Alvora Munera İspanya’da önemli matadorlardan birisidir. Yaşadığı bir olay sonrası unvanına kendi kendine son vermiştir. Yaşadığı olay şu; “yarışın son mücadelesinde gücünü yitiren Alvora yıkılır. Boğanın ona yaklaştığını görünce korkulu sonun yaklaştığını hisseder. Lakin boğa ona hiç bir şey yapmaz. Yarıştan sonra açıklamasında şöyle der: "Boğa gözümün içine bakarak bağırdı, böyle sadece bağırdı. Sırtına oklar batırdığım hayvan bana zarar vermedi, istese beni orada öldürebilirdi fakat sadece gözlerime bakıp bağırdı. Her hayvanda olduğu gibi onun gözlerinde de masumluk vardı. Yüreğimde adaletin hıçkırarak ağladığını işittim. Belki de bağışlanırdım, lakin itiraf edemedim. Kendimi dünyanın en vahşi mahlûku gibi hissediyordum…"
İnsan yaşadıklarından dersler çıkaran yegâne canlıdır. Yaşadığımız olumlu olumsuz olayları hayat torbamızda biriktirerek dersler çıkarırız günü geldiğinde. Tıpkı matador Alvora Munera’nın başına gelenler gibi! Bilinçaltımızdaki korkular ya da bilinmezlikle nedeni ile korkular yaşarız kimi zaman. Karanlıktan, cinden periden, kediden, köpekten korkmak gibi tepkilerimiz vardır. Ama başımıza gelen bazı olaylar gönül gözümüzün açılması için yeterli olur kimi zaman…
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, Eskişehir’de muhtelif zamanlarda sokak hayvanlarına hatta evcil hayvanlara dahi yapılan zulümlere tanıklık etmekteyiz. Eskişehir’in çoğu ilçesinde kısırlaştırılmadıkları için hızla üreyen sokak köpeklerinin dramlarını izlemekteyiz. Eskişehir’in ilçeleri yetmiyormuş gibi yakın illerden il sınırlarımız içerisine kamyonlarla bırakılan zavallı köpeklerin hazin sonlarını da bilmekteyiz…
Bu ülkede bir gerçek var! İnsanımız kendinden başka canlıya yaşam hakkı tanımıyor. Son on yıl içerisinde bireylerin bilinçlenmesi ve dayanışma içerisine girmesi sonucu bu biraz kırıldı. Yani hayvan koruyucular artık bir biçimde örgütlenerek bu mazlumlara sahip çıkmanın yollarını buldular. Onların yüzü suyu hürmetine de aleni eziyet edemiyor yurdum insanı bu mazlumlara. Daha düne kadar gözlerimizin önünde tüfeklerle katledilen, zehirlenen, işkence ve tecavüz edilen sokak hayvanlarını şöyle bir geçirin gözlerinizin önünden…
İnönü ilçesinde yaşanan son olay dilerim ki hepimize bir ders olmuştur. Hepimizden kastım öncelikle İnönü Belediye Başkanı ve halkına olmak üzere hepimize! Yani Büyükşehir Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi ve Odunpazarı Belediyesi başta olmak üzere diğer tüm ilçe belediyelere ve halkına kadar…
1-Demek ki bu mazlumları el birliği içerisinde kısırlaştırmaz isek sorun yumağı gittikçe büyüyecek.
2-Bu zavallı köpekleri acımasızca çuvallara ya da kamyonlara istif edip gecenin bir yarısı bir başka bölgeye atarak paçamızı kurtaramıyoruz.
3-Köpeklerin kulaklarına sahte küpeler takarak sorunu sadece geçici çözebiliyoruz.
4-Sorunun çözümünün itlaf şirketleri tutarak çözemiyoruz. Çünkü ilkel yöntemlerle(okla bayıltmak, onları nefes alamayacakları biçimde bir kamyonete istiflemek vs)suç işlediğimizin farkına varmalıyız.
5-“Halk bu köpekleri istemiyor” gerekçesi asla ve asla haklı olduğunuzu göstermez. Köpekler de “o tür” halkı istemiyor bu kesin! Ama birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bir dünya bu dünya!
6-Sorunu karşılıklı inatlaşma, gurur meseli yapma biçiminde çözemez kimse. Hep beraber el ele o Allah’ın mazlumlarının da yaşam haklarına saygı göstererek yapabiliriz sadece.
7-En başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere büyük ilçe belediyelerini işin içine katarak, İl Tarım Müdürlüğünü de göreve davet ederek kalıcı çözümler üretebiliriz…
DIŞARDAN GAZEL
Böyle bir köy kurulabilir mi ki?
Otuz haneyi geçmeyecek bir kere! Özenle seçilecek bu otuz kişi de. Ortak paydası birbirine benzer bu insanların en büyük özelliği “Bağımsız bir Türkiye” şiarında birleşmeleri olacak. Amerikan postallarının bu topraklarda cirit atması durumunda, “ya Allah” diyerek gereğini yapacak düzeyde gözü kara olacak köyün hepsi. Parayı asla amaç olarak görmeyip, araç olarak görecek herkes. “El kiri” gibi algılayacak. Köyün içerisinde asla ve asla motorlu araç olmayacak, bisiklet yetip de artacak icabında. Herkesin evinde en az kedisi, kapısında bir köpeği mutlaka olacak. Hayvanlar da insanlar gibi köyün sahibi sayılacaklar tabii. Herkes yalınayak evinin önündeki bahçesinde sebzesini ekip biçecek. Ürün zamanı büyük bir hazla komşularına tattıracak ürettiklerini. Tattırırken de birer kadeh içki sunmasında hiçbir mahsur yoktur diye afişler asılacak köyün muhtelif yerlerine. Herkes inançlarının gereğini insanca ve samimice kendi evinde yerine getirecek. İbadetin en güzelinin, Allah ile kul arasında olanıdır gerçeğine içten inanacak insanlar. Dini ve Ulusal bayramlarımız sadece belirlenmiş günler değil, her gün(yani365 gün) geçerli sayılacak. Öyle ki tüm yürekler bayram yeri gibi olacak bundan ötürü. Sevgi dinin temeli sayılacak ki, Yaratanda ötürü yaratılan