Şinasi Kula yazdı
İnönü sürecinde Atatürk devrimleri rotasından çıktığımızı hisseden ABD, Türkiye’ye “Marshall Yardımı” projesi ile el attı. 12 Eylül 1980 darbesi ile varlığını tamamen pekiştirdi. Özal sayesinde de süratle toplumsal değişim başladı. Anadolu insanının tüm değerleri alt üst edilerek maddesel kavramlar yükselen değerler olarak gösterilerek manevi değerler tamamen unutturuldu. Bundan sonraki süreçte ise hızla Kürt devleti(Kürdistan) projesi hayata geçirildi. Yani Marshall yardımı ile başlayan süreç itibarı ile çok bariz değişimler başlatıldı. Örneğin Kırıkkale Silah Fabrikalarında 22 bin kişi çalışırdı, şimdi 1500 kişi çalışıyor. Ve o söz konusu Amerika’dan icazet alınmadan erk olunmadı bir daha! 45 adet Amerikan üssünün olduğu söyleniyor ülke topraklarımızda. Ve çok ilginçtir ki uzun yıllardır terör örgütlerine(örneğin pkk ve uzantılarına) maddi manevi destek verdiği defalarca kanıtlanan bu emperyalist devlet için hala “müttefikimiz” ibaresi kullanılmaktadır…
Özgürlük rüzgârlarının estiği 1968 yılında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de payına düşeni aldı. Devrimci gençlik, (Dev-Genç) örgütlenmesi ile ilk ciddi sınavını verirken 1971’de ordu devreye sokularak yakın tarihte hepimizin aklında kalan kareler ışığında sol’a müthiş bir darbe vuruldu. Toparlanıp onlarca fraksiyon halinde yeniden Anadolu topraklarında yeşermeye çabalasa da, 12 Eylül 1980 darbesi ile kökü kazındı adeta! Sağ adına da göstermelik de olsa birkaç canın yakıldığı Atlantik Okyanuslu hareketin asal amacı solun kökünü kazımaktı. İnanılmaz biçimde başarılı da olunduğunu hep birlikte görüp yaşamaktayız…
Bu iddiam çok önemli iddiamdır, bunu not etmenizi isterim!
Türkiye’de gerçekten de sol olmadı 1980 sonrasında.
Solun simgelerinden olan Ecevit’in nereden nereye dedirten yaşam öyküsünü bu toplum insanının hafızasından sildiğini çok iyi bilenlerdenim. Dürüstlüğünü, hırsızlık yapmadığını ön plana çıkarıp hayatın gerçeklerinin unutulduğu olayda, bakmamız gereken özellikleri nedense göz ardı etmeyi pek beceririz! Örnek mi istiyorsunuz? Bir zamanlar dağlara taşlara (ben dâhil) adını yazdığımız Ecevit ölümüne çeyrek kala ne demişti anımsayınız; “Fethullah hoca Efendi Türkiye adına güzel işler yapmaktadır. Yurt dışında açtığı okullarla yüzümüzü ağartmaktadır…” Akabinde de Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyet değerlerine ayan beyan hakaretten yargılanacağı zamandan bu yana, ABD’deki çiftliğinde yaşam sürmektedir kastettiği kişi. Daha sonraki yüzlerce beyanında Atatürk ile ilgili yaldızlı sözler söylese de Atatürk’e hakaret ettiği görüntüler ortalardan kaybolsa da, realite budur…
Şimdi yazı başlığımdaki iddiama faklı bir örnekleme ile devam edeceğim. Fotoğrafta da gördüğünüz 13 Şubat 2016 tarihli Aydınlık Gazetesinin manşeti şöyle; “Saraya Eylülde Darbe hazırlığı”…
Batıya uluslar arası finans kuruluşları üzerinden Eylül ayına kadar Tayyip Erdoğan’ı Saraya hapsetme, etkisizleştirme ve tek adam görüntüsünden kurtulma sözü verildi diye devam ediyor haberin spotunda. Fotoğrafta kimler var sıra ile Abdullah Gül, Fethullah Gülen, Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş ve Ali Babacan (Bahçeli yok)…
Oysa hepimiz gördük ki yakın süreçte Abdullah Gül saraya çağırılıp üç saat görüşme sonrasında her şeyin süt liman olduğuna dair açıklamalarla AKP’yi birlik ve beraberliğe davet etmiştir. Muktedir bununla da yetinmeyip, diğer aykırı seslerden olan Arınç ve arkadaşlarının ağzından da benzeri açıklamaların yapılmasını sağlamıştı! Peki, Aydınlık’ın kraldan çok kralcılık örneği sergilemesinin neden ne idi? Sol adına gelecek seçimlerde CHP’den arınmış bir arenada barajı aşıp, kitle partisi olabilme ihtimalini mi sevmişti Vatan Partisi acaba? Böyle umutlanması mı sağlanmıştı? Bakınız; yakından takip ettiğim bir siyasi harekettir bir zamanların İşçi Partisi bunu hafife almayın! Doğu Perinçek tarafından bu partinin üyesi olmam için on üç yıl önce yakasına parti rozeti takılmaya davet edilmiş biriyim. Yirmi yıllık İzmir yaşantım sürecinde bu partide kültür sanat sorumlusu olmam istenmiş hiçbir menfaat gözetmeksizin zaman zaman katkı vermeye çalışmış birisiyim. Diyarbakır mitingi dâhil, kendi paramla yol paralarımı verip mitinglerinde türkülerimi söylemiş birisiyim. Lakin orduyu kutsamaları, Öcalan’ı Kandil ziyaretindeki gül teranesinde toplumu ikna edici açıklama yapamamaları, Ulusal Kanal’ı fedakâr gönüllülerinin dışında halka mal edemeyişlerini, Yavuz, Tolga, Nihat dâhil popülariteyi çok iyi kullanan sanatçı örneklemelerini baş tacı edip; kendilerine yürek verenlere de bizim oğlan muamelesi yapmalarını acımasızca yüzlerine söyleyenim ben. Yolun daha başındayken örtüşmedik biz birbirimizle zaten…
Ve en önemlisi de Perinçek’in beş yılı aşkın hak etmediği biçimde tutsaklığı sonrasındaki inanılmaz değişimidir gözlemlediğim. O siyasi bir hareketin etkin bir lideri olarak kitlesini çok rahat yönlendiren kişidir. Lakin anlayamadığı konu şudur; bariz değişimine tepki duyanların sayısı hafife alınmayacak kadar arttı net biçimde. Ülkedeki acıların baş çelişkisi olarak Fethullah Gülen’i ilan edip diğerlerini görmezden gelmesi, yaşadığı tutsaklığın kinini bir kişiye fatura etmesi insanların gözünden kaçmıyor. Sosyal paylaşım sitemde; ona bir zamanlar yakın nice insanın buz gibi baktığını rahatlıkla gözlemlemekteyim. Hele ki son olarak CHP’li Selin Sayek Böke'nin manipüle edilmiş açıklamalarını Bugün ve Akit gibi ne olduğunu çok iyi bildiğimiz gazetelerden(!) keserek mal bulmuş mağribi gibi sevinip paylaşan Vatan Partilileri gördükçe çok daha netleştim “Türkiye’de Sol Yok” iddiamda…
Emperyalizmin yegâne simgesi Amerika’nın şefaatine sığınıp “halkların kendi kaderini tayin hakkını” savunduğunu sanan HDP’yi zaten saymıyorum. Meclis dışında kalan partileri izlediğimizde karamsar tablonun değişmediğini görmekteyiz.
Çok net söylüyorum ki; Türkiye’de Sol Yok!
OZANCA
Karanlığa ışık yakmak istersen
Gönülden gönül e akmak istersen
Dünyaya sevgiyle bakmak istersen
Bütün insanlığa bir gülüş yeter…