YAZIYORUM
Tanıksız yaşamların anlamı olmaz ki!
Hayata ağlayarak merhaba dediğimiz o ilk anda ilk tanığımız annemizdir. Hani diyeceksiniz ki ana karnından zorla çekiştirip dışarı çıkmamızı sağlayan doktoru ya da ebesi ne olacak? Doğum işlemleri bittikten sonra ömrümüzün hiçbir yerinde bir daha olmayacakları için onları saymıyorum. Bu nedenle ilk yaşam tanığımız annelerimizdir. Daha sonra baba, aile bireyleri de tanıklarımız arasına girerler. Ama gün gelir ki arkadaşlık dediğimiz o ölümsüz bağla bağlandığımız dostlarımızı seçeriz. Çoğunluğu bir kar tanesi gibi eriyip gitse de, özel arkadaşlarımız (dostlarımız) kardeşlerimizden de fazla önem arz ederler. Kardeşinizle her şeyi yaşamanız olası değildir, lakin dost saydığınız birisi ile aklınıza gelecek çoğu özelinizi paylaşırsınız… Kırk yıllık dostunuz var mı, kimi zaman kırgınlıklar da yaşasanız vazgeçemedikleriniz var mı? Ne mutlu ki benim var bu özellikte birkaç dostum. Geçtiğimiz haftalarda Bursa’ya gittim onu görmeğe. Ta Gazi Eğitim Enstitüsü’nden (beden eğitimi) arkadaşım olan, namı ile “Deli Zeki”, Zeki Güzelsoy! Gözü kara, hafif kaçık Artvinli! Öğretmenliğimiz ilk saniyelerini bile birlikte aynı okulda tattığımız arkadaşım. Her şeyimi bilen, her şeyini bildiğim yaşam tanığım… Zeki’den bir gün sonra, sanki benim geçmişe özlemimi anlamışçasına çıkıp evime gelen bir eski tüfek daha! Yine Gazi’den yollarımızın kesiştiği ve o yıllardan bu yana bağımızın kopmadığı Nazif Özcan! Yârini almış yanına çıkmış beni görmeğe gelmiş bir yaşam tanığım daha… Başka yok mu, bu kadar mı diyeceksiniz? Zaman tünelinden geçip ta 1972 yılına gidelim öyle ise. Polatlı Lisesi’nde yolumun kesiştiği ve tanıştığımızdan hemen sonra “kan kardeş” olduğumuz Hıdır Yıldız daha da eski. Tam tamına kırk yıllık dostum. Namı ile Kürt Beko’nun oğlu, tek yumrukta karşısındakinin ayaklarını havaya getiren Şerbela Hıdo! Oğluma adını verdiğim, oğluna adımı veren kardeşim. Geçtiğimiz cumartesi akşamı da ben yârimi alıp onu görmeye gittim. Doyasıya anılar şerbetinden içtik. Yârimden çok daha önce hayatımda olan bu insanla bizler anılarımızı anlattık, ikimizin yâri de gülme krizine girdi. Şu son bir ayda yaşantımın üç önemli tanığı ile bir araya gelerek ömrümüze ömür kattık. Hastalıklarımın, sıkıntılarımın akabinde öylesine şifa oldu ki bu üç insan yüreğime. Düşünsenize ey güzel insanlar, “tanıksız yaşamların” anlamı olur muydu hiç?
OZANCA
DOSTLUK
Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
Yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
Gözümüzün dilinden anlar,
Elimizin sırrını bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
Alnımızın terini silersin.
O gider, bu gider, şu gider,
Dostluk, sen yanı başımızda kalırsın…
Nazım HİKMET RAN
DIŞARDAN GAZEL
KISA BİR İLETİ
Sevgili gazete okurumuz Feride Hanım ne güzel bir ileti yollamış! “Vereni ''MAĞRUR'', alanı ''MAHÇUP'' etmeyen tek duygu ''SEVGİ'' dir. Ve insan, içindeki sevgisinin ağırlığınca ''İNSAN'' dır...
(Bize mesaj ve ihbarda bulunmak için, sitenin üst ve alt kısmında bulunan mesaj gönder bölümünü kullanabilirsiniz. Herhangi bir haber ya da köşeye yorum yapmak için ise haberin altında bulunan mesaj bölümünü doldurmanız yeterli olacaktır)