12 Eylül Faşist darbesi döneminde Ankara Mamak Cezaevinde yaşayan insanları anlatan bir şiirdir. Kemal Burkay’a ait bu şiiri “Yeni Türkü” gurubu şarkıya dönüştürerek kitlelerin yüreğine kazımıştır. Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve kuzeydeydi güneş/Kömür deposu boşaldı işte, Mamak’a sonbahar geldi/Güneş altında tutsaklar, geçen sonbahara bakıyorlar/Şirin mi şirin gecekondu evleri, Samsun asfaltında otomobiller/Ne güzeldir yollarda olmak şimdi mısraları ile bir mahkûmun özgürlük özlemi anlatılır. Çok iyi bildiğim bir özlemdir bu saygın okurlarımız. Kardeşim Sinan Kula’da o Mamak zindanlarında yattı gepegenç yaşlarında ne yazık ki! Biz ziyaretçiler için hükümlü ya da tutuklulardan daha acıdır inanın içerideki canımızı görme umudu. Dün Eskişehir sokaklarında dalgın dalgın gezerken ta o günlere gittim nedense. Tenimi ürperten serinliği ile adeta “ben geldim” diyen sonbaharla sarmaş dolaş biçimde arşınladım bu güzel kentin sokaklarını. Bedenim Eskişehir’de olsa da, beynim Ankara Tuzluçayır’da geziniyordu. Emekçi insanların yaşadığı, derme çatma bacalarından fakirliğin tüttüğü gecekondu semtteydi evimiz. Ülkemizin bağımsızlı ve geleceği adına bir şeyler yapmak isteyenlerdendik. Duyarsız kalmak istemeyen, “bana neci” olmak istemeyenlerdendik. Lakin faşist-komünist olarak ayrılmıştık, ayrıştırılmıştık birbirimizden. Bedeli çok ağır oldu ne yazık ki bu kamplaşmanın. Bir sabah “bizim oğlanlar” sahibinin sesi emri aldıklarında ülkenin başına çörekleniverdiler. Milyonlarca yurtseverin anasını ağlattılar adeta, hayatlarını kaydırdılar nicesinin! Ülke 50 yıl geriye itildi, hayat durdu! Tam bunları düşünürken, sonbahar ürpertisini iliklerimde hissetmişken gazete bayii önünde donup kaldım. “Böyle giderse kara çarşaf” manşetini atmıştı gazetelerimizden birisi. “Kamuda serbest bırakılmasının ardından türban şimdi de okul sıralarında. MEB Kılık Kıyafet Yönetmeliği’ndeki başı açık ibaresi kaldırıldı. Böylece 5. sınıftaki kız öğrencilerin türbanla derse girmelerinin önü açıldı. Tüm bunlar demokrasi, insan hak ve özgürlükleri kisvesi altında yapılıyor” yazıyordu haberin detayında… İçimi serin bir ürperti kaplayıverdi aniden. 34 yıl öncesindeki gibi yine derin kamplara bölündüğümüz gerçeğini bir kez daha yaşadım. İran geldi gözlerimin önüne, yüzü batıya dönük bir ülkenin birkaç yıl içinde nasıl başkalaştığını düşündüm. Bir şey olmaz diye yan gelip yatan “tembel çağdaşların” kendi ülkelerinde zamanla nasıl yabancı muamelesine tabi tutulduklarını, kaçtıklarını anımsadım. Kadınların zaman içerisinde dört duvar arasında kapatılarak, bir erkeğin dördüncü karısı olmak üzere kaderlerine nasıl razı edildiğini düşündüm. Cuma namazına gitmeyen erkeklerin, kendilerini takip eden görevliler tarafından nasıl bir meydan dayağı yediklerini düşündüm. Modern giyiniyorsun diye zerre acımaksızın taşlanan kızları düşündüm. Sosyal paylaşım sitesini takip ediyorsun diye çuval içerisine konarak ölümüne taşlanan kadınları düşündüm. Şeriat yasası gereğince cezasının şekline göre uzuvları kesilerek herkesin gözü önünde panayır maymunu gibi sergilenen insanları düşündüm. Masum taleplerle yola koyulup, daima mağduru oynayarak bir sistemi yok eden ve kendine has bir sistemle halkına adeta kök söktüren gözü kararmışları düşündüm. “Benim inandığıma inanmazsan sonun ölümdür” gerekçesi ardına sığınarak, milletini ortaçağ karanlığına mahkûm edenleri düşündüm. Karanlığın yaklaştığını bile bile, göre göre üç maymunu oynamaya devam eden günübirlikçi medya maymunlarını düşündüm. “Bişi olmaz” nakaratı tutturarak, hala yediklerini içtiklerini(zıkkımlandıklarını)fotoğraflayıp sergileyen akademisyenleri (!) kuşum aydınları düşündüm. “En acısı da bütün bunların Cumhuriyet’in yetiştirdiği sözde aydınlar tarafından aşama aşama uygulamaya konulduğunu parça parça olan yüreğimle düşündüm” İçimi serin bir ürperti kaplayıverdi yine. Bir türkü tutturdum içimden ve o türküye sarıldım mecburen. Güneş altında tutsaklar, geçen sonbahara ba-kıyorlar...
Yunus Emre Devlet Hastanesinde Olumlu Değişimler…
En son gazetemizin köşe yazarlarından Ömer Duru ağabeyimizin rahatsızlandığı dönemde ziyaretine gitmiş o vesile ile devlet hastanesini görmüştüm. Yaklaşık bir yıllık dönemden bahsediyorum. O andan bu yana olumlu anlamda değişimleri gözlemledim. Dün, yeğenim Onur Yalınız minik bir ameliyat geçirdi Yunus Emre Devlet Hastanesinde. Ziyaretine gittiğimde gerçekten şaşırdım. Yerler tabiri caiz ise “cillop” gibi, hastaların yattığı odalar kalabalık da olsa bakımlı, görevliler de insanlarla ilgiliydi. İçeri girdiğimde hasta ziyaretçilerinin bana doğru bakmalarını yadırgamadım(televizyondan tanıyorlardır dedim). Lakin tatlı tatlı tebessüm ediyorlardı! Bir bana bakıp, bir de giriş kapısının üzerine doğru bakıp gülüşüyorlardı. Önce anlayamadım olayı ama kafamı çevirdiğimde, giriş kapısının üzerine monte edilmiş büyükçe bir ekrandan ES TV’yi izliyordu hastalar ve refakatçileri. Tam da o anda “Kent ozanı” adlı programımın tekrarı yayınlanıyordu. Hep beraber başladık gülüşmeye dolayısı ile. Sağlıktan öte yol yok der atalarımız. Gerçekten de toplumun sağlıklı yaşaması adına yapılan her doğru işlem unutulmaz, takdir edilir…