YAZIYORUM
ASKER OLMAK!
Memlekette kafası kalın çok olursa, bazen bir kere yazman gerekeni on kez yazmak zorunda kalırsın. Andon olduğu için, IQ nasipsizi olduğu için seni bir türlü anlamak istemeyen bir güruh vardır. İşte o güruhun donsuz şövalyeleri seni görmek istediği gibi görmek isterler. Merkezi kendileri tayin ettikleri için, en doğru kendilerini görürler. Aynaya bakmaz bu tür deyyuslar. Sigaradan sararmış bıyıklarına, alkolden heybeye dönmüş gözaltı torbalarına bakmadıkları gibi; gönül aynalarına da bakmazlar asla. Çünkü onurları gibi gönül aynaları da kırıktır. İşte bakmamalarının yegâne sebebi de budur aslında. Yüzleşmek onların dondurma gibi yaladıkları kişiliklerini daha da eritecektir bunu çok iyi bildikleri için bakamazlar gönül aynalarına. Laf salatası yaparak geçirirler ömürlerini. Hani leyleğin laklak la geçirdiği ömürden farksızdır yaşam öyküleri. Bu deyyusların ağabeyleri de zamanında devrimci geçinenlerdendi. O süt oğlanların ağabeylerini de sevmezdim zaten. Onlar da “Diyalektik ve Tarihi materyalizm” örneğinden bazı kitapları ceketlerinin sağ dış ceplerinde gezdirirlerdi. Herkes görsün de nasıl kıyak bir devrimci olduğunu anlasın diye kitabın canı çıkana dek, yaprakları pörsüyene dek göstermelik biçimde gezdirirlerdi ceplerinde. Ezberledikleri klişe dört satırı hayatlarının her alanında satarak davul çalıp parsa toplamaya çabalarlardı. Lakin üzerlerinden geçen faşist 12 Eylül panzeri bu türlerin maskelerini düşürüverdi. Kimi yurt dışında soluğu aldı, kimi itirafçı oldu, kimi “benim memurum işini bilir” diyen şişman bir zatın kurduğu partinin saflarında yakıştıkları koltuklara yerleşti. “Biz artık değiştik” diyenler de oldu içlerinden. “Global dünya” tekerlemesi hiç eksik olmadı yenidünya düzenlerinde…
“Yetmez ama evet” sloganı onların kaşar popolarına yapıştı kaldı sonunda. Damgalı eşek misali gezmekten de hiç utanmadılar. Rahmetli babamın “ar namus tertemiz” benzetmesine öylesi yakıştılar ki, bu kadar olur! Şimdilerde “Mustafa Kemal’in neferleriyiz” diyenleri, “asker olmaya hiç niyetimiz yok” lakırdıları ile küçümsemeye kalkmışlar. Ben de diyorum ki bu güruha; Asker olmak, yetmez ama evet” çi olmaktan, liboş olmaktan, rakı şişesine girecek kadar küçülmekten çok daha yeğdir…
UZAKTAN GAZEL
19 Haziran Çarşamba akşamı saat 20.00 sıralarında Osman Cemoğlu ile Tülomsaş Lojmanlarına doğru yaklaştık. Karanlıklar arasında adının Neriman Güngör olduğunu öğrendiğimiz bir hanımefendi el etti ona doğru yaklaşmamız için. Önünde alışveriş ettiği poşetler vardı ve dolmuş bekliyordu gideceği güzergâha. “Oğlum dedi elini omzuma koyarak. Atatürk’ün yolundan ayrılmayan aslan oğlum! Sen bizlere nasıl moral oluyorsun, nasıl dilimiz oluyorsun, nefes oluyorsun biliyor musun? Allah sana güç versin o yüreğine yürek katsın ki eksik olma. Benim dedem İstiklal Savaşında can verenlerden. Bu vatanı kolay kazanmadığımızı anlatmaya devam et ne olur…”
Osman Cemoğlu ile gözyaşlarımızı tutamadık…
Neriman ablama sözüm olsun ki “gönen dönsün, ben dönmezem yolumdan…”
OZANCA
…
Nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
Çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
Şol yüzünde güneş südü sıcaklık
Ellerinden öperim Mustafa Kemal
Senin dalın yaprağın biz senin fidanların
Biz bunları yapmadık
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
Hani bir vakitler Kubilay’ı kestiler
Çün buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa’m Mustafa Kemal'im…
Attila İlhan