Hiçbir çocuk annesinin karnından elinde bıçakla ya da uyuşturucuyla doğmaz. Eğer bir çocuk karakola düşmüşse, orada sorgulanması gereken ilk kişi o çocuk değil; onu o karakola kadar iten ailedir, toplumdur ve sistemdir.
Hukukta ve sosyolojide, yüzleşmekten korktuğumuz bir kavram var: Suça sürüklenen çocuk (SSÇ). Dikkat edin, "suçlu çocuk" demiyoruz. Çünkü çocuk suç işlemez; çocuk yoksulluğun, sevgisizliğin, denetimsizliğin ve çürümüşlüğün bir sonucu olarak suça sürüklenir, itilir. O, aslında fail değil, bozuk bir düzenin en büyük mağdurudur.
Peki, biz bu çocukları ne kadar koruyabiliyoruz? Gelin, lafı hiç eğip bükmeden devletin resmi rakamlarına, TÜİK verilerine bakalım. Bu rakamlar ülkemizin çocukları için adeta bir imdat çığlığıdır.
Sadece 2024 yılı içinde güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı tam 612 bin 651. Dile kolay, yarım milyondan fazla çocuktan bahsediyoruz. Bu çocukların 202 bin 785'i ise doğrudan "suça sürüklendiği" iddiasıyla karakollara, savcılıklara taşınmış.
Suça sürüklenen bu 200 bini aşkın çocuğun dosyalarına baktığımızda tablonun vahameti, o soğuk yüzdelik dilimlerde tokat gibi çarpıyor yüzümüze: İşlem gören çocukların %40,4'üne yaralama, %16,6'sına hırsızlık, %8,2'sine ise uyuşturucu kullanmak veya satmak suçları isnat ediliyor. Her yıl 200 binden fazla çocuğumuz okullarda, atölyelerde ya da spor salonlarında olması gerekirken adliye koridorlarında kayboluyor. Uyuşturucu batağının çocuk yaşlara inmesi, şiddetin ve hırsızlığın böylesine tırmanması sadece birer istatistik değildir; bu, geleceğimizin göz göre göre ellerimizden kayıp gitmesidir.
Bu çocuklar durduk yere ellerine silah almıyor ya da hırsızlık yapmıyor. Onları bu karanlığa çeken çok güçlü, sosyolojik ve yapısal girdaplar var. Derinleşen ekonomik kriz, çocukları en çok vuran faktör. Eve ekmek götüremeyen ebeveynler, sokakta çalışmak zorunda bırakılan ya da kolay yoldan para kazanma yalanına inandırılan çocuklar... Yoksulluk, suça giden yolun en geniş otobanıdır. Şiddet, öğrenilen bir davranıştır. Evde babasından dayak yiyen, annesinin dövüldüğüne şahit olan bir çocuk, sokağa çıktığında sorunlarını konuşarak değil, yumrukla ve bıçakla çözmeyi seçiyor.
Eğitim sistemimiz çocukları anlamıyor, onları hayata hazırlamıyor. Okuldan kopan, eğitim sisteminin dışına itilen her çocuk, sokaktaki çetelerin ve suç örgütlerinin en kolay hedefi haline geliyor. Her akşam televizyonlarda mafya babalarının "kahraman" gibi sunulduğu, lüks araçlarla racon kesilen diziler yayınlanıyor. Şiddeti sıradanlaştıran, suçluyu yücelten bu medya düzeni, genç beyinleri zehirliyor.
Bütün asayiş uzmanları bilir; seri katillerin, azılı suçluların geçmişinde genellikle hayvana eziyet vardır. Sokak hayvanlarına yönelik şiddetin, hayvan cinayetlerinin "kabahat" sayılıp cezasız bırakılması, şiddet sarmalının ilk antrenman sahasını oluşturuyor. Dijital dünya, çocukların odalarına kadar giren tehlikeli bir arka sokak haline geldi. Siber zorbalık, yasa dışı bahis, uyuşturucu temini ve şiddet içerikli oyunlar, ailelerin ruhu bile duymadan çocukları uçuruma sürüklüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünya genelinde her yıl 15-29 yaş arası gençlerde yaklaşık 193 bin cinayet vakası yaşanıyor ve bu yaş grubunda cinayet, en yaygın ölüm nedenlerinden biri. Ancak WHO çok kritik bir detayın altını çiziyor: Gençlik şiddeti, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun en derin olduğu, gelir adaletsizliğinin yaşandığı toplumlarda zirve yapıyor.
Gelişmiş, yüksek gelirli ülkeler ile bizim gibi ülkeler arasındaki en büyük fark burada başlıyor. Son 20 yılda gelişmiş ülkelerde çocuk suçluluğu ve gençlik şiddeti oranlarında ciddi bir düşüş yaşandı. Neden mi? Çünkü onlar çocuğu hapse atmak yerine, önleyici sosyal devlet mekanizmalarını devreye sokuyorlar. Bir çocuk okuldan uzaklaştığında ya da ailesinde sorun olduğunda, devletin sosyal hizmet uzmanları anında müdahale ediyor. Bizde ise çocuk ancak birini bıçakladığında ya da hırsızlık yaptığında sistemin radarına giriyor.
Türkiye'deki en büyük yara ise cezasızlık algısıdır. Bir toplumda adalet terazisi bozulmuşsa, o toplumun çocuklarına doğruyu öğretemezsiniz. Kravatlı hırsızların el üstünde tutulduğu, kadına şiddet uygulayanların "iyi hal" indirimiyle arka kapıdan salıverildiği, güçlülerin hukuku çiğneyip bedel ödemediği bir ülkede; bir çocuğa "suç işleme" demek ikiyüzlülüktür. Çocuklar aptal değildir; toplumdaki adaletsizliği, suçun nasıl yanınıza kâr kaldığını büyüklerden çok daha iyi gözlemlerler. Cezasızlık iklimi, çocuklara "Yeterince acımasız olursan sana bir şey olmaz" mesajını verir.
Suça sürüklenen her çocuk, aslında toplum olarak bizim başarısızlığımızın yansımasıdır. Ellerine kitap, kalem, müzik aleti veremediğimiz, başını şefkatle okşayamadığımız, sıcak bir yuva sunamadığımız o çocukların ellerindeki bıçağın kesiği, hepimizin vicdanında kanamaktadır.
Eğer bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle uğraşmaya devam edersek; dizilerde mafyacılık oynamaya, adaleti sadece zayıflara işlemeye ve yoksulluğu görmezden gelmeye devam edersek, o karakol kapılarından giren çocukların sayısı her yıl artacaktır. Suçlu çocuk yoktur; sahip çıkılmayan, karanlığa terk edilen çocuk vardır. Ve o karanlık, gün gelip hepimizi yutacak kadar büyüktür.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy