Eskişehir stres altında: 2025 hiç iyi geçmiyor!

ABONE OL:google news abone ol butonu
Videoyu Aç Eskişehir stres altında: 2025 hiç iyi geçmiyor!
A
a

Eskişehir Teknik Üniversitesi Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Türe, Eskişehir’in su stresi yaşayan iller arasında olduğunu vurgulayarak, 2025 yılındaki düşük yağışların bölgedeki su kaynaklarını daha da zorladığını belirtti.

Eskişehir Teknik Üniversitesi Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Türe, Eskişehir’in su stresi yaşayan iller arasında yer aldığını belirterek, bölgedeki su kaynaklarının doğru şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguladı. 2025 yılında yağışların az olduğunu dile getiren Türe, sloganların ötesine geçilerek gerçekçi ve bilimsel çözümlerin hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekti.

zzz23102025

“DÜNYADA SU, HAVA VE GIDADAN DAHA STRATEJİK MADDE YOK”

Suyun çok stratejik bir madde olduğunu söyleyen Türe, “Dünyada su, hava ve gıdadan daha stratejik hiçbir madde yok” dedi. Eskişehir’e yapılması planlanan altın madeni hakkında da konuşan Türe, “Düşünsenize bir oda dolusu altınınız var ama bir gram ekmeğiniz yok. Ne yapacağız? Elbette ki doğanın dinamiklerinin doğru kullanılması lazım. Ama ben keşke yapılmasa derim bunlar için. Bunun için daha az tüketmeyi öğrenmemiz lazım. Hepsi yapılabilir ama bilimsel temellere dayanılarak yapılmalı” diye konuştu.

2025 yılını yağışlar anlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hepimizin alışık olduğu yağış rejiminin epey bir değiştiğini görüyoruz. Beklediğimiz dönemlerde beklediğimiz yağışları alamıyoruz. Dolayısıyla, bu süreçlerde yaşadığımız dönem bir miktar bizler açısından da stres yaratmaya başladı. Hem bizi yönetenler açısından, özellikle su temini açısından, hem de tarımsal uygulamalar açısından büyük bir riskle karşı karşıya olduğumuzu görüyorum. Ama maalesef bunlarla da karşılaşmadan, önlemleri alamıyoruz. Sorunlar yaşandıktan sonra önlem arayışlarına giriyoruz. Sorunların öncesinde ise bu çabalarımız çok yeterli düzeye çıkmıyor.

“2025 YAĞIŞLARI BİZİ STRESE SOKACAK AZLIKTA”

Tabi ki bilim insanları, kanaat önderleri, pek çok insan ya da topluluk bu anlamda su ile ilgili olarak çok fazla sayıda bildirimlerde bulunuyorlar haklı olarak. Bunların bir kısmı slogan çevreciliği boyutunda kalsa da içinde çok ciddi uyarıların olduğunu da görüyoruz. Bu uyarılarda da dikkat çeken bir şekilde 2025 yılının istatistiklerine de baktığımız zaman, meteorolojik veri istatistiklerine de baktığımız zaman sanıyorum bunları daha net bir şekilde görülür. Matematiksel olarak da bunun açıklanabileceğini düşünüyoruz. Yani yağışlardaki eksilmenin açıklanabilir olduğunu düşünüyoruz. Ama sadece bu konularla ilgili olarak yağış meselesi değil de belli bir alanda çok fazla yağmur yağışı olsa bile bunun düzenli dağılması bizim için önemli. Hani kurak gidip gidip birdenbire yağmur yağdı diye de çok sevinmemek gerekiyor. Çünkü o da bir düzensizlik göstergesi. Kısaca özetleyecek olursak, 2025 yılı yağışlarımız açısından oldukça beklentilerimizin altında. Hatta bizi strese sokacak boyutta bir azlıkta gerçekleştiğini söyleyebilirim.

“Su stresi” ifadesini kullandınız. Bu ifadeyi Eskişehir özelinde açabilir misiniz?

Su stresi aslında bilimsel olarak da açıklanan bir model. Yani bir bölgede su stresi olup olmadığını ölçümleyebiliyoruz. Belli matematiksel modellerle ortaya koyabiliyoruz. Yani kendi kendimize burada su stresi vardır demek doğru değil. Suyun bütçesi, suyun bilançosu ve onu tüketen unsurlar arasındaki ilişkiye de bakarak bunu yapmak mümkün. Bunu hesapladığımız zaman eğer ortamın su ihtiyacının yeteri kadar karşılanmayacağı miktarda yağış var ise ve aynı zamanda rezervler de ona göre bulunuyorsa bu durum bize bölgenin su zengini mi su fakiri mi yoksa su stresi altında olduğunu mu gösteren bir şey. Yani su stresi, su fakirliği hemen hemen artık yakınımızda olan bir şey.

“SU VAR AMA İNSANLARIN İHTİYACINI KARŞILAMIYOR”

Yani bu ikisi de birbirine karıştırmıyor. Doğanın kendi dinamikleri içerisinde bu yağışlar yeterli olabilir. Ama insan kaynak olarak, sadece doğadaki diğer canlılar gibi su ihtiyacını karşılamıyor. Suyu çok değişik yöntemlerle kullandığımız için, biz sadece içmek ve biyolojik varlığımızı sürdürmek için bu suya ihtiyaç duymuyoruz. Endüstrimizin buna ihtiyacı var, tarımımızın buna ihtiyacı var. Pek çok ürün içerisine katılan bir madde, yaşamsal bir madde. Hayvanlarımız var. Dolayısıyla doğanın bize sunduğu su miktarının daha çok üstünde bir su tüketimine ihtiyacımız var. Bu da bazen meteorolojik kuraklık olmasa bile, tüketimde kaynaklanan fazlalık nedeniyle de bir stres ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla iki türlü stresten bahsedebiliriz: Bir, yeterince yağış olmaması nedeniyle suyun yeterince yeryüzüne düşmemesi; yağmurun düşmemesi. İkincisi, suyun var olması ama var olan toplumun ihtiyaçlarının çok fazla olması nedeniyle onu karşılamaktan uzak kalması. İkisi de farklı bir stres. Ben öbürünü meteorolojik olanı kuraklık, insanların tüketimlerinden kaynaklanan su kıtlığı ve stresine de kurutma diyorum.

“FİZİK KANUNLARI POLİTİKACILARIN TWEETLERİNDEN DAHA GÜÇLÜ”

Kuraklık açısından Eskişehir’i nasıl görüyorsunuz? Büyük bir tehlike bekliyor mu sizce?

Dünyayı bekleyen bir durum söz konusu. Ben bir ekoloji bilim insanıyım. Dolayısıyla ekolojik olarak olaylara yorum getirebilirim. Elbette ki bu yorumu ziraatçıların, ormancıların, diğer uzmanlık alanlarındaki insanların, jeologların, hidrojeologların açıklamaları benimkinden farklı olabilir. Gördüğümüz kadarıyla su, artık iklim değişikliğinin de artık kriz denilecek noktaya geldiğini görüyoruz. Her ne kadar bunlarla ilgili olarak birtakım politikacılar, büyük ülkelerin başkanları belli tweetler atarak bu konuyu tiye alsalar da unutmayın ki fizik kanunları politikacıların tweetlerinden çok daha güçlüdür.

Kuraklığı en aza indirmek ya da yavaşlatmak için ne yapmak gerekir sizce?

Havadan sudan kavramını çok kullanan bir toplumuz. Havadan sudan dediğimiz şey önemsizlik ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Havasızlığa üç dakika, susuzluğa da üç gün dayanıyoruz. Ama havadan sudan diyoruz. Ama artık bu böyle değil. O yüzden yapılması gereken bir, bu konuyla ilgili olarak kanaat önderlerinin, devletin, var olan kuruluşların olaya ciddi bakmaları. Yani sorundan önce ne yapabiliriz? Önleyicilik ön plana çıkması gerekiyor. Çünkü biz su havzalarında, su kaynaklarında onun ürettiği su miktarının üzerinde bir nüfusu barındırıyoruz. Onun üzerinde yüksek oranda işlevler bulunduruyoruz. Yani işte ekonomik varlıklar bulunduruyoruz. Tarımsal üretim yüzde 75’ine yakınını götürüyor mevcut tatlı su kaynaklarımızın.

“DÜNYADA SU, HAVA VE GIDADAN DAHA STRATEJİK MADDE YOK”

Biz genellikle bitkiyi değil tarlayı suluyoruz. Bunun nasıl yapılacağı ile ilgili teknolojiler, teknikler mevcut. Bunların yaygınlaşması lazım. Yaygınlaşması için sübvansiyonların, devletin, hepimizin bu sürece katkı sağlaması lazım. Sadece çiftçiyi bu konuda sorumlu tutmak da doğru değil. Çiftçi en son teknolojiyi kullanmak için gerekli ucuz krediyi, hibeleri bulmak durumunda. Çünkü onun da ürettiği stratejik bir madde. Yani şu anda dünyada su, hava ve gıdadan daha stratejik hiçbir madde yok. Ne füzeler ne silahlar ne uçaklar aklınıza ne gelirse gelsin, hiçbir şey bu üç maddenin yokluğu kadar büyük bir stratejiye sahip değil. Biz bunu göz ardı ediyoruz.

