Cumhuriyet Halk Partisi sürpriz bir karar aldı ve 39’uncu Olağan Kurultay sürecini başlattı. Buna göre delege seçimleri 13 Ağustos'ta, ilçe kongreleri 13 Eylül'de, il kongreleri ise 5 Ekim'de başlayacak. Erken seçim yapılması durumunda kongre takvimine ara verileceği bildirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi sürpriz bir karar aldı ve 39’uncu Olağan Kurultay sürecini başlattı. Buna göre delege seçimleri 13 Ağustos'ta, ilçe kongreleri 13 Eylül'de, il kongreleri ise 5 Ekim'de başlayacak. Erken seçim yapılması durumunda kongre takvimine ara verileceği bildirildi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunun CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, “Muhalefetteyken yapılan son kongre sürecimiz başladı! Partimize ve ülkemize hayırlı olsun” ifadelerinde bulundu.
Peki Eskişehir’de Kurultay süreci nasıl şekillenir?
Bu soruya benim cevap vermem çok kolay değil. Çünkü CHP’nin iç dinamiklerine tam olarak vakıf değilim. Ancak Talat Yalaz yönetiminin görev süresi boyunca çok başarılı olduğunu da görüyoruz. Tahminin Yalaz isminin geniş bir konsensusla yoluna devam edeceğidir. Bekleyip göreceğiz.
Ahmet Ataç haklı
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Gıda Güvenliği Panelinde konuştu ve “Yanlış politikalar nedeniyle gıda konusunda dışa bağımlı hâle geldik. Oysaki biliyoruz ki gıdayı yöneten, toplumu yönetir” ifadelerinde bulundu.
Ahmet Ataç yerden göğe kadar haklı. Ülkemizde gıda sektörünün her geçen sene daha da kötüye gittiğini görüyoruz. Çiftçi üretemiyor, üretse de hakkını alamıyor. Besici düşük fiyatlardan dolayı bıkmış durumda. Pek çok süt üreticisi ineklerini mezbahaya satarak, süt üretiminden çıkıyor.
Peki hükümet ne yapıyor? Yaptıkları tek şey Avrupa’nın bizi kıskandığını söylemek ve yalan yanlış rakamlarla algı oluşturmaya çalışmak.
Halbuki gıda üretimi petrolden, uçaktan veya uranyumdan daha önemlidir. Soframıza gelen yemeklerin yüzde 25’i yabancı memleketlerden geliyorsa, bizi yönetenler, bu işi beceremiyor demektir.
Süt üreticisi çok zorda
Eskişehir Süt Üreticileri Birliği Başkanı Yüksel Gedik çiğ sütün litre fiyatının 18 lira 35 kuruş olarak belirlenmesinin, üreticiyi çok zor bir duruma soktuğunu söyledi. Yüksel Gedik çiğ süt fiyatının en az 22 lira olması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Üreticinin hak ettiğinin altında ücret alması çok kötü bir şey. Fakat sektördeki tek sorun bu değil. Özellikle büyük süt fabrikaları üreticiden aldıkları sütün parasını ödemiyorlar. Eskişehir’de üç ay önce süt fabrikasına sattığı sütün karşılığını alamayan o kadar çok üretici var ki. Büyük fabrikalar resmen piyasada tekel oluşturmuşlar. Üreticiden aldıkları sütü 3 – 4 misline satıyorlar, ceplerine attıkları parayı da üç ay boyunca faize yatırıp, bir de oradan para kazanıyorlar.
AK Parti’den önce, eski ve güçlü Türkiye zamanında Et ve Balık Kurumu üreticinin sütünü satın alır, düzgün bir para verir ve üreticiden sütü alır almaz banka hesabına parasını yatırırdı. Böylece büyük süt fabrikaları şımaramaz, ister istemez onlar da üreticiye hakkını ve zamanında verirlerdi. Yani Et ve Balık Kurumu piyasayı dengelerdi.
Şimdi ise üreticimiz büyük fabrikaların insafına terk edilmiş durumda. Üretici batıyor, tüketici olarak bizler de çok pahalıya süt ürünleri almak zorunda kalıyoruz. Bu denklemin tek kazananı ise yandaş ve büyük şirketler oluyor. Batsın bu düzen!..
Emeklinin maaşına haciz
Emeklilerin kullandıkları tüketici kredilerinden dolayı, bugüne dek bankalar emekli maaşlarına doğrudan haciz uygulayamıyor, uygulayanlara karşı yapılan itirazlarla bu işlemler geri kaldırılıyordu. Ancak Yargıtay, bu durumu değiştirdi.
Artık kredi sözleşmeleri kapsamında verilen hapis, takas, mahsup gibi onay ve talimatlar doğrultusunda, bankaların emekli maaşlarına bloke koymasının yolu açıldı.
Elbette herkes borcuna sadık olmalı. Ancak Türkiye’de emeklilerin çok kötü bir durumda olduğunu unutmayalım. Kuş kadar maaşla yaşam mücadelesi veren emeklilerimizin borçlarını ödeyemediği durumlarda daha anlayışlı olmak gerekiyor.
Yargıtay’ın aldığı karar elbette kanunların ilgili maddelerine dayanarak alınmış bir karar. Bu konuda eğer ki yasal bazı açıklar varsa, hükümetin öncülük ederek kanunları değiştirmesi lazım. Kanunlar değişsin ki, bir somun ekmek bile alamayan emeklilerimizin evine haciz gönderilmesin.
Geri zekalı ve dingil atışması
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, şaibeli LGS sınavlarıyla ilgili bir örtbas açıklaması yaptı. Sayın Tekin bu açıklamasına “Geri zekâlıya anlatır gibi anlatıyorum” ifadeleriyle başladı.
Cumhuriyet kurulduktan sonra pek çok Milli Eğitim Bakanımız oldu. İçlerinden en iyisi kimdir bilemeyeceğim. Ancak gelmiş geçmiş en kötü Milli Eğitim Bakanı olarak Yusuf Tekin’i gösterebilirim. Sayın Bakan’ın rakiplerine “Geri zekalı” demesi ayıptır. Tabii bu arada Yusuf Tekin’i eleştiren CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in “Dingil” diye cevap verdiğini de unutmayalım.
Görüyor musunuz siyasetçilerimizi? Birisi rakiplerine geri zekalı diyor, diğeri de dingil diye cevap veriyor. Beyler ağzınızı toplayın lütfen…
Millet Bahçesi’nde uyuşturucu mu satılıyor?
Türkiye’de uyuşturucuya başlama yaşı 6’ya kadar düştü. Evet yanlış okumadınız; 6 yaşındaki bacak kadar çocuklar bile düzenli olarak uyuşturucu içmeye başlamışlar.
Şimdi sorsanız, “Bunlar Ayasofya’yı Kiliseye çevirdiler” gibi veya “İHA yaptık, SİHA yaptık” tarzında bir karşı açıklama alırsınız. Ancak bir ülkede uyuşturucu salgınının önü alınamıyorsa, o ülkedeki hükümet vazifesini yapmıyor veya tam olarak başaramıyor demektir.
Son olarak Eskişehir Millet Bahçesi’nde yaşanan bir olay kanımızı dondurdu. Olay, geçtiğimiz günlerde Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi içerisinde meydana geliyor. Edinilen bilgilere göre, yaşı küçük 3 kız, 13 yaşındaki Ş.N.A. isimli kıza saldırıyorlar. Yaşanan olayda Ş.N.A, dakikalarca dövüldü ve bu olay cep telefonu kameralarına kaydedildi. Dövülen kızın avukatı ise, müvekkiline zorla uyuşturucu içirilmeye çalışıldığını söyledi.
Uyuşturucunun ulu orta satılması, bir ülkenin köküne dinamit tıkıştırılmasıyla aynı anlama geliyor. Umarız aklımızı başımıza alırız ve uyuşturucuya karşı sözde değil, özde bir mücadele başlatırız.
Hani Suriye’yi fethetmiştik?
İsrail’in önünü açan Büyük Ortadoğu Projesi tıkır tıkır işliyor. Her zaman söylüyorum; Büyük Ortadoğu Projesi demek, Büyük İsrail Projesi demektir. Fakat aynı zamanda Küçük Türkiye Projesidir.
Filistin’in, Lübnan’ın, Suriye’nin ve İran’ın defterini düren emperyalistler, gözlerini Türkiye’ye diktiler. İkinci açılım adı verilen pazarlık sürecini de bu açıdan değerlendirmek lazım.
Son olarak Suriye’de yine bombalar konuştu. Hani birileri vaktiyle “Efendimiz, Yavuz Sultan Selim ayarında bir liderdir! Suriye’yi fethettik elhamdülillah” diyorlardı. Hani birileri 82’inci vilayetin Halep, 83’üncünün ise Şam olacağını söylüyordu. Hani birileri Suriye’ye huzur geleceğini, Türkiye’deki sığınmacıların akın akın Suriye’ye geri döneceğini söylüyordu?
Sahi ne oldu o iş? Bu da mı palavra çıktı?