YAZIYORUM
İFTAR ÇADIRLARI İLE İFTİHAR EDİLİLİR Mİ?
Mevcut iktidarın göreve geldiği 2002 yılında 15,5 milyon olan “kredi kartı”, 2013 yılının nisan ayı sonu itibariyle 56 milyona yükselmiş. Yani on bir yıllık dönemde tam 41 milyon artmış! Ben yanlış mı anımsıyorum acaba? Geçtiğimiz yıllarda Maliye Bakanlığı kredi kartı kullanımını teşvik etmiyor muydu? Eğer balık hafızalı değilsem aynen de böyleydi! Peki, şu günlerde neler söylüyor bizleri yönetenler kredi kartı ile ilgili olarak? Kısacası, “haddinizi bilin kullanmayın” biçiminde açıklamalara sizler de tanıksınız…
Çaresizlik nasıl bir ruh halidir bilir misiniz? Üstelik de hem çaresiz hem de bilinçsizseniz vay halinize. Minicik bir rüzgâr bile sizi önüne kattığı gibi sürükler, taklalar attırır. Empati kurmak ya da karşındaki anlamak, her insanım diyende var olmayan bir yetenektir. Günlerdir aç bir insanı beş yıldızlı otelin mutfağına kilitleyip, oradaki yiyeceklere el sürmemesini istemeniz ne kadar insancadır hiç düşündünüz mü? Ahlaksızlık o aç insanın yiyeceklere saldırması mıdır, yoksa o aç insanı o ortamda sınamak mıdır? Şu gün itibarı ile üç milyona yakın insan, borcunu ödeyemediği için kredi kartı yönünden “takibe” alınmış.
İnsanlar borç edinerek eski borçlarından kurtulacaklarını sanıyorlar. Tüm bu acı gerçeği bilen bankalar da leblebi şekeri dağıtır gibi kredi kartı dağıtıyor her önüne gelene. Bu denetimi yapması gereken güç yani devlet ne yapıyor peki? Bir zamanlar teşvik ederken, şimdi de “ayağınızı yorganınıza gör uzatın” türünden akıl veriyor vatandaşına. Bu ülke net manzarasına rağmen bu özel ayda(ramazan ayı)bilindik görüntü ve söylemler devam ediyor ne yazık ki! Yüzlerce metre uzunlukta kurulu masalarda iftar yemekleri, çadırlar önünde yemek sırasına girmiş insanların oluşturduğu kuyruklar devam ediyor. Sıraya girmiş bu insanlar içinde mağdur olmadığı halde bu işe yaşam biçimi haline getirmiş tüler de olsa çoğunluk muhtaç. Ve en önemlisi de iftar çadırları ile övünenlerin ikrah getirten açıklamaları. İslam âleminde kardeşlik, birlik, beraberlik gibi sığ açıklamaları. Hangi kardeşlik, nerede? Irak’ta mı, Afganistan’da mı, Suriye’de mi? Velev ki inandık sizlerin bu sığ açıklamalarınıza, o halde oluk oluk akan bu kanlar nedir diye sormazlar mı sizlere? Biz yine gelelim yazımın başlığına isterseniz. Sizler yapın bunun takdirini saygın okurlarımız. Tüm bu gerçekler ışığında iftar çadırları ile iftihar etmenin bir manası var mıdır, varsa nedir?
Not: Dün köşe yazımda Rahmetlik Mustafa Mansız yerine İlhan Mansız ismini kullandım. Sevgili Önder Baloğlu ağabeyime hatam için uyarısından ötürü teşekkür ediyorum…
UZAKTAN GAZEL
ALEVİLİK ÜZERİNE!
Son günlerde ben de “dört dörtlük aleviyim” cümlesi kırla gidiyor. Aleviliğin düsturunda “eline beline diline hâkim olmak” gerçeği yatar. Bunlardan birisi ihmal edilirse iddia, iddia olmaktan öteye gitmez diyor sevgili Hüsniye Kaya…
OZANCA
SIVAS
Pir Sultan’dan beri lekeli adın,
Nedir bu bizlere ettiğin Sivas?
Söyle de bilelim nedir maksadın?
Yetsin artık bu kin güttüğün Sivas!
Hızır sende astı o Pir Sultan’ı,
Temizle kolaysa gel de bu kanı,
Alevler içinde otuz beş canı,
Dumanlar içinde tüttüğün Sivas!
Sana gelen canlar diyor elaman,
Suçsuz yere yandı gitti bunca can,
Ne zaman bitecek acep ne zaman,
Nefreti, nefrete kattığın Sivas!
Acımızı, acımıza eklersin,
Yüreklere derdi gamı yüklersin,
Ağzın açmış aç kurt gibi beklersin,
Daha yetmedi mi yuttuğun Sivas?
Fikret’im, nefretim bu alçaklara,
Dumanlar kapladı göğü kapkara,
Can pazarı kurdun Madımak’lara,
Nedir can alıp can sattığın Sivas?
Fikret DİKMEN NİĞDE