“Türkiye'de suyun yüzde 70’i tarımsal faaliyette kullanılıyor. Sanayide büyük bir israf var. Bireysel olarak evde yaptığımız su tasarrufunun önemi yok”yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ya tabii ki katılıyorum ama şöyle bir şey var: Yani bireysel dediğiniz insan evinde bir kostüm giyerken, aynı zamanda bir fabrikanın yöneticisi, aynı zamanda bir fabrikanın sahibi, aynı zamanda bir tarlanın sahibi. Yani suyu böyle birilerine emanet ettiğimiz tek bir şey değil ki. Bir kere su yetersizliği nedeniyle sürekli olarak biz suyu mekânsızlaştırıyoruz. Nedir suyu mekânsızlaştırmak? Suyun kendine ait bir havzası var ve o havzada toplam bir su bilançosu var. Matematiksel olarak ölçebiliyoruz ve oradaki suyun kaç kişiyi ne kadar tarım alanını ne kadar ormanı ne kadar birtakım varlıklar için yeterli olabileceği konusunda sayısal veriler elde edebiliyoruz. Bunu ölçebiliyoruz. Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Ölçüyoruz ama ölçümün sonuçlarına bağlı olarak yönetim davranışları sergilemek zorundayız.

“KARARLARI STRES ALTINDA ANLIK ALIYORUZ”

İzmir ve Uşak’ta su kesintileri oldu. Sizce önümüzdeki yıl Eskişehir’de de su kesintileri olabilir mi? Bu su kesintileri çözüm mü?

Elbette. Şimdi iki tane suyun etkisi var. Bir, suyun kıtlığının neden olduğu sorunları yaşıyoruz. İki, suyun çok olduğu zamanların da sorunlarını yaşıyoruz. Yani Karadeniz'de sellerle boğuşurken burada da susuzluk da görüyoruz. Yani böyle bir dengesizlik var. Bu yönetilebilir mi? Yönetilebilir. Ama topyekûn toplam bir yaklaşımla bakmak lazım. Bir de ihtiyacımız olduğunda stres altında karar vermek zorunda kalıyoruz. Yani böyle sakin sakin, daha çok fazla bu durumlara gelmemişken oturup konuşup, eylemler geliştirmek, önlemler almak yerine stres anında, olay anında hızlı bir şekilde panik olarak çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bu çözümler de tabii ki çok palyatif kalıyor.

“SU KAYNAKLARININ DOĞRU YÖNETİLMESİ GEREKEN BİR BÖLGEDEYİZ”

Eskişehir genel olarak biyolojik anlamda çöl sınırı içerisinde yer alan bir kent yani. Hani biz çöl deyince sadece toprak yapısına bakarak çöl değil, çöllüğü tanıyan bir yağış miktarı var. O yağış miktarının altında kalan bölgeler çöl olarak tanınır. Burası şu anda tam bir çöl değil ama su miktarı açısından doğru yönetilmesi gereken bir alanda bulunuyoruz. Yani Sakarya, Porsuk nehirleri büyük, önemli kaynaklar. Ama onları da biz doğru yönetmiyoruz. Yalnız sürdürülebilir su yönetimi dediğimiz teknolojiyi içeren, bilinç ve bilgiyi içeren ve aynı zamanda da yeterince kullanılan, yani istediğiniz kadar değil, yeteri kadar kullanılan ve kullanamadığımızı da doğru depolayabildiğimiz, doğru saklayabildiğimiz metodolojilere ihtiyacımız var.

“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SELLERLE MÜCADELEYİ KONUŞABİLİRİZ”

Şu anda iklim kriziyle öyle bir şey yaşıyoruz ki, bu kuraklığı yaşarsak, önümüzdeki dönemde sellerle nasıl mücadele etmemiz gerekiyor diye de konuşabiliriz. Çünkü sel de tarım alanlarını basıyor, mahvediyor. Buradaki sorun iklim krizi, iklimdeki düzensizlikler ve bunu bizim yarattığımız; yani aşırı derecede tükettik, aşırı derecede ürettiğimiz atıkların gezegen üzerinde, artık gezegenin taşıma kapasitesinin üzerinde birikmeye başlamasıyla olan bir olay bu. Bunu hepimiz biliyoruz ama hep bir başkasından bekliyoruz.

Eskişehir hem su fakiri olan hem de göç alan kentlerden birisi. İmar planlarından, göç politikasına kadar kentlerin su kaynaklarını düşünerek planlama yapmak gerekir mi?

Düşünün komşu ülkelerimizde her şey bol. Bizim burada su yok, gıda yok. Kim dinler sınırdaki askeri, polisi, mayını. Zaten ölecek burada. Olaya üç açıdan bakacağız. Bu sosyolojik bir olay, ekolojik bir olay, ekonomik bir olay. Gri su ayak izi dediğimiz kavram var. Kaynaktan alarak tükettiğimiz su kadar su harcadığımızı sanıyoruz. Hayır. Sizin akan bir kaynaktan aldığınız her su, aynı zamanda kirlenerek başka bir mekana akıyor. Giren ve çıkan su aynı kalitede mi? Kirletiyoruz, akıtıyoruz. Arıtma diye bir uygulama var. Bir suyu arıtmak için de içine katılması gereken temiz su var. 100 birim suyu kullandınız, atık su haline dönüştü. Arıtmaya gitti. Bunun içine 30-40 birim daha temiz su katmanız gerekiyor arıtma faaliyetleri için. O yüzden dediğim gibi, olaya sadece ekolojik de değil, sosyal, ekonomik, ekolojik ve çevresel açıdan üçlü bir perspektifle bakıp sürdürülebilir bir metodolojiyle bu su konusunu yönetmemiz lazım. Yani su konusu, insanlar üstü, politika üstü, siyaset üstü, her şeyin üstünde olan bir şey, bilimsel temelleri olan bir konu.

“BİR ODA DOLUSU ALTININIZ VAR AMA BİR GRAM EKMEĞİNİZ YOK”

Eskişehir’de altın madeni çıkarılmak isteniyor. Kuraklığı konuştuğumuz bir dönemde, su stresi olan Eskişehir’de, Sakarya Nehri’nin olduğu bölgede altın madeni çıkarılması doğru mu?

Bunları yaparken biraz gerçekçi de olmak gerekiyor. Dünyanın pek çok ülkesinde madencilik yapılıyor. Ama çevre hiç zarar görmüyor. Yani bunların yapılma biçimi, neden yapılması gerektiği, gerçekten ihtiyaç mıdır, ortaya çıkartacağı çevresel etki değerlerinin doğru değerlendirilmesi ve etkinliğin yüksek olması durumunda iptal edebilmesi, alternatiflerin değiştirilmesi... Bir taraf ekonomik diyor, bir taraf çevreciyiz diyor. Ama herkes eve gittiği zaman buzdolabı alacak mıyız diyor, teknolojik ihtiyaçları var. Maddesel olarak sağlayacağımız birtakım şeyler var. Bunların hepsi de doğadan çıkıyor. Nasıl yapacağız bu işi? Tamam, altın bana göre, kişisel sorarsanız hiç ihtiyacımız olmayan, çok az endüstride kullandığımız kadarıyla yeterli olan bir varlık. Ama maalesef altına yüklediğimiz görev bir biriktirme aracı haline dönüşmüş yani. Altın demek varlık biriktirme aracı haline dönüştürdüğümüz bir kaynak. Düşünsenize bir oda dolusu altınınız var ama bir gram ekmeğiniz yok. Ne yapacağız? Nerede kullanıyoruz altını? Takıyoruz. Takmasanız ne olur? Ama otomobilimizde, telefonumuzda, teknolojide bir malzeme olarak kullanılması kadarı yeterli. Onun dışında biz altını, farklı anlamla, binlerce yıldır yüklenmiş bu ve bir değer biriktirme aracı olarak görülmüş.

“TÜKETİMDEN TASARRUF ETMEYİP HER ŞEYE İTİRAZ EDİLMEMELİ”

Elbette ki doğanın dinamiklerinin doğru kullanılması lazım. Ama ben keşke yapılmasa derim bunlar için. Ama bunun için daha az tüketmeyi öğrenmemiz lazım. Hepsi yapılabilir ama bilimin ışığında, bilimsel temellere dayanılarak yapılmalı. Getirisi götürüsü dikkatli değerlendirip ekolojik bütçesiyle ekonomik bütçesinin doğru eşleştirilerek ancak öyle yapılması gerekir. Ama öyle yapmıyoruz. O nedenle sonuçları toplumun lehine, doğanın lehine, oradaki insanların lehine oluşmuyor. Bir de oradaki değerden de bölge halkımız pay alamıyor. Çıkan altını bölge halkıyla mı paylaşıyorlar? Öyle bir durum da yok. Ben bir konuyla ilgili yapılacak olan her işlem için bilimsel olarak etüt edilip objektif, gerçekçi, bilimin sözüne güvenecek şekilde tarafsızca incelenip sonuçlarının doğurduğu etkiler için gerektiğinde vazgeçebilmek, gerektiğinde başka bir yöntemi uygulamak ve başka bir yönden gidebilme kapasitesi lazım. Hepimiz istiyoruz doğamız sağlıklı kalsın ama bir taraftan da hızlı bir şekilde herkes bina yapmaya çalışıyor, evler almaya çalışıyor. Tüketimde hiçbir sınırlama yok. İsraf son noktada. Ama biz hiç tüketimden tasarruf etmeyelim ama yeri geldiği zaman da her şeye itiraz edelim. O da doğru değil.
 
Kaynak : HABER MERKEZİ
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi