YAZIYORUM
ŞEKÜR OYMAKÇI…
“Eskişehir’in değerleri” başlıklı yazımda çok genç yaşında hayata veda eden bir müzisyenden bahsetmiştim anımsarsanız. Rahmetli Şekür Kaymakçı ile ilgili olarak gelmiş geçmiş en iyi bağlama sanatçısı olarak bahsediliyor. Benim de yakından tanıdığım Japon Fikret lakaplı kardeşim Fikret Özden’in de ondan ilham aldığı söylenir. Şekür Kaymakçının karasevdaya tutulduğu bir bayandan söz ediyor onu tanıyan herkes. İsminin Kadriye olduğunu öğrendiğim bayana sırılsıklam aşık olduğunu söylüyorlar. Ümitsiz bir aşk olduğunu tahmin ettiğim bu sevdanın bedeli ağır oluyor Şekür üstada. Kemik ermesi hastalığı yirmi dörtlü, yirmi beşli yaşında onu yaşamdan koparıyor ne yazık ki! Hani yazar arkadaşlarım detaylı bir araştırmaya girseler inanılmaz bir öykü olur. Sinemacı arkadaşlarımız için de ilginç bir senaryo olur düşüncesindeyim inanın. Lakin bu kentte sanatçı diye bizlere tanıtılan(dayatılan)kişilerin dışındakiler pek ilgimizi çekmediğinden benimkisi çocuksu bir düş sadece biliyorum…
Sosyal paylaşım sitesinden arkadaşım olan(ağabeyimiz)Arif Doğan yazımı okumuş ve bir fotoğraf paylaşmış. Belki bilmeyenler olur ama bahsettiğim bu değerli insan da zamanında müzisyenlik yapmış. Sahnede gençlik yıllarında çekilmiş birçok fotoğrafı paylaştığı için biliyorum bunu. Eskişehirli olmama rağmen ne yazık ki üç yıldır tanımaktayım memleketimi yakından… Gönderdiği fotoğraf (foto yorumda paylaştığım)1970 li yılların başında Eskişehir Belediye Gazinosunda çelikmiş. Gazinonun sahibi Ali Rıza Doğan(sanıyorum Arif beyin ebeveyni)ve gazino çalışanlarının ortasında ise Şekür Oymakçı bulunuyor. Şekür Oymakçının omzuna sarılıp elini sarmalamış kişi için de “darbukacı Sabahattin” diye not düşmüş. Onunla ilgili bir bilgi vermemiş sevgili Arif Doğan ağabeyimiz. Siyah beyaz filmler ve fotoğraflar beni zaman tünelinden ışık hızıyla uçurur atiye. Genç yaşta yaşamını yitiren bu değerimiz yaşasaydı şu an hangi konumda olurdu diye düşünüm dakikalarca. Ölümsüz eserler mi üretirdi, ya da kendisine yapılacak en büyük kötülüğü tercih edip bağımlı mı olurdu? Ya da benim gibi müzikten kopartılır mıydı o ya da bu nedenden ötürü!
KÜLTÜR MÜDÜRLERİ ve SANATLA İLGİLİ HER BİRİME!
Defalarca yazdım, hiç çekinmeden yazmaya devam edeceğim. Ta ki bu kentin unutulmuş değerlerinin anımsanması adına gereğinin yapılacağı güne dek sürdüreceğim bu ısrarımı. Kent Belleği Müzesi dahil, İl Turizm Müdürlüğü dahil, Belediyelerin kültür müdürlüğü birimleri dahil hepinize sesleniyorum. Gelin şu gereksiz kibrinizden arının artık. Bu kentte sanatçı deyine aklınıza Nuri Alço ve Mithat Körler’in dışında nice değerimizin olduğunun bilincine varın. El ele vererek, nakış gibi işleyerek sanat tarihimizin yıldızlarını hak ettikleri sayfalara yazalım. Gelin yakışanı yapalım…
OZANCA
Yerliyim yerli olmasına
İlmik ilmik, damar damar yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri,
Bir avuç tiftik, bir çimdik çavdar,
Bir tutam Şile bezi gibi,
Dişimden tırnağıma kadar ressamım.
Yurdumun taşından toprağından
Şurup gelir nakışlarım,
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına,
Canım kurban şiirin gerçeğine, hasına.
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum,
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter,
Eğri büğrü, kör topal kabulüm.
Şairim, zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
Ayak seslerinden tanırım.
Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım.
Şairim, şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm…
Bedri rahmi Eyüboğlu