırık, dökük veya sırf "idare etsin" diye tutulan her eşya, evin içindeki yaşam enerjisinin akışını engeller.
Dolabında hiç sevmediğin, sırf atmaya kıyamadığın için tuttuğun o kazak, evdeki enerjiyi bloke ediyor. Enerji akamayınca ne mi oluyor? Zihnimiz bulanıyor, kendimizi yorgun hissediyoruz ve hayatımıza yeni, güzel şeylerin girmesine yer kalmıyor. Yeni bir sayfa açmak istiyorsan, önce eski sayfaların kapladığı o kalabalığı temizlemen gerekiyor.
Aslında işin psikolojik boyutu çok daha derin. Kendimize sormalıyız: Biz neden dışarı çıkarken en güzel, en şık kıyafetlerimizi giyiyoruz da, sadece kendimizle baş başa kaldığımızda, evimizde, en sevmediğimiz, hırpani, sırf "atılmasın" diye saklanan şeyleri üzerimize geçiriyoruz?
İnsanın kendine verdiği değer, kimsenin onu görmediği anlarda başlar. Evde kendimizi döküntü eşyaların, sevmediğimiz kıyafetlerin içinde hapsettiğimizde, bilinçaltımıza şu mesajı gönderiyoruz: "Sen sadece artıkları hak ediyorsun." Hayır, en çok kendimizle kaldığımız o huzur alanında, evimizde temiz, bizi iyi ve konforlu hissettiren şeyleri hak ediyoruz.
Dolapları hafifletmek, hayatı hafifletmektir. Bugün o hurçları, çekmeceleri açtığında kendine karşı dürüst ol. Seni yansıtmayan, sana neşe vermeyen, sırf "belki bir gün" diye tuttuğun ne varsa vedalaş. İhtiyacı olan birine ver, geri dönüşüme gönder, evinden çıkar.
Göreceksin, dolabında açılan her boşlukla birlikte zihninde de bir ferahlık başlayacak. Çünkü insan, eşyalarını azalttıkça özgürleşir. Camları açın, dolapları boşaltın; bırakın hayatın taze enerjisi içeri dolsun.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Meğer kendimize kötülük yapıyormuşuz!
Ümit Polatbaş
Ülkemiz karanlığa gömülüyor
Kerem Akyıl
Eskişehir’de trafiğin azalmasını beklemek hayal!
Tarkan Demir
Sanayi bölgesindeki eski yapılar için uyarı!
Kaan Özcan
Susuz bir hayat düşünülemez…
Seval Erci
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy