Geçtiğimiz gün Adalar’da, Porsuk’un kıyısında şöyle bir yürüyüşe çıktım. Bahar güneşi Eskişehir’in üzerine yeni yeni düşerken, kafelerin hınca hınç dolu olduğunu gördüm. Şehrimizin o meşhur genç enerjisi her zamanki gibi sokaktaydı. Ancak bir şey dikkatimi çekti; dört kişilik bir masada oturan gençlerin dördünün de kafası eğik, gözleri ellerindeki o küçük cam ekranlara hapsolmuştu. Yan yanalar ama birbirlerinden kilometrelerce uzaktalar. "Dijital Obezite" her yeri sarmaya başladı. Tıpkı fast-food gibi; tükettikçe şişiren ama beslemeyen, anlık hazlar verip uzun vadede ruhu hantallaştıran bir bilgi ve görsel bombardımanı.
Eskişehir, Türkiye’nin en sosyal şehirlerinden biriydi, öğrenci şehri olması ve o canlı sokakları... Fakat bugün gelinen noktada "sosyalleşmek", bir kafede aynı Wi-Fi ağına bağlanıp farklı dünyalara dalmak haline gelmiş durumda. Gençler bir aradayken bile yalnızlar. Peki, neden? Sadece teknoloji bağımlılığı mı bu? Bu kaçışın altında yatan asıl sebebin sadece "sosyal medya merakı" olmadığını görüyorum. O ekranlar, aslında birer sığınak.
Bugün Eskişehir’de bir üniversite öğrencisi ya da yeni mezun bir genç için hayat, son yıllarda çok daha engebeli. Masadaki o sessizliğin altında; "Okul bitince ne yapacağım?", "Bu hayat pahalılığında nasıl ayakta kalacağım?", "Kiralara yetişebilecek miyim?" sorularının ağırlığı var.
Geçim krizi ve gelecek kaygısı o kadar baskın ki, gençliğin o doğal neşesi yerini sessiz bir endişeye bırakmış durumda. Genç, reel dünyadaki bu devasa sorunlarla baş edemeyince, kendini dijital dünyanın o parıltılı, filtreli ve her şeyin mümkün göründüğü sanal dünyasına atıyor. Dijital obezite, aslında hayatın acı gerçeklerine karşı bir nevi "anestezi" görevi görüyor.
Anadolu’nun kalbinde, üç üniversitenin gölgesinde yaşayan bu pırıl pırıl zihinler, şimdilerde "diplomalı işsizlik" korkusuyla yatıp kalkıyor. "Yüksek lisans da yapsam, yabancı dil de öğrensem bir kapı açılır mı?" tereddüdü, gençleri sokağın gerçeklerinden koparıp telefonun soğuk ışığına itiyor. Yaşama kaygısı, yaşam sevincinin önüne geçmiş vaziyette.
Bundan sorumlu olabilecek herkese sadece "hata yapıyorsunuz" demek kolaycılık olur. Mesele, bu gençlere dijital dünyadan daha cazip, daha umut verici ve daha "gerçek" bir gelecek sunabilmekte. Onları o masalarda baş başa bırakan sadece akıllı telefonlar değil, aynı zamanda toplum olarak onlara hissettirdiğimiz belirsizlik hissidir.
Eskişehir’in sokakları yine cıvıl cıvıl olsun, kafeler yine dolsun; ama o masalardan ekran ışığı değil, kahkahalar ve geleceğe dair heyecanlı tartışmalar yükselsin. Çünkü bir şehrin geleceği, ekranlara sığmayacak kadar büyüktür.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Özel değil devlet hastanesi yapılacak
Tarkan Demir
Deprem Eskişehir’e GE – Lİ – YOR
Kerem Akyıl
CHP mi sahada yoksa AK Parti mi?
Kaan Özcan
Eskişehir sokaklarında gördüğümüz en acı manzara!
Ümit Polatbaş
Üreticiler zirai don ile karşı karşıya!
Seval Erci
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
