SESSİZ ÇIĞLIK-II-

SESSİZ ÇIĞLIK-II-

6 Ağustos 2013 09:24
A
a
YAZIYORUM
 
SESSİZ ÇIĞLIK-II-
 
Dün bir okurumun mektubunu paylaştım sizlerle. Adeta çığlık çığlığa bir sitem mektubuydu bu. Bizlerden yani medya mensuplarından, gazetecilerden, köşe yazarlarından bekledikleri ilgiyi yeterli görmediklerinin bir çığlığı idi bu! Sessiz Çığlık koymuşlardı etkinliklerinin ismin de… Biz yasadığı hiçbir yanlış işe karışmadık diyorlardı bu çığlıklarında. Sadece Anayasamızın belirlediği doğrultuda görevimizi yapmaktan öte hiçbir yanlış yapmadık diyorlardı. Ve itham edildikleri belgelerin sahte oluşundan, buna rağmen de dört duvar arasında mağdur edildiklerinden söz ediyorlardı…
Bu yazımı okuyan okurlarımız içerisinde hiç hapis yapan oldu mu? Ya da birinci dereceden yakınlarını hapishanede ziyaret etmek zorunda olanlar oldu mu? Nasrettin Hocamız ne demişti? Eşekten düşenin halini, eşekten düşen anlar… İstediğiniz kadar empati kurun, istediğiniz kadar gönül gözünüz açık olsun hava cıvadır inanın. Mahpus damlarının soğukluğunu ve oraya düşenlerin toplumsal yalnızlıklarını sadece çekenler anlar. Diğerlerinin yaptığı da “bekâra eş boşamak” cinsinden lakırdılardır ancak! Hele ki haksızlığa uğradığını haykıran bir insanın acısını sadece en yakınları anlayabilir…
Yarın ulu bir bayramın arifesi saygın okurlarım. Sizlerden sadece on dakikalığına empati kurmanızı rica ediyorum. On dakikalığına kendinizi bir mahpus damında hayal edin. Üstelik de kendinizce haksızlığa uğradığınızı iddia ediyorsunuz. Bu psikoloji içerisinde canım dediğiniz çocuğunuzdan, yârinizden çok uzaklardasınız. Bir mahpus damının soğuk ve daracık duvarları arasında bayram arifesindesiniz. O bayram size bayram mıdır? Yoksa hayatınızın en büyük ızdırabı mıdır?
Ben, okurum Alican Türk ve onun konumundaki yüzlerce askerin haklılığını ya da haksızlığını sorgulamıyorum dikkat ediniz! Ben sadece “haksız yere cezaevlerindeyiz” diye çığlık atanların sesinin duyulmasını arzuluyorum. Bunların da asker ya da sivil olmaları zerre kadar umurumda değildir inanın. “Haksız yere” çığlığını atan herkesin haklarının teslim edilmesini istiyorum. 12 Eylül faşist darbesi döneminde, on yedi yaşındaki kardeşimi Mamak Cezaevinde ziyarete gittiğim her gün benim için yaşanmamış bir gündür biliyor musunuz? Benim ve benim gibilerin empati kurmasına da gerek yoktur anlayacağınız…
 
 
 
 
 
 
UZAKTAN GAZEL
 
SANATÇI EL ÖPMEZ?
 
Günümüzde her ne kadar yozlaştırılan bir kavram da olsa sanatçılık özel bir ayrıcalık ve yetenektir. “Sanatçı muhalifti” lafına da gıcık kaparım. Sanatçı öyle durup dururken ota moka muhalif, geçimsiz, kasıntı bir ukala olarak da algılanmamalıdır. Işık saçan, haksızlıklar karşısında değil ele etek öpmek rest çeken koca yürektir sanatçı. Güçlüye yağdanlık etmez sıradan insanlar gibi. Şu sıralar el öpmek üzere kuyruk oluşturanların her fırsatta gözünü kaldıran yandaş medya doğal olarak sayfalarını ve ekranlarını o türlerle donatsalar da; Sanatçı el etek öpmez arkadaş. Sanatçıyı sanatçı yapan özel donanım da budur zaten. Yani iskeletidir, köşeleridir…
 
OZANCA
 
Nenni Nenni
Bunca gamın bunca derdin içinde
Yaşamak bizlere zor Nenni Nenni
Sizden umudumu kesmem erenler
Elbet bir çaresi var Nenni Nenni…
 
Üstümüzde duman vardır dağ gibi
Her yandan kuşatmış sanki ağ gibi
Güz gelince bozulmuş bir bağ gibi
Ne hallara düştük gör Nenni Nenni…
 
Eğil gel Akarsu gel Hakka eğil
Bir kere ağ yara vermedin meyil
Suç bizim sevdiğim kimsede değil
Gelmişiz dünyaya kör Nenni Nenni…
Muhlis AKARSU
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi