Alpagut-Atalan madenine tepki büyüyor!

ABONE OL:google news abone ol butonu
Videoyu Aç Alpagut-Atalan madenine tepki büyüyor!
A
a

Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu, ÇED olumlu raporu verilen Alpagut-Atalan Altın Gümüş Madeni projesine tepki göstererek, bölgeyi yok edeceği gerekçesiyle projenin durdurulmasını talep etti.

Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu, Alpagut–Atalan Altın Gümüş Madeni projesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ÇED olumlu kararının ardından Mihalgazi Atatürk Caddesi’nde bir kıraathane önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Ormanımı suyumu madene vermem”, “Ormanlar nefestir kestirmeyiz” sloganları eşliğinde Platform adına açıklama yapan Bahtışen Demir, maden projesinin Eskişehir’e telafisi mümkün olmayan zararlar vereceğini belirterek doğal yaşamı ve yaşam alanlarını korumakta kararlı olduklarını ifade etti.

TARIMSAL ÜRETİM DE TEHDİT EDİLİYOR

Açıklamada söz alan Platform Avukatı Mert Yedek, TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük, Demirciler Mahallesi Muhtarı Kadir Şahan ve Platform Üyesi Latif Tiktikçi ise, projenin yalnızca çevreyi değil, bölge ekonomisini ve tarımsal üretimi de tehdit ettiğini belirterek sürecin şeffaflıktan uzak yürütüldüğünü, halkın bilgilendirilmeden kararlar alındığını vurguladı.

"TOPLANTI ADİL OLMAYAN BİR ŞEKİLDE YÖNETİLDİ"

“Doğasına, havasına, suyuna, toprağına sahip çıkanlarla tek ses olmak için bir aradayız” diyen Platform adına konuşan Bahtışen Demir, “15 Ağustos’ta projenin Halkın Katılımı Toplantısı gerçekleştirildi. Tutanaklar bizlerle paylaşılmadan kaçırıldı. Toplantı sırasında mikrofonlarımızın sesi kısıldı, toplantı adil olmayan bir şekilde yönetildi. Bizlerle sonradan defalarca tutanaklar için nöbetler gerçekleştirsekte paylaşılmayan tutanaklar ÇED raporuna eklendiğini gördük. Gördük ki tutanaklar gerçeğe aykırı tutulmuş. Gördük ki kamu tarafından düzenlenen tutanaklar usulüne uygun hazırlanmamış, gerçeklikle bir ilgisi bulunmamakta. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Hikmet Çelik’in suç vasfı barındıran hiçbir fiilini eklemeyerek hazırlanan tutanaklarla bu toplantının yapıldığı kabul edilemez. Şirket ise bu süre zarfında Eskişehir’in doğasına duyarlı halkında oluşan tepkiye karşı ‘Altın Madenciliği Milli Mücadelemiz’ başlıklı altına imza atmaya bile cesaret edemediği yalanlarla dolu bir broşürü Eskişehir’in her yerinde dağıtmaya koyuldu. Sebebi ise gerçeğe aykırı beyanlarla toplumda sakatlanmış bir rıza üretme arayışından başka bir şey değil” diye konuştu. 

"YERİN ÜSTÜ ALTINDAN DAHA KIYMETLİ"

Demir, maden projesinde kullanılacak siyanürün herhangi bir hastalığa sebep olmayacağıyla birlikte erkek doğum oranlarını arttırdığı iddialarına varan broşürler dağıtıldığına şahit olduklarını dile getirerek, “Toplumun karnı sizin yalanlarınıza tok, fakat biz her yerde gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Bizler, Eskişehir’in ve Sakarya Havzası’nın geri dönüşü imkansız şekilde zarar görmesini istemiyoruz. Yerin üstü altından daha kıymetlidir. Çünkü eğer bu proje hayata geçerse yüzlerce hektarlık orman varlığımız yok edilecek. Orman ekosistemimiz yok edilecek. Bölgedeki doğal yaşam olumsuz etkilenecek. Endemik türlerimizin yaşam alanları yok edilecek. Tarım açısından çok önemli değere sahip topraklarımız; teremiz, rokamız, yeşilliğimiz ve daha birçok sebzemizin ve meyvemizin üretimi olumsuz etkilenecek. Topraklarımız siyanürle, birçok ağır metal ile kirlenecek. İnsanlarımız kanser dahil, pek çok hastalıkla ile karşı karşıya kalacaklar. Madencilik faaliyeti için kullanılacak su Sakarya Nehrimizi ve yeraltı suyumuzu olumsuz etkileyecek” dedi.

İZİN VERMEYECEĞİZ

Su varlıklarını hem tüketecek hem kirletecek bir projenin kamu yararı olamayacağına vurgu yapan Demir, “Bölgeyi yok edecek bu projenin yapılmasına izin vermeyeceğiz. Çok kez söyledik bir kez daha söyleyelim, yapılması planlanan bu proje bir ölüm projesidir, doğayı yok ediş projesidir. Projenin ne kadar büyük olduğunu sizlere anlatmak için bir hesap yaptık. Bakın; Emek, Büyükdere, Gökmeydan, Vişnelik, Akarbaşı, Kırmızıtoprak, Erenköy, Yıldıztepe ve Yenikent Mahallelerinin toplam yüzölçümü 17 bin 900 kilometrekare. Maden projesinin ruhsat alanı 18 bin 400 kilometrekare yani yapılması planalanan maden, yukarıda saydığımız 9 mahalleden daha büyük alana sahip. Eğer bizler şimdi dur diyemezsek Sakarya Vadisi, ölüm vadisi olacak. Şirketin bölge halkını mülksüzleştirmek adına yok parasına topraklarını maden için köylülerin ellerinden alma girişimlerine de sessiz kalmıyoruz. Tek argümanları olarak bölgenin kalkınacağını iddia edenler bugün kamulaştırma tehdidiyle ucuz yoldan köylülerin tarım arazilerini ellerinden alma niyetinde” ifadelerini kullandı. 

HALK SÜRECE DAHİL EDİLMEDİ

Platform Avukatlarından Mert Yedek, İl Müdürü Çelik’in  Halkın Katılımı Toplantısı’nda madene karşı çıkanları “devlet projesine karşı çıkanlar” diyerek devlet düşmanı haline getirdiğini ifade ederek, “Halktan rıza alınması gereken bir süreçte, halkın iradesi sakatlanmış ve manipüle edilmiş bir rıza oluşturulmaya çalışıldı. O kadar kapalı bir süreç yürütülüyor ki, projenin neden durdurulduğunu bile öğrenemedik. Bakanlık da halkı bilgilendirmedi. İkinci İDK toplantısına gittiğimizde ise proje tekrar komisyondan geçirildi, ancak hangi gerekçelerle onaylandığı yine halka anlatılmadı. Ortada şeffaflıktan tamamen uzak, katılımcılıktan yoksun, halkın sürece dahil edilmediği bir ÇED süreci yaşanıyor. Görünen o ki Bakanlık, mevcut prosedürleri sadece şeklen yerine getiriyor ve aslında bir avuç sermayedarın bu toprakları talan etmesine öncülük ediyor. Kamu kaynakları da bu süreçte şirketin lehine kullanılmakta. Halkın katılımının tamamen yok sayıldığı, görüşlerinin alınmadığı bu ÇED süreci hem hukuka hem de kamu yararına aykırıdır. Bu nedenle iptal davası açacağız. Bu hukuki mücadelenin takipçisi olacağız. Tek bir ağacın bile kesilmesine izin vermemek için verdiğimiz mücadelenin arkasındayız” diye konuştu. 

UMUTSUZ DEĞİLİZ KAZANACAĞIZ

TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük, maden projesine hiçbir şekilde ÇED olumlu kararının verilmemesi gerektiğini aktararak, “Biz umutsuz değiliz. Daha önce benzer projelerde açılan davaların çoğunu kazandık, bu davayı da kazanacağımıza inanıyoruz. Çünkü ortada çok ciddi eksiklikler var. Bu davayı kaybedersek yalnızca bu bölgede yaşayan insanlar değil, burada yetişen ürünlerle geçinenler, doğadaki hayvanlar, Orta Sakarya Vadisi ve hatta ülke genelinde milyonlarca canlı olumsuz etkilenecek. Yani kazanan az, kaybeden çok olacak. Ruhsat alanı yaklaşık 2 bin 500 futbol sahası büyüklüğünde. Üstelik aynı şirketin bir başka ruhsatı daha var. O alanda hangi çalışmaların yürütüldüğü, ne gibi sondajlar yapıldığına dair hiçbir bilgi verilmedi. Ancak bölgede sondaj faaliyetlerinin sürdüğünü biliyoruz. Sadece ÇED kapsamındaki faaliyet alanı 650 futbol sahası büyüklüğünde olacak. Burada 500 metre derinliğinde bir açık ocak açılacak ve 10 yıl içinde 120 milyon ton kaya çıkarılacak. Bu miktar akıl almayacak kadar büyük. ÇED raporuna göre bu kayaçların 60 milyon tonu açık havada siyanürle işlenecek. Yalnızca bir yılda  5 bin tondan fazla siyanür kullanılacağı belirtilmiş. Bunun yanında birçok farklı kimyasal da kullanılacak. Tüm işlemler açık havada yapılacağı için bu kimyasalların havaya, toprağa, suya ve canlı yaşamına karışmaması mümkün değil” dedi. 

ALTIN TEMEL BİR İHTİYAÇ DEĞİL

Demirciler Mahallesi Muhtarı Kadir Şahan, iki yıl önce maden şirketlerinin proje hakkında halkı bilgilendirmek için geldiklerini kaydederek, “Ayrıntılarını bilmiyorduk. Araştırmaya başladım ve altın madenciliği hakkında hiçbir olumlu bilgiye rastlamadım. Bizim bölgemiz bir üretim bölgesi. Burada yapılan üretim temel gıda üretimi. Altın ise temel bir ihtiyaç değildir. Bir tarafta insanların sofrasına giren ürünler varken, diğer tarafta bu üretimi riske atan bir faaliyet var. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Burası Orta Sakarya Vadisi; ılıman iklimiyle, seracılığıyla, tarımıyla bilinen bir bölge. İnsanlar burada anne babalarından, atalarından gördükleri şekilde üretim yapıyorlar. Bu üretimi durduracak ya da şüpheye düşürecek bir gelişme, ürünlerimizin satılmasını bile engeller. Bu bölgeden çıkan ürünler ‘siyanürlü maden sahasına yakın yerden geliyor’ denilirse, insanlar o ürünü almak istemez. Bizim mallarımız pazarda değer kaybeder. Şimdi övünçle söylüyoruz: kışın onlarca kamyonla roka, marul, yeşillik İstanbul’a gidiyor. Ama bu üretim bir gün sekteye uğrarsa ne olacak?”  ifadelerini kullandı. 

"ALTIN ÇIKINCA NE OLACAK?"
Madenin bulunduğu bölgenin 800 metre, Sakarya Nehri ise 200 metre rakımda olduğuna dikkat çeken Şahan, “Arada 600 metrelik bir yükseklik farkı var. Olası bir taşma durumunda bu kütlenin önünde hangi güç durabilir? Bölge baştan sona dere yataklarıyla dolu. Tatlı su kaynaklarımız var. Son yıllarda zaten ‘geleceğin savaşları su yüzünden çıkacak’ deniliyor. Göller kuruyor, yeraltı suları çekiliyor. Bu kadar su tüketen bir maden faaliyetinin Sakarya Nehri’ni veya yeraltı sularını etkilemeyeceğinin garantisi yok. Devlet büyük şirketlere destek veriyor, vergi affı çıkarıyor, teşvik sağlıyor. Aynı desteği burada üretim yapan çiftçiye versin. Biz zaten bu ülkenin gıda üretimini sağlıyoruz. Bizim desteklenmemiz hem vatana hem millete çok daha fazla fayda sağlar. Gayrisafi milli hasılayı artıran da biziz. Afrika ülkelerinin çoğu maden zengini, ama halkı fakir. Çünkü bu kazanç halka inmiyor. Bizim ülkemizde de durum aynı. Madenler açılıyor, enerji santralleri kuruluyor ama elektrik fiyatları düşmüyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik hâlâ pahalı. Altın çıkınca ne olacak? Bizim yaşam standardımız mı yükselecek? Hayır. Çünkü o kazanç aşağıya inmiyor. İşçiye, çiftçiye, emekliye yansımıyor” diye konuştu. 

"BU BEREKET NEREYE GİDİYOR?"

Platform Üyesi Latif Tiktikçi ise, 80 milyonluk bir ülkede halkın büyük bir kısmının, fakirlik içinde yaşadığını söyleyerek,  “O zaman sormak gerekiyor: Bu bereket nereye gidiyor? Bu bereket neden Kanadalı, Hollandalı şirketlere, onların iş birliği içinde oldukları yabancı sermaye gruplarına gidiyor? Neden bizim topraklarımızdan çıkan zenginlik bize değil, başkalarına kazanç sağlıyor? Bu duruma göz yuman, bu yolu açan hükümetlere, siyasi iktidarlara bu soruyu sormak zorundayız. Eğer biz kendi toprağımızdan beslenemiyorsak, buna karşı çıkmak bizim için bir tercih değil, bir onur borcudur. Bu bir vatandaşlık görevidir. Yasalar onlardan yana olabilir, para onlardan yana olabilir. Ama kendi yaşamımıza sahip çıkmalıyız. Başka bir yolumuz yok. Ancak o zaman, bu farkındalık arttıkça, bu sayı çoğalacak. O zaman gerçekten büyük bir güçle, dayanışma içinde bu mücadeleye katılacağız. Ve işte o zaman, önümüzdeki engelleri aşarak bu topraklara sahip çıkacağız” dedi.

Kaynak : HABER MERKEZİ
1000
icon
Misafir 2 Kasım 2025 21:07

Altın çıkınca ne olacak zihniyetine ne anlatırsan anlat.

1 0 Cevap Yaz
Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi