YAZIYORUM
GÜZEL HAMİDİYE’M BENİM…
Çok değil, Eskişehir merkeze kırk kilometre uzaklıktadır Hamidiye. Mahmudiye ilçesi ile de on kilometredir arası. Haydi, zaman tünelinden geçmişe doğru bir yolculuk edelim birlikte saygın okurlarımız. Mustafa Kemal ve ona yüreğini vermiş yüz binlerce şehidimizin kurduğu genç Cumhuriyet yıllarına gidelim. Halkın %80 inin köylerde yaşadığı ve yüz kişiden sadece dördünün okuma yazma bildiği yıllara gidelim. Aydınlanma harekâtının en güzel simgelerinden olan Köy Enstitüleri kurulma kararı alındı 17 Nisan 1940 yılında. Demiryolunun geçtiği yirmi bir bölgede kuruldu ışık saçan bu kurumlardan. Bir tanesi de Çifteler Köy Enstitüsü adı ile Hamidiye Köyünde kuruldu. On yedi binin üzerinde aydın beyinli, üretken ilkokul öğretmeni yetişti bu okulların tümünden… İşte Hamidiye köyünün en büyük özelliği bu aydınlanma tarihine çok yakından tanıklık etmesidir. Öyle bir köydür ki Hamidiye, Mustafa Kemal’in daima hayalini süslediği çağdaş-modern köylere örnek bir köy. Köy Enstitüsünün, Öğretmen Okulunun şavkı her Hamidiye’linin alnında onur işaretti gibidir adeta. Bu köyün(ne yazık ki artık köy değil) kızlı erkekli nice genci üniversite mezunudur, nitelikli mesleklerin sahibidirler…
İşte bu örnek köye ikinci kez düştü yolum. Eskişehir memleket Sevdalıları Derneği tarafından “Gençlik Kampı” etkinlikleri çerçevesinde, konuşmacı olarak davet edildim geçtiğimiz Çarşamba akşamı. Köyün erkeklerinden sayıca daha fazlası kadınlarımız vardı etkinlikte. Aydınlık yüzleri ile beni dinlemeye gelen anneler, ablalar, kız kardeşlerim çoğunluktaydılar. Onlara bilge tavırlarla, entelektüel edalarla nutuk atmak değildi benim işim. Yaklaşık on beş dakika konuşup kendimi iyice ifade ettikten sonra aralarına daldım mikrofonla. Adeta bir foruma dönüştü iş. Önceleri konuşmakta heyecanlanan Anadolu’mun temiz kadını zaman ilerledikçe öylesine güzel katıldılar ki yaşadıkları coğrafyanın ve ülkemizin meselelerine. Tarih kokan Yunus Emre Anadolu Öğretmen Lisesinin her geçen gün kaderi ile baş başa bırakılmasına öyle güzel değindiler ki. Dereye akıtılan lağımından, atıl vaziyette çürümeye yüz tutan binalarına dek neler neler vurgulandı. Atatürk heykelinin çürümeye yüz tutmuş haline, sırf havuz görünmesin diye sonradan kondurulan binaya, kesilen ağaçlara içlerinin sızladığını öyle güzel anlattılar ki. “Orda bir köy var uzakta” şarkısını yüreğinde ve belleğinde sımsıcak taşıyan bir yöneticiden medet bekliyordu hemen hepsi de. Mahmudiye Belediyesinin başıboş sokak köpekleri ile ilgisizliğinden dert yandılar. “Bu coğrafyada, Allah’ın bu mazlum hayvanlarının da yaşam haklarının olduğunu biliyoruz. Ama bunları kısırlaştırmak, aşılatmak Mahmudiye Belediyesinin işi değil mi” sorusunu sordular. Belediyenin ilgilenmesi için yazılı ve görsel medyadan yardım istediler. Elektriğin olmadığı yıllarda bizim Hamidiye’mize seyyar sinemalar kurulurdu, etkinlikler yapılırdı cıvıl cıvıl. O günleri çok özlüyoruz dedi aydınlık yüzlü Hamidiyeliler… Öyle özlemişim ki ruhunu bir torba kömüre satmayan onurlu Anadolu insanları ile sohbet etmeyi. Öyle özlemişim ki aydınlık beyinli kadınların yürekli konuşmalarını. Öyle özlemişim ki “benim insanlarım” diyerek onları yüreğime koyup yarınlar adına umutlanmayı…
Her daim vurgularım yazılarımda. “Ben Eskişehir’de doğdum, ben Eskişehirliyim” avuntusu sadece züğürt tesellisidir. Aslolan Eskişehir’de yaşamanın ötesinde, Eskişehir’i yaşamaktır…
OZANCA
KÖY ENSTİTÜLER MARŞI(ZİRAAT MARŞI)
Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine
İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.
Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği,
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği,
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Söz: Behçet Kemal Çağlar
Beste: A.Adnan Saygun