Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Eskişehir'de düzenlenen TBMM Grup Toplantısı'nda ekonomi, dış politika, NATO Zirvesi, demokrasi ve hukuk başta olmak üzere gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İktidarı sert sözlerle eleştiren Özel, Türkiye'nin dış politikada kurumsal akıldan uzaklaştığını savunurken, Ankara'da NATO Zirvesi kapsamında alınan güvenlik önlemlerine de tepki gösterdi.
Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, partisinin Eskişehir’de gerçekleştirilen Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, Türkiye’nin dört bir tarafından grubumuzu onurlandıran değerli misafirler, hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nı Eskişehirimizde yapıyoruz. Bugün hem ev sahibiyiz, hem misafiriz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“UMUTLA DOLMAYA, GÜÇ ALMAYA GELDİK”
“Bu eşsiz ev sahipliği için İl Başkanımız Talat Yalaz’ın şahsında tüm ilçe başkanlarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne saygılarımı sunuyorum. ‘Eskişehir’ denince Türkiye’nin ve dünyanın dört yanından konuklara ev sahipliği yapan, partimizin göğsünü kabaran bu şehrin bugünlere gelmesinde, bozkırın ortasında bir cennet yaratan Eskişehir’in efsane Rektörü, Büyükşehir Belediye Başkanı, siyasetteki ustamız Yılmaz Büyükerşen’in saygıyla selamlıyorum. Onun emanetine gözü gibi bakan Eskişehir’in seçilmiş, kadın Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’ye ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Merkezdeki iki Belediye Başkanımız Kazım Kurt’un ve Ahmet Ataç’ın şahsında tüm belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Partinin Eskişehir’den seçilmiş ve tarihin doğru tarafında duran Milletvekililerimiz Utku Çakırözer’i ve İbrahim Arslan’ı sevgiyle kucaklıyorum. Gençliğin, özgürlüğün, Cumhuriyet’in şehrindeyiz. Sosyal demokrat belediyecilikle kalkınan, bozkırın ortasında hizmetin, kültürün, çağdaş yaşamın simgesi haline gelen bir şehirdeyiz. Bugün bu kente hem umut olmaya, hem de bu kente her geldiğimizde olduğu gibi umutla dolmaya, buradan güç almaya geldik. İnancımıza inanç, gücümüze güç katan ve bizimle birlikte burada çok önemli bir grup toplantısında, çok önemli bir günde hem grubumuza misafir olan, hem de bu güzel kentte bizi misafir eden tüm Eskişehirlileri saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.”
“SOKAK SOKAK, MEYDAN MEYDAN BİRLİKTE BÜYÜYORUZ”
“Malum partimize yönelik saldırıların ardında Ankara’da durmadık. Binalardan çıktık, milletimize sığındık. Köy köy, belde belde, şehir şehir geziyoruz. Sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan hep birlikte büyüyoruz. Türkiye’nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz. Belki şatafatlı binalarımız, görkemli sahnelerimiz, büyük otobüslerimiz yok. Bazen bir bankın üstünde, bazen bir köy kahvesinde bir sandalyenin üzerindeyiz. Ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz. Son grup toplantımızın ardından hep birlikte sahadaydık. 2 Temmuz’da Sivas’ta Madımak Katliamı’nın acısını paylaştık, ailelerle kucaklaştı. 33 yıldır gözyaşı dinmeyenlerle, içindeki kor ateş sönmeyenlerle birlikteydik. Buradan bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük utançlarından birinde orada kaybettiklerimizi saygıyla anarken, Madımak’ın utanç müzesi olacağı ve o günün utanç günü olarak kanunla Meclis’ten geçeceği güne kadar o acıyı yüreğimizde taşımaya devam edeceğimizi ifade ediyorum. 2 Temmuz’un ardından 5 Temmuz’da Başbağlar’da ben olamadım ama kıymetli heyetimiz oradaydı, milletvekillerimiz oradaydı. Başbağlar Katliamı’nı bir kez daha lanetliyor, hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.”
“MİLLETİN KARARLILIĞI ÖNÜNDE KİMSE DURAMAYACAK”
“Ardından Kastamonu’daydık; orman işçileriyle, esnafla, kadınlarla bir araya geldik. Dertleri dinledik, çözüm önerilerimizi anlattık. Zonguldak’a geçerken Karabük Safranbolu’da, Yenice’de yolumuza çıkan, yolumuzu kesen ve büyük bir sevgi seliyle bizleri kucaklayanlarla hem umudumuzu pekiştirdik, hem mücadelemizi büyüttük. Cumartesi günü emeğin başkentindeydik. Ecevit’in, Karaoğlan’ın gönlündeki memleketinde, seçim çevresindeydik. Kara elmas diyarı Zonguldak’taydık. Esnaf ziyareti diye yola çıktık. Ancak on binler olduk, sel olduk ve aktık. Zonguldak’tan bütün Türkiye’ye mücadelenin ve kararlılığın fotoğrafını yolladık. Tüm kara elmas diyarına, emeğin başkentine bir kez daha selam olsun. Bugün butlan kararından sonra çıktığımız yolda 19’uncu şehirde sizlerle birlikteyiz. Gençlerin umuduyla, annelerin duasıyla her şehirde büyüyerek yürüyoruz. Bu yürüyüş bir partinin, bir grubun, bir liderin yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş yok sayılan, hor görülen, karınca gibi ezilmek istenen bir milletin yürüyüşüdür. Eskişehir’den haykırıyorum ki ant olsun ki milletin azim ve kararlılığının önünde hiç kimse duramayacaktır.”
“ÇOKLU KRİZLER ORTAMININ İÇİNDEYİZ”
“Değerli arkadaşlar yıllardır bitmeyen, kronik hale gelen, öyle başladığı yılla filan anılmayan, 10 yılı bulan çoklu krizler ortamının içindeyiz. 2018’de parlamenter sistem ortadan kaldırıldı, yerine tek kişilik bir yönetim anlayışı getirildi. O günlerde itiraz etmiştik, o günden bugüne de hep birlikte çilesini çekiyoruz. Üzerinden tam 8 yıl geçti. O tarihten bu tarihe bırakın, ‘Verin yetkiyi görün etkiyi’ diyenlerin, enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele, dövizin düşürülmesi, işsizliğin azaltılması, o günden bugüne memleket bir felaket yaşıyor. O günden bugüne milletin yüzü hiç gülmedi. Demokrasi zedelendi, adalet keyfileşti. Liyakatsizlik derinleşti. İşsizlik, yolsuzluk, enflasyon, hayat pahalılığı, enflasyon her birisi daha kötüye gitti. ‘Enflasyonun belini kıracağız’ dediler, kırılan vatandaşın beli oldu. ‘Yeni bir sistem getireceğiz, iyi olacak’ dediler bu sistem Türkiye’ye gelmedi. Maalesef o günden bugüne Türkiye’ye AK Parti’nin kara düzeni yerleşti. Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz hep birlikte. Genç oranı yüksek 86 milyon nüfusumuz var. Taşı sıksa suyunu çıkaran çalışkan insanlarımız var. Gözü kara müteşebbislerimiz var. İş insanlarımız, Anadolu kaplanlarımız var. Adamı ters diksen düz çıkan verimli ve bereketli topraklarımız var. Tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle dünyayı kıskandıran, önü açık ve aslında büyümesi, gelişmesi, yükselmesi, zenginleşmesi engellenemez bir ülkemiz var. Ama biz Avrupa’da yoksullukta birinciyiz. Avrupa’da işsizlikte birinciyiz. Avrupa’da yüksek faizde birinciyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa’da birinciyiz.”
“KENDİLERİNDEN OLMAYANLARA ZULME BAŞLADILAR”
“Maalesef ülkenin yüzde 80’i Afrika standartlarında yaşarken sadece yüzde 20’si Belçika standartlarında, Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Derin bir gelir adaletsizliği, kabul edilemez eşitsiz bir servet dağılımı var. Neden bu milletin hakkını yiyenlere kimse dokunmazken bu düzene karşı duranlara karakol, hapis, sürgün görülüyor? İşte oturup bunu düşünmek, bu adaletsizlikten yararlananları görmek… Siyaset ki tarafını belirleme işidir, siyaset ki öncelik belirleme işidir. Bugünkü iktidarın kimleri koruduğunu, yarının iktidarı, halkın iktidarının kimleri koruyacağının adını şimdiden söylemek gerekir. Hiç şüphe yok ki Türkiye’yi bu hale ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının önünde tuttular. Bizi var eden demokrasiden, adaletten saptılar. Zaten eksiklerimiz vardı, daha iyisini vaat ederek gelip adaleti tamamen bir partinin kararlarına bağladılar. Demokrasiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar. Bilimden, ortak akıldan, kültürden, liyakatten tamamen uzaklaştılar. Kendilerinden olmayanlara zulümle muamele etmeye başladılar. Sonunda yozlaşmış, baskıcı, otoriter bir iktidara dönüştüler. Örneğin enflasyon rakamlarında Avrupa birinciyiz. Gıda enflasyonunda, dünyada ‘kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri’ diye nitelendirilen Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünyada beşinci sırada olduğunun altını çizen, bu konuda sürekli partimize davet ettiğimiz, kadrolarımıza dahil ettiğimiz günden beri il il, köy köy gezen, partimizin Tarım Politikalarından Sorumlu Başkanı Sencer Solakoğlu. Gölge kabinemizin gölge Tarım Bakanı. Gittiği her yerde gıda enflasyonunun hangi sebeplerden olduğunu, tarımda yapılan yanlışları, yerine yapılması gereken doğruları anlattığı için hayvancılıkta, et üretiminde, süt üretimindeki yapılan yanlışları, ne yapılırsa Türkiye’nin ette dışa bağımlılıktan kurtulacağını, sütte doğru paritenin nasıl tutturulacağını, alım garantili üretimin nasıl yapılacağını anlattığı için ve bu iktidarın nasıl ithalatçıyı zengin etmek için et üreticisini perişan ettiğini, nasıl süt hayvanlarının bıçak altına gittiğini anlattığı için, nasıl doğru politikalar yapılmadığı için tarımda belirsizliğin, verimsizliğin bizi ne hale getirdiğini anlattığı için bir yıl öncesine kadar Bursa’da kendi çiftliğinde en iyi sertifikalarıyla işlerini yaparken, sadece şimdi bu işten nasıl yanlış yapılıyor, doğrusu nedir anlattığı için bu iktidarın hedefi haline geldi. Tek bir örnek dedim. Ama kendisinin iş yeri, örnek gösterilen iş yerinin geçtiğimiz günlerde bütün sertifikaları iptal edildi. Buradan iktidara sesleniyorum. Ama bizler ama bu ülkede sizin yanlışlarınıza itiraz ettiği için hedefe koyduğunuz kim varsa biz sizin karşınızda dimdik durmaya, onların arkasında durmaya, bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız.”
“HER İKİ KİŞİDEN BİRİ AÇLIK SINIRININ ALTINA İTİLMİŞTİR”
“Bugün yıllık enflasyonun yüzde 32,11. Bu oranla Avrupa’da birinci, dünyada beşinci sıradayız. Öyle bir noktadayız ki dünyada enflasyonu bizden daha kötü olan sadece beş ülke var. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 35 bin 750 lira. Yoksulluk sınırı 116 bin 500 lira. Ama yeni düzenlemeyle, daha ödenecek zamlı haliyle ödenecek en düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira, asgari ücret sadece 28 bin lira. Kaba bir hesapla bugün ülkede sabit aylık alan 29 milyon emekli, işçi, engelli, dul ve yetim var. Hepsi açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Bir de hiç ücret almayan 12,5 milyon işsizimiz var. Toplam 41,5 milyon kişiden bahsediyoruz. 41,5 milyon kişi 45 tane Eskişehir yapar. Dünyada 157 ülkenin nüfusundan daha fazla kalabalık bir kitleden bahsediyorum. Türkiye nüfusunun neredeyse her 2 kişisinden birinden bahsediyorum, açlık sınırının altına itilmiştir. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur. Siyaset tam da buna karşı yapılır. Biz bu düzene karşı adalet mücadelesini veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Aylardır söylüyoruz. Bu maaşlarla geçim olmaz. İğneden ipliğe her şeye zam gelirken maaşlar aynı kalamaz. Emekli maaşına yapılan zam, en düşük emekli maaşı, unutmayalım Adalet ve Kalkınma Partisi’nin geldiği gün geçmişteki koalisyon hükümetinin, hep kötülüklerle andığı, krizle andığı, yoksullukla andığı koalisyon hükümetinin, Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin ve rahmetli Mesut Yılmaz’ın koalisyon hükümetinin son ödediği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün bu hükümetin ödediği son emekli maaşı, 2 çeyrek altın alıyor.”
“EMEKLİYE VERDİĞİNİN 19 KATINI FAİZE VERDİLER”
“Şimdi sadece ve sadece Ocak’tan bugüne kadarki enflasyon kadar, ki kanunen zorunluluk, zam yaparak 23 bin 500 liraya emeklilere ‘Geçinin’ diyor. Elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ömrünü bu millete, bu ülkeye vermiş bu emeklilere yapılan bu büyük haksızlığın, bu büyük vefasızlığın hem ilk seçimde hesabını göreceğiz, hem de emekliye ilk seçimde hakkını vereceğiz. Ayrıca 2023 seçimlerinden önce ‘Enflasyon tek haneli rakamların üzerinde ise yani yüzde 10 ve üzerinde ise yılda dört kez asgari ücreti yeniden ayarlayacağız’ demişti Erdoğan. Seçildiği günden beri enflasyon tek haneli rakamların çok üzerinde. Bugün halihazırda yüzde 32, ‘Yüzde 10 bile olsa ocaktaki zamlı maaştan sonra bir kez Mart’ta bir kez Temmuz’da bir kez Ekim’de asgari ücret ayarlanacak’ diyordu. Ama o günden bugüne asgari ücrete sadece yılda bir kere, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun belirlediği zam dışında hiçbir zammı yapmadılar. Altı aydır 28 bin lira diye verdikleri asgari ücret o günkü alım gücüyle 23 bin liraya düştüğü halde, asgari ücrete bütün itirazlarımıza rağmen hiçbiri iyileştirme yapmadılar. Son 10 yılda emekli sayısı yüzde 34 arttı. Yani 10 emekli varken, 13,5-14 emekliye çıktı. Ama emeklilerin milli gelirden aldıkları pay yüzde 15 küçüldü. Yani bundan 10 yıl önce masada büyük bir tencere, başında 14 emekli vardı. Şimdi masada çok daha küçük bir tencere ve başında 20 emekli var. Öyle bir noktadayız ki 10 yıl öncesinin emeklisi ile bugünün emeklileri arasındaki farka bakınca bugünkü emeklilerin maaşını eski emeklilere ödettiler. Onların maaşından alıp bugünkü emeklilere maaş veren bir iktidarla karşı karşıyayız. Emeklilere verecekleri 3 bin 500 liralık zammı, 20 binden 23 bin 500 yapıyor ya, maliyeti 79 milyar lira. Büyük para gibi anlatıyorlar. Oysa bu iktidarın bu yılın ilk beş ayında sadece beş ayında faize ödediği para 1,5 trilyon lira. Yani emeklilere verilen zammın tam 19 katı. Yani bir gün geçmişte ‘Nas’ diyen, o yüzden faizi ellemeyen, o yüzden enflasyonu yüzde 14’lerden yüzde 90’a, gerçekte yüzde 120’ye çıkana kadar seyreden, ‘Faizden korkarım. Nas dururken nasıl faiz vereceksin?’ diyen Erdoğan, bugün emekliye verdiğinin 19 katını sadece beş aylık sürede faiz lobilerine ödemiş durumdadır.”
“KÖPRÜDEN GEÇİŞ ÜCRETİ YÜZDE 534 ARTTI”
“O yüzden bu iktidar emekliye, işçiye değil; faizcilere, tefecilere çalışan, onları zengin eden bir iktidardır. Ne yazık ki bu kara düzende otoyollarda geçiş garantisi vardır. ‘Otoyol yapacağız, cebinizden bir kuruş para çıkmayacak’ diye tarihin en büyük yalanını attılar. Dediler ki yandaş müteahhitlere, ‘Londra’daki tefecilerden parayı bul gel. Ben parayı sana ödemek için yapacağın yolun 30 yıllık geçiş ücretini sana vereceğim.’ ‘Ya geçmezlerse?’ ‘Geçmeyeni de cepten ödeyeceğim. Faizini de vereceğim, o ülkenin enflasyonunu da üstüne ekleyeceğim.’ Yapılan otoyola, yapılan köprüye, yapılan tünele geçiş garantisi var. Havaalanı yaparsan uçmasa da uçak, uçuş garantisi, yolcu garantisi var. Yapılan şehir hastanelerine hasta garantisi var. Ama emekliye ve emekçiye geçim garantisi yok. Tek bir örnek vereceğim. Son genel seçimlerin yapıldığı Mayıs 2023’te en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Siz en son oy sandığının başına gittiğinizde, en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Bugün zamlanmış haliyle söylüyorum. 23 bin 500 lira. Yüzde 213 arttı. O gün son oy verdiğiniz gün Osmangazi Köprüsü’nün geçiş ücreti 184 liraydı, bugün bin 170 lira. Yüzde 534 arttı. Emekliye verilen para yüzde 213 artarken, köprüyü yapan müteahhide verilen para veya köprüden geçiş ücreti yüzde 534 artı. Bu ülkede her şeyin fiyatı emekliye verilen maaştan daha fazla arttı. AK Parti iktidarının tercihlerinin özeti budur. Onlar zenginlere daha çok zengin olma garantisi veriyorlar ama biz bu ülkenin emeklisine, işçisine, esnafına, memuruna, çiftçisine geçim garantisi vermeye ve bunların seçimde yandaşlarına verdikleri bütün garantileri, vatandaş adına teker teker inceleyip onların defterini dürüp, o hesabı kapatmaya ama sizlere geçim garantisi vermeye geliyoruz.”
“İKTİDARIN TÜRKİYE’NİN MENFAATLERİNİ SAVUNAMAYACAĞINI GÖRÜYORUZ”
“Değerli arkadaşlar, ülkemiz bugün ve yarın devlet başkanlarının da bulunacağı NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Öncelikle şunu söyleyeyim. Biz son yerel seçimin birinci partisi olarak böyle bir dönemde, böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. Elbette çok iyi bir ev sahipliği yapılmalıdır. Yabancı liderler, heyetler ağırlanmalı, Türkiye’ye gelmeliler, görmeliler. NATO’da sözümüz geçsin, Türkiye bölgesel ve küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olsun. Oyun kurucu bir ülke olsun isteriz. Ülkemizin milli menfaatlerinin iktidarıyla muhalefetiyle birlikte savunulmasını ve bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ederiz. Ancak ne yazık ki üzüntülerimizi, ne yazık ki sıkıntılarımızı ifade etmek durumundayım. Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan, 86 milyonu kutuplaştıran, kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye, son seçimlerde o NATO liderlerinin ‘Türkiye’de en bildiğiniz şehir neresi’ dendiğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği İstanbul’un, üç seçim üst üste hem de karşısında Meclis Başkanı varken, bir öncekinde son Başbakan varken, en güvendikleri bakanları, Şehircilik Bakanı varken, artan farklarla, iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla, son seçimde milyonu geçen farkla kazanan belediye başkanının tutuklu olduğu, bir sonraki seçimlerdeki Cumhurbaşkanı adayımızın, ön seçimde 15,5 milyon oy alan, özgürlüğü için 25,5 milyon insanın imza verdiği Cumhurbaşkanı adayımızın tutuklu olduğu, partinin evlatları; belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, bürokratlarımızın tutuklu olduğu, Türkiye’nin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı ve lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye’de NATO Zirvesi yapılmaktadır. Bugün bu NATO zirvesinden önce Avrupa’nın en önemli yapılarının raporlarında ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef ülkede Adalet Bakanlığının başındaki kişi raporlarda ismiyle Avrupa’daki mal varlığıyla anılmakta, bizim bu ifadelerimize Cumhurbaşkanı’nın ‘Sen sus, cevap verme’ dediği günler hatırlarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başını kendi polemiklere girişmekte ancak Türkiye’ye bu büyük utanç, okumaktan memnuniyet duymadığımız böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO Zirvesi Türkiye’de yapılmaktadır. Muhalefete saldıran, kendinden olmayana hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın Türkiye’nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.”
“PARANOYAK BİR OLAĞANÜSTÜ HALİN İÇİNDEYİZ”
“Önce NATO salonlarının dışında yaşananlara birazcık değinelim. Haftalardır Ankaramızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren ve anlamsız paranoyak bir olağanüstü halin içerisindeyiz. Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 insan ev baskınlarıyla gözaltına alınmış, önce 178’i tutuklanmış, daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapılmıştır. Bizim yasalarımızda önleyici gözaltı bile yokken, yasakken önleyici tutuklama adı altında yani, ‘Bunlar NATO sırasında gelirler, eylem yaparlar’ diye insanlar özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden TEMA gönüllüleri tutuklanmışlar, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakılmış, akademisyen Emel Memiş halen tutukludur. Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir. Trump kendi ülkesinde milyonlar tarafından protesto edilebilirken Erdoğan, Trump’ın Türkiye’deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta, ‘Eğer Trump’a burada kim bir şey derse Trump benden desteğini çekecek’ ile Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evini hapsetmekte ve örneğin Filistin davasını savunan birinin Trump’a çıkıp Gazze’deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır.”
“AK PARTİ TÜKENMİŞTİR, BİTMİŞTİR”
“Yüzlerce insanın gözaltına alındığı, meydanların kapatıldığı ve yolların bariyerlendiği, esnafın iş yapmasının önüne geçildiği bir yerde ülkenin başkenti perişan haldedir. Milletin evinden işine gitmesi engellenmekte, kamu görevlilerine bir hafta evden salık verilmektedir. Bu kadar özgüvensiz bir yönetim anlayışı olmaz. Ülke adına bir utanç durumuyla karşı karşıyayız. Ülkemize gelen liderler, heyetleri ne görecekler? Hayalet bir şehir. Ankara’ya gelip bir tane Ankaralı görmeden, bir dükkana uğramadan, polislerle dolu bomboş sokakları görüp Ankara’dan ayrılacaklar. Ülkenin yoksulluğundan utanmayanlar, bunları liderlerin görmesinden utanıp panolarla bunları gizlemeye çalışmaktadır. Bu mudur Türkiye’nin imajı? Kimse kusura bakmasın, bu güç değildir güçsüzlüktür. Bu acizliktir, bu özgüvensizliktir. Kendi insanından korkan, kendi insanından utanan, onları bariyerlerin arkasına saklayan bir iktidarın ömrünün sonu gelmiştir demektir. AK Parti tükenmiştir, bitmiştir.”
“BU ÜLKE SÜRÜKLENMİŞTİR AMA SONU ER YA DA GEÇ GELECEKTİR”
“Oysa gizledikleri şehir, bir gün yabancılar geldiğinde ne görecekler diye o şehre bakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat tasarladığı, Cumhurbaşkanının yerinin, konutunun, köşkünün belli olduğu, hemen altında seçilmiş Meclis’in bulunduğu, hemen altında Meclis’ten seçilen Bakanların görev yaptığı, aynı hizada Adliye Saraylarının bulunduğu, yargı, yürütme ve yasamanın hem birbirine denk hem doğru bir sıralama ile yer aldıkları o geniş caddenin etrafına Türkiye’nin dostu ülkelere en güzel büyükelçilik arsalarının tahsis edildiği ve gelen Ankara’yı bir gezsin, demokrasi anlayışımızı görsün, kuvvet ayrılığını görsün, millete verdiğimiz, meclisine verdiğimiz değeri görsün, bakanlarını görsün, yargısını görsün, kendisini görsün diye yaptıkları Atatürk’ün tasarladığı ve hayata geçirdiği, o güzel elleriyle tane tane çizdiği Ankara’nın, görmesinler, bilmesinler, yolda bile yürümesinler diye panolandığı bir güne gelmişiz. O günün kurucu liderinin vizyonundan bugünün yıkıcı liderinin vizyonsuzluğuna bu ülke sürüklenmiştir ancak bunun sonu er ya da geç gelecektir.”
“BİZ BU ÜLKENİN KURUCU PARTİSİYİZ, KURUCU İRADESİYİZ”
“Devletin geleneklerini yıkan ve bu ülkenin gücünden korkup kendi kaba kuvvetini acizlik değil de kudret gibi göstermeye çalışanlara karşı şunu ifade edeyim: Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz, kurucu iradesiyiz. Bu ülkeyi Cumhuriyetle güçlendiren, kalkındıran, dış politikada sözünü dinleten, tehditlere karşı caydırıcı bir güç haline getiren kadroların bugünkü temsilcileriyiz. Cumhuriyetimizin değerleriyle yurttaşlarımıza sunduğumuz özgürlüklerle mazlum milletlere ilham olmuş cesaretimizle birlikte bu ülkenin kurucu kadrolarının bugünkü temsilcileriyiz. Dış politikadaki ilkelerimiz de biz kurucu kadrolarımızdan mirastır. Dış politikaya siyaset üstü bir pencereden bakarız. Planların günlük değil, bir döneme ait değil, 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık hazırlanması fikrinin sahipleriz. Hiçbir iktidarın da bu ilkeleri kişiselleştirmesine, kendi menfaati için aşındırmasına, 86 milyonun değil; kendi siyasi çıkarları için zayıflatmasına müsaade edemeyiz. Bugün Erdoğan iktidarı dış politikada kendi kişisel menfaatlerini Türkiye’nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır. Yabancı liderlerle kurulan ilişkiler kurumsal değil, kişisel zeminde ilerlemektedir. Yapılan pazarlıklar Türkiye’nin geleceği için değil, AK Parti iktidarının devamını sağlatmak için yürütülmektedir. O yüzden NATO Zirvesi’ni bu şahsi dış politikadan uzaklaşılması, milli menfaatlerin savunulması kaydı şerhi ile dikkatle takip ediyoruz.”
“TÜRKİYE ABD’YE BU ŞEKİLDE BAĞLI HALE GETİRİLEMEZ”
“Rusya-Ukrayna Savaşı ve Suriye’deki belirsizlikler, İsrail’in Filistin ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve tüm bölgeyi ve dünyayı krize sürükleyen hukuksuz politikaları, NATO içindeki tartışmalar ve Türkiye’nin ittifaktaki rolü, bu başlıkların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu konularda Türkiye’nin barıştan yana, uluslararası hukuktan yana, diplomasiden yana, mazlum milletlerden yana ilkeli bir tutum alması beklenir. Ama bu hedefin ne kadar uzakta olduğumuzu ifade etmek isterim. Avrupa ile bozulan ilişkilerin düzeltilmesi noktasında adımlar atılmasını, demokrasi ve hukuk zemininde yeniden hukukun üstünlüğü, demokratikleşme adımlarıyla ülkemizin çıkarlarını önceleyecek kurumsal ilişkilerin başlatılmasını bekleriz ama maalesef bu beklentilerin çok uzağındayız. Elbette NATO üyesiyiz, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO’ya körü körüne bağlı olamayız. Her yanlışın arkasında sessiz duramayız. Rusya ve Çin ile doğru, kurumsal, istikrarlı ve güçlü temeller üzerinde yükselen ilişkiler kurmak durumundayız. Unutmayın ki NATO’nun Doğu kanadındaki Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile sınır komşusu olmuş ve batı ittifakının bir bileşeni olmuş ve bu denge politikasının yıllarca dış politikadaki becerikli, iyi eğitimli, geleceği öngören, Türkiye’nin tüm menfaatlerini birlikte gözeten diplomatlarımız ve dışişleri politikalarımız sayesinde çok doğru bir şekilde yürütmüş, böyle bir mirasa sahip bir ülkeyiz. Trump yönetimine tamamen bağımlı bir dış politikanın ülkemize fayda getirmediği ve getirmeyeceği açıktır. Bu nedenle stratejik adımları ortak akılla atmak gerekir. Bu konuda her zaman olduğu gibi yapıcı öneriler sunmaya devam edeceğiz. İktidar Türkiye için bir stratejik aklı, stratejik bir planı takip etmelidir. Ancak bu stratejik akıl Rusya’dan S400’leri, bir inatla alıp sonra hiç kullanmadan hangarda çürütmekle sağlanamaz. Bu stratejik akıl bu yüzden F35 programına girilmiş 1,5 milyar dolar ödeyip de tek uçak bile alınmadan, Amerika’da üzerine Türk bayrağı işlenmiş 6 tane F35’i bile oradan alıp getiremeyen bir öngörüsüzle, ondan vazgeçip ‘F16 modernizasyonu’ deyip onu bile başaramayan bir öngörüsüzle sürdürülemez. ‘O zaman Şangay Beşlisi’ne girerim’ diye ucuz tehditler savurup, sonra Trump’tan azarı yiyince Çin mallarına vergi bindirmekle, Amerikan mallarının vergilerini Amerika’ya doğru uçakta giderken sıfırlamakla bir stratejik plan sürdürülemez. Trump’ın oğluyla görüşüp babasından randevu istemekle, 250 Boeing uçağından fahiş fiyata LNG sipariş etmekle ve şu güzelim Eskişehir’in nadir toprak elementlerini Trump’a vaat etmekle stratejik bir akıl sürdürülemez. Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye ABD’ye bu şekilde bağlı hale getirilemez.”
“İRAN’DA ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIN RESMİYLE KARŞILANMALI”
“O Trump yönetimi ki bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na ‘Aptal olma’ diye mektup yazıp yollayabilmiştir. O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı malvarlığıyla tehdit edip, geri adım attırabilmiştir. O Trump ki Türkiye’deki yargının bağımsız olmadığını yüzümüze vurmak için her seferinde ‘O akıllı bir adam. Bir papazım vardı, ondan istedim hemen yolladı’ diyerek Brunson’ı ki Erdoğan’ın ‘Bu can bu bedende durdukça o papaz gidemez. Ver papazı, al papazı’ deyip Trump‘ın bir telefonuyla papazı Oval Ofis’e yolladığını Trump her seferinde hatırlatmaktadır. Gazze’de 75 bin kişiyi, çoğu çocuk ve kadın 75 bin insanı katledenlerle bu şekilde yürünemez. Bize her türlü ambargoyu uygulayanların ambargodan vazgeçmeleri için ağzının içine bu şekilde bakılamaz. Türkiye Cumhurbaşkanı’na ‘Biz ona onda olmayanı veriyoruz, meşruiyet veriyoruz. Geri kalan her şeyi onlardan alıyoruz’ diyenlere sessiz kalamaz. ‘Bizden 5 dakika randevu almak için bize yalvarıyorlar’ diyen Dışişleri Bakanıyla iki gün sonra Oval Ofis’te şakalaşılamaz. O Trump ki Türkiye’ye gelip Anıtkabir’i ziyaret etmeyen bir Amerikan Başkanıdır. 1959’da Eisenhower‘ın, 1991’de baba Bush’un, 1999’da Clinton’ın, 2004’te oğul Bush’un, 2009’da Obama’nın Anıtkabir ziyaretleri kayıtlarda iken taslak programa ‘Anıtkabir ziyareti’ yazıp, sonra o ziyareti çıkarıp da Ankara’ya gelen bir Amerikan Başkanı’nın bugün Erdoğan tarafından çocuklarla karşılanacağının haberleri geçmektedir. Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran’da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır. Beş ay sonra ülkesinde topal ördek haline gelecek, belki her iki tarafta birden gücünü kaybedecek birisine yaranmak için böyle bir ilişki ağı asla ve asla savunulamaz.”
“EMPERYALİZME DİRENMEYE DEVAM EDİYORUZ”
“Hele hele bugün o törene götürülecek çocukların eğitiminden sorumlu Milli Eğitim Bakanı’nın daha dün çıkıp da Kurtuluş Savaşı’nın adını değiştirmeye kalkması, ‘Neden kurtuluyoruz?’ diye soru sorması artık bu iktidarın bu millet tarafından taşınamayacağının göstergesidir. O Kurtuluş Savaşı’nda ‘Neden kurtuluyoruz?’ sorusunun cevabının ‘İşgalden kurtuluyoruz, istiladan kurtuluyoruz, ülkenin parçalanmasından ve milletin artık bir başka ülkenin sömürgesi olmasından kurtuluyoruz’ cevabını bilmeyenlerin, halen daha o gün işgal altındaki İstanbul ve İstanbul’daki son padişahla ilgili kendilerince bir meseleyi Kurtuluş Savaşı’ndan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önünde tutanlara neyi hatırlatmak lazım? Belki şunu hatırlatmak lazım. ‘Bu ülke nasıl kurtuldu?’ diye sorana şunu hatırlatmak lazım. Evladının battaniyesini mermiye saranların, kağnılarla geceleyin çektikleri yollarla kurtuldu. O çektikleri kağnıları da çeken öküzdü, öküz. Biz Türkiye’nin birinci partisi olarak dış politikada kurumsal akla dayanan, uzun vadeli planlara dayanan, bu milletin hakkını ve hukukunu cesaretle savunan bir anlayışı benimsedik, savunmaya da devam edeceğiz. Ortadoğu’da komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı önceliyoruz. Ortadoğu’da bölgesel kalkınma, işbirliği ve barışı savunuyoruz. Okyanus ötesinden bölgemize müdahalelere karşı duruyoruz. Elbette yönümüzü batıya, AB’ye dönüyoruz ama Rusya ve Çin’le, Türk coğrafyasıyla, Balkanlarla stratejik ilişkilerin aksatılmadan ve sürekli güçlendirilerek devamını öngörüyor, bunu ısrarla öneriyoruz. Türkiye’nin bir an önce kurtulmak istediği Trump yönetimine karşı bu teslimiyeti de sonuna kadar reddediyoruz. Bundan sonra da bundan önce olduğu gibi tam bağımsız Türkiye’yi savunmaya her türlü emperyalizme itiraz etmeye, direnmeye devam ediyoruz.”
“BİZ BİR VE BÜTÜNÜZ”
“Değerli Eskişehirliler bunu defalarca söyledik, bir kez daha buradan söyledi. Ben öfkeyi anlıyorum, ben uğranılan haksızlığı anlıyorum. İktidara yürürken bu karşı karşıya olduğumuz durumun yarattığı öfkeyi anlıyorum. Ancak öfke sözlerinin böyle dillendirilmesi yerine bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesi, bu enerjinin de kararlılıkla iktidar yürüyüşüne sevk edilmesi gerekmektedir. Değerli Eskişehirliler biz partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan kadrolarız. Ancak bu başarıyı kendimize, ekibimize filan yazmayız. Bu başarı 47 yıl sonra hep beraber doğru tespitler, doğru sözlerin ve hep birlikte ortaya koyduğumuz bir azmin eseridir. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurulduğu günden sonra ilk kez yanan kadrolarız. Erdoğan ile Genel Başkan olarak girdiğim ilk ve tek seçimde ben onu yendim, o henüz bugüne kadar bizi yenemedi. Yani öyle ‘13 kere yarıştık, hep ben yendim’ diyen birisine ‘Ne konuşuyorsun kardeşim sen? Bir kere yarıştık, orada da ben yendim’ diyecek durumdayız. O yüzden son kurultayın sonuçlarını hazmedemeyenlerle son seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyenler, mutlak sultan ile mutlak buluttan ittifakını kurmaya çalışıyorlar. Bu milletin buna rızası yoktur. Bunun cevabını milletimiz seçilmişlerden yana koyduğu iradesiyle sokaklarda, meydanlarda vermeye devam ediyor. Birileri partiyi karpuz gibi ortadan bölmek ya da ‘Haydi ortadan olmasa 60’a 40 olsun’, ‘Hiç olmadı, 30’a 70 olsun’ hevesindeyken bizim bir ve bütün olarak bir arada olduğumuzu bütün millet görmektedir. Biz bir ve bütünüz. Ayrılanların, farklı düşünenlerin, matematiksel ve siyasi bir karşılığı yoktur. Bu vicdansızlığın en kısa sürede son bulmasını bekliyoruz.”
“MASA BAŞI PLANLARI GERİ TEPTİ”
“Ankara’da Meclis kapanınca, yollar kapanınca, Ankara’da bu grup toplantısının yapılmasının fiili imkânları kalmayınca, ‘Grup toplantısını nerede yapalım?’ deyince, geçen hafta bir ve beraberce seçilmiş en genç il başkanlarımızdan biri Talat Yalaz’ın mücadelesini görünce, Eskişehir’in bir - iki istisna hariç gelmiş geçmiş bütün seçilmişlerinin bir arada bir arada olduğunu, milletin de arkalarında olduğunu görünce bu grubu Eskişehir’de yapmaya karar verdik. Demokrasinin, adaletin, ekonominin bu kadar kötüye gittiği bir süreçte onların istediği bizi daha kötüye götürmek, susturmak, sindirmek, teslim almak iken bütün hesapların tersine döndüğünü, masa başı planların geri teptiğini ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eleştirilmeye, yalnızlaşmaya ve kendi içinde bir hesaplaşmaya girdiğini, Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş kadrolarının ise milletle birlikte yürüdüğünü büyük bir memnuniyetle görüyorum. Butlan kararından beri sabırla, sağduyuyla bekliyoruz. Aklıselimin hakim olmasını bekliyoruz. Milletin safında durmaya devam ediyoruz. Çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz. Partimizi geri almak için sonuna kadar hukuki, siyasi ve fiziki bir mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Ama işgal bitmezse kimse enseyi karartmasın. Ne bu parti ne bu millet çaresiz değildir, seçeneksiz değildir. Bu yürüyüş; benden, benim adımdan, arkadaşlarımızın adından çok daha büyük bir yürüyüştür. Bu yürüyüş; Ekrem Başkan’ı unutmayan, Mansur Başkan’dan ayrılmayan, Yılmaz Hoca’nın elini bırakmayan bir yürüyüştür. Bu yürüyüş; kimse endişe etmesin ki millete güvenenlerin milletle birlikte başaracakları, milletle birlikte hedefe ulaşacakları bir yürüyüştür. Oy oy, zarf zarf, sokak sokak kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Sokak sokak, meydan meydan büyüyoruz, büyümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşte pusulamız millettir, rotamız iktidardır, hedefimiz iktidardır. Hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun.”
Kaynak : BÜLTEN