YAZIYORUM
TAŞRA KÜLTÜRÜ NEDİR?
Bir ülkenin başkenti ya da önemli şehirlerinin dışındaki yerler için kullanılan genel bir terimdir taşra! Osmanlı'da siyasetin merkezi olan İstanbul'un dışındaki mülk alanlarını ve onların siyaset dışılığını tanımlamakta kullanılırdı. “Üretim düzeyinde ise taşra, merkezin iaşesini sağlamakla mükellef olan; ağırlıklı olarak ziraat, kısmen de zanaatkârlık ve ondan da az olmak üzere ticaret ile iştigal eden, içine binlerce çiftliği, köyü ve irili ufaklı çok sayıda kasabayı ve şehirleri alan bir yapılanmadır…”
Doğal olarak taşra kültürü deyince de kente uyum sağlayamamış, kent kurallarını reddeden, geldiği coğrafyanın kültürünü iliklerine kadar yaşamakta ısrarlı insanların kente yaşattığı kaos olarak tanımlayabiliriz…
Buna bir de yaşamı boyunca kendisini hiçbir alanda kanıtlayamayan insanların, ilk buldukları fırsatta eziklik duygularını kusabilmeleri adına yaptıkları abartılı hareketleri(eylemleri)eklersek durum tam anlamı ile kaos olmakta.
Birkaç örnek vermek gerekirse ilk aklımıza gelenleri şöyle sıralamak olasıdır…
Ekonomik durumunu ne kadar düzeltse de giyimindeki tezatlık ve abartılı renk seçimi onu hemen ele verir. Örneğin siyah takım, siyah ayakkabı, beyaz çorap ahengi gibi…
Ekonomik durumu düzeltip son model araca binse de, kural tanımaz ve küstah tavırları ile başka araç sürücülerine hak tanımaması gibi. Müzik çalarının sesini sonuna dek açıp “bakın benim arabam alayınızınkine döşer” mesajını vermesi gibi. Trafik ışıklarında durulduğunda, o palmiye gibi kıllı burnuna işaret parmağını sonuna dek sokup petek çıkarması, o kıllı kulağına anahtarlığını sokup insanların gözünün içine bakarak kaşıması gibi. Eğlence mekânlarında müzisyenlere çalgıcı gözüyle bakıp, “kroyum ama para bende” hesabı yaparak beldesindeki tüm türküleri şarkıları çaldırmaya kalkması gibi. Metresine veya santimetresine sevgililer gününde bir cins köpek ve garsoniyer bir ev satın alarak aşağılık komplekslerini göstermesi gibi. Araçlarının plakalarını “biz evlendik-mutluyuz” gibi saçma sapan yazılarla donatıp, gecenin ikisinde mahallelerini korna sesleri çınlatan kekolar gibi. Fazıl Say konserinde “keşke Sezenden bi parça çalsa da uykumuz açılsa anasını satayım” diye iç geçiren hödükler gibi. Şehrin lüks eğlence mekânlarında bana kimler bakıyor acaba düşüncesi içerisinde, yanındaki ile konuşurken bile “eli işte gözü oynaşta” misali çevreyi kesen sonradan görmeler gibi. Her ortamda puro müptelasıymış edası ile osuruk gibi kokan o iğrenç purosunu yakıp yakıp söndürmesi gibi. “Ben yut dışındaykene” diye başlayan, dünyada gezmediğim yer kalmadı havasını estiren ve sohbetleri karıdan kızdan öteye gitmeyen beyni kuşunda görgüsüzler gibi. Beş kere gittiği halde altıncı umre ziyaretini medya aracılığı ile kamuoyuna duyuran, bunu reklam olarak algılayan Allah’tan korkmaz samimiyetsiz kokonalar gibi. Facebook üzerinden kurulan her sofranın, zıkkımlandığı her yemeğin fotoğrafını çekip görgüsüzce yayınlamayı meziyet sanan zavallılar gibi. Benzer sosyal paylaşım sitelerinden “haftaya bugün Roma’dayım, yarın bu zamanlar Paris’teyim” gibi açıklamalar yapmak zorunda olduğunu sanan odunlar gibi. Kısacası “sonradan görmüş, güle güle ölmüş” gerçeğini yansıtan ve her ortamda at sırtına kelebek konmuşu anımsatan tüm zevat gibi anlayacağınız…
OZANCA
Sonradan Görme
Yolda el kaldırsa, kimse almaz servise
Bir kravat takmış, bir de takım elbise
Semer giymiş birine, çok yazarım ne ise
Kökün biliyih oğlum, baban şalvar giyerdi.
Ceddin on kuruşa, on takla atardı
Bağ bostan ekerdi, kavun karpuz satardı
Baban anandan ayrı, bostanlarda yatardı
Sen güzelim kızları, baban hıyar soyardı.
Para çok değiştirir, sonradan görenleri
Bir birine düşürür, gardaşım diyenleri,
Apartmanın olsa da, unutma o günleri
Başınızı sokmak için, baban koluk arardı.
Gökmen der aslın unutma, başın gitse satırla
Helal ye helal kazan, kuru ekmek fetirle
Adam ol zengin olma, aç günlerin hatırla
Yavan ekmeğe baban, razı olur giderdi.
Gökmen Sekin