Sosyal tehlike kapımızda!

Şinasi Kula yazdı

28 Ekim 2015 00:00
A
a
Bugünkü köşe yazımın iki bölümünde de konu kahramanlarım Polatlı’dan. Öyle denk geldi inanın, tamamen kendiliğinden… ES TV ekranlarından hafta içi her gün 14.30-15.30 saatleri arasında sunduğum “Gündönümü” programıma dün gelen konuğum Polatlı Lisesinden arkadaşımdır. Birkaç dönem benden genç olan sevgili kardeşim Bülent Kuşoğlu, CHP Ankara Milletvekili olup birkaç dönemdir bu işi hakkı ile yapan siyasetçilerdendir. Çok güzel bir tespit yaptı program esnasında ve gerçekten de son derece yerindeydi. Toplumumuzun en küçük çekirdeğini oluşturan bir ailedeki olmazsa olmaz bağları örnek vererek başladı. Ailede anne ve baba arasındaki manevi bağların çocuklara-torunlara intikalini örnekledi. Toplumu da buna benzetti ve son on yıl içerisinde sosyal bağlarımızın, toplumsal değerlerimizin giderek(maksatlı biçimde)tarumar edildiğini vurguladı. Hayatın her alanında kemik gibi sertleşen ve kamplara bölünen insanlarımızın sevgiyi tüketerek nefret ve kin zırhına büründüğünü vurguladı…

Trafikte, en ufak bir hizipleşmede el frenini çekerek eline geçirdiği levye ya da tornavidayla acımasızca karşısındakine saldıranı mı ararsınız!

Onlarca hanenin oluşturduğu apartmanda karısını dilimleyen aklını yitirmiş kocaya müdahale dahi etmeyen komşularını mı ararsınız!

Sokak ortasında “töre” adı altında(hay sizin törenizi demek geliyor tabii içimden)kız kardeşini vuran ucubenin elini kolunu sallayarak kaçışını izleyeni mi ararsınız!

Cumhuriyet Tarihinin en büyük terör eylemi diye nitelenen ve 102 insanımızın katledildiği katliam sonrası, ölenlerin ardından neredeyse “oh” diyen insan artıklarını mı ararsınız…

Sayfalar dolusu örnekleme olası ama neye yarar ki?

Sevgili kardeşim, CHP Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu’nun dediği gibi sosyal tehlike gerçekten de kapımızda ve en büyük tehlike ne yazık ki…

Bir toplumun, ruh birliği-gönül birliği gibi manevi duyguları köreltilmişse; ülkü birliği kavramından koparılmışsa fazla söze gerek kalmaz ki! Bakınız burnumuzun dibindeki tüm Arap ülkelerine, yakın gelecekte ne hale gelebileceğimizi tahmin edin kardeşim!

Böyle gitmesin inşallah…

 

Ahmet Kaynak’ın ardından…

Rahmetlik babamın memuriyeti nedeni ile altı yaşından sonra Eskişehir’den kopup Polatlı’da yaşamak üzere yelken açmışım gurbete. Fakat o gurbet daha sonra sıla oldu zamanla bana. İlkokul, ortaokul, lise yıllarım yani en önemli yıllarım Polatlı’da geçti. İlk gençlik-gençlik yıllarım…

Düşünsenize orada şekilleniyorsunuz ve oranın kültürünü kanıksıyorsunuz. Nerelisin diye sorduklarında Polatlılıyım diyorsunuz rahatlıkla. Çünkü hayatınızın tüm tanıkları, geçmişinizin tanıkları burada barınıyor…

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirip öğretmen olduktan birkaç yıl sonra yine koşturup Polatlı’ya tayin istedim. Öğretmenliğimin en ama en güzel ve anlamlı yılları Polatlı’da geçti…

İşte çocukluk(ilk gençlik)yıllarının bitimi ile birlikte tanıştım koca kurt ile. Hıdır Yıldız ile ben Ecevitçi idik sözüm ona ama Ahmet Kaynak ağabeyimiz yaşı itibarı ile fikir seçimini çoktan yapmıştı bize göre. MHP’li idi kimi zaman da Ülkücüyüm derdi kendini anlatırken…

Benim devrimci geleneğin içerisinde şekillenmem Gazi Eğitim enstitüsündeki öğrencilik yıllarımla başlar. Yaşıtlarım çok iyi bilirler ki ABD’nin “bizim oğlanları” faşist darbeyi yapacakları güne dek kardeşin kardeşi kırmasına özellikle izin verdiler! Ve biz karşımızdakini “faşist” diye, karşımızdaki bizi “komünist” diye damgalayarak canımızı yaktık karşılıklı…

1975’li yıllardı sanıyorum, kardeşliğin hep hüküm sürdüğü Polatlı’da dahi gepegenç bir can yitti gitti. Yani kardeş kardeşi burada da öldürdü ne yazık ki…

Sevgili Ahmet Ağabeyim, koca kurt…

Yaşın bizden büyüktü ama gönlün de büyüktü. Lider konumundaydın ama gençleri kullanıp provoke etmek gibi bir sığlık, çiğlik defterinde yazmazdı senin. Bir gün olsun düşüncelerimden dolayı kalbimi kıracak, beni incitecek sözün olmadı. Seninle Menteşe kıraathanesinde defalarca çay içmeye gelirdik Hıdır ile birlikte. Fıkralarınla, hem de daha ambalajı yeni açılmış fıkralarınla gözlerimizden yaş getiresiye güldürürdün ya! Ismarladığın çaylar kadar güzeldi sohbetin de be Ahmet ağabeyim inan. Meğer ısmarladığın o demli çaylar, bizim dostluğumuzun sımsıcak mayasıymış…

Daha düne kadar sosyal paylaşım sitesinden paylaşımlarımın altına yorumlar yazardın koca kurt. Hiç kompleks duymaksızın övgüler dizerdin bu kardeşin için. Adamdın be Ahmet Ağabeyim adamdın sen. Hani bir çuval bıyık bırakıp içindeki fetbazlıkları kamufle ettiğini sanan nice “çakma delikanlıya” ders kitabı olacak kadar adamdın hem de. Yani gençlik yıllarından son anına dek uzatmaktan haz duyduğun o bıyıkların eğreti durmadığı; hani tabir caiz ise “koç gibi” adamlardandın…

Işıklar içerisinde, nurlar içerisinde ol ağabeyim…

 

OZANCA

Elimde sükûtun nabzını dinle

Dinle de gönlümü alıver gitsin

Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle

Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

 

Yürü, gölgen seni uğurlamakta

Küçülüp küçülüp kaybol ırakta

Yolu tam dönerken arkana bak da

Köşede bir lahza kalıver gitsin!

 

Ümidim yılların seline düştü,

Saçının en titrek teline düştü,

Kuru yaprak gibi eline düştü,

İstersen rüzgâra salıver gitsin!  Necip Fazıl Kısakürek

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi