“Peki, oldun mu” diyorsunuz biliyorum.
Gençlik yıllarımda(1974) CHP gençlik kollarındaki deneyimim dışında, maalesef hiçbir yere ait hissedemedim kendimi.
92 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca nice partiler, nice liderler gelmiş geçmiş bakınız. Kimi sağ, kimi de sol tandanslı olarak tarih sayfalarında yerini almış. Tabii kimi de silinmiş gitmiş, o sayfalara bile değer görülmeksiniz…
***
İletişim alanında teknolojinin böylesine geliştiği bir dünyada, artık iki kişinin dahi iletişim kuramadığı gerçeğinden yola çıkarsak; Mustafa Kemal gibi bir dâhinin yüz yıl önce bu birlik-beraberliği nasıl sağladığını hayranlıkla teyit etmek durumunda kalırız. 1923 de başlayıp, 10 Kasım 1938 sabahı sona eren Cumhuriyet devrimlerinin sadece o 15 yıllık kazanımı sayesinde bu günlere gelindiğini, dumura uğramamış beyinler rahatlıkla gözlemleyebilir…
Yani bir üst paragrafta kullandığım “92 yıllık Cumhuriyet Tarihi” kavramının özü, sadece 15 yıllık süreçtir. Daha sonrasında gelen her lider ülkenin bu vahim konuma gelmesinde birer vesiledirler sadece…
Mustafa Kemal Atatürk’ü, Mustafa Kemal diye anmak daha hoşuma gider. Çünkü onun yaşama vedası ile birlikte o malum statükocu zihniyet, sadece sömürüsünü yaparak Atatürk kavramının içini boşaltmışlardır. Ve hatta 12 Eylül faşist darbecileri daha ileri giderek Atatürk kelimesinden soğutmuştur toplumun bir bölümünü. Bilerek ve sinsice ve alçakça hem de! Ona sevdalı, uğruna ölümü bile göze almış, gözünü kırpmaksızın ardından giden koca bir ulusun insanlarının bir kısmının; zavallı(kandırılmış) konumuna düşürüldüğünü görürsünüz baktığınızda! Ülkenin kurucusunu hayata gözlerini kapattığı an itibarı ile onu halka yanlış tanıtan hayâsızlar sayesinde, bugünlerde kurucusuna nasıl küfür edebilecek duruma getirildiğini görürsünüz…
Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyete olan sadakatimin özünde, Mustafa Kemal’i gerçekten de çok iyi ve sağlıklı biçimde tahlilim yatar. İnsan ancak çok iyi tanıdığı biri için sağlıklı karar verip, kanıksadığı ideal uğruna korkusuzca mücadelesini sürdürebilir. Dönmelerin, sonradan olmaların, sonradan görmelerin, liboşların, tatlı su solcularının zafiyetlerinin özünde de sözünü ettiğim bu değerlerden yoksun oluşları gerekçedir. Biat kültürünün zavallıları için bunlara da gerek yoktur zaten. Onlar koşulsuz itaat için, sömürülmek için, aptal yerine konmak için yaratılmış birer robottan gayrı hiçbir şey değildirler!
***
Bakın hala tüm kalbimle bir yerlere ait olmak isterdim diyorum. Bazen arkadaşlarım, bazen okurlarımız, bazen televizyondan takip edenlerimiz sorarlar; “sen hangi partidensin” diyerek. Üzülerek gönül dolusu şu partidenim diyemedim hala. Vatan Partisinden olduğunu bildiğim arkadaşlar da; “sen düşünce bazında bize yakınsın, Ulusalcısın” derler. Ulusalcılığa yakın görülmem ya da yakıştırılmamda hiçbir sakınca yoktur.
Ulusalcılık Mustafa Kemal Atatürk devrimlerine ve Cumhuriyete bağlılık ise…
Tam Bağımsız Türkiye şiarını baş tacı etmekse…
Bölünmez bütünlüğü ölümüne savunmak ise…
Bağnazlığa gericiliğe, Arap kültürünün yurdumdaki istilasına hayır demekse…
Amerika’nın kucağına oturarak “halkların kendi kaderini tayin hakkımızı kullanıyoruz” masalını yutturmaya kalkan maşalara rest çekmek ise…
Laik ve demokratik bir ülkede huzurla yaşamayı istemekse…
Evet, iliklerime kadar tüm moleküllerime kadar ulusalcıyım…
Lakin böyle olmam Vatan Partili olmamı gerektirmiyor. Onları tanımak ve onlardan biri olmak için yüreğimi ortaya koyduğum anlarda oldu inanın. Herkes “sanatçı partiler üstüdür” kasıntısı ile burnundan kıl aldırmaz iken, İzmirli Sanatçılar Birliği Başkanlığı yaptığım dönemlerde bizzat içlerine girerek iyi niyetimi gösterdiğimi herkes bilir. Lakin hep bir eksik vardı, yanıtlanmayan sorularım onları rahatsız ettiği kadar beni de rahatsız etti bir süre sonra. Hatalar, eksikler ya da yanlışların koşulsuz kabul edilmesi(gözü kapalı neferlik) bana göre değildi. Öncelikle orduya genel bakış anlamında inanılmaz uzağım onlara. Ulusal ordumuzun sağlam bir yapıda olmasına evet, ama ordu hala Mustafa Kemal’in ordusudur savunmacılığında kesinlikle uzağım onlara. 27 Mayısı devrim olarak algılamalarına, Atatürk devrimlerinin rotasından çıkmasındaki nedenlerden biri olan ordunun günahsızlığını savunmalarında ters düşerim daima. Kendisi ile birkaç kez konuşma olanağım olan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bakınız en son ne dedi; “Şu anda Org. Hulusi Akar'ı(yeni genelkurmay başkanı) hedef alan propaganda, bir fitne hareketidir. Vatansever güçler içinde kargaşalık yaratmak, nifak girişimlerinde bulunmak, gazetecilik marifeti sayılıyor…”
Çakma Atatürkçülerin ya da bazı aslan sosyal demokratların “bizim aslan gibi ordumuz var” diyerek yan gelip yatmalarından ne farkı var bu söylemin? Orduyu böylesine kutsamanın yıllardır kendilerine nasıl bir yararı olmuş (eski İşçi Partisi)Vatan Partisine? Düzmece Ergenekon davasından bu yana suçsuz yere yıllarını içerde geçirdi nice subay. İşçi Partisi olarak her saniye gündeme getirdiniz bu insanların mağduriyetini. Eee? İşçi Partisi içerisinde mücadeleye davet ettiğinizde kaç katılım oldu sizlere bu mağdur subaylardan? Koşulsuzca savunduğunuz mevcut ordunun size ve partinize bakış açısı nedir? Kısacası demek istemem şu; bırakın artık ordudan anlamsız beklentileri! Ulusal ordu ulusal güvenliğimiz konusunda üzerine düşeni yapsın sadece. Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet Türkiye’sinde Cumhuriyetin kurtarıcısı ve yegâne ordusu sadece ve sadece HALKTIR! Bu ordunun neferlerini(halkı) Cumhuriyet ideolojisi ile donatın öncelikle. Bakın insanlar kandırılarak ne vahim noktalara getirildiler! Donatın ki kandırılmasınlar! Bir de son genel seçimlerdeki milletvekili adaylarınıza bakın. Örneğin Hasan Korkmazcan’a! Hani şu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı için mecliste “evet” oyu kullanan birilerinden medet ummanıza bakın! Kuvayi Milli paydasında insanları birleştirmenin yegâne örneği bu mu olmalı? Ulusal Kanal ekranlarında parlattığınız nice sanatçı, nice gazeteci ya da aydın neden partinizin üyesi olmadı asla? Ya da parlattığınız bu isimler neden partinizden milletvekili adaylığını tercih etmek yerine CHP’yi tercih ettiler? Yazı başlığımdaki soru şu; Vatan Partisi umut olabilir mi? İsmini de değiştirse Vatan Partisi umut olamaz bu tabloda. Zaten seçimler öncesi, bu partinin Eskişehir’de önde gelen bazı isimlerine net bir biçimde söylemiştim sonucu ve zerre yanılmadım…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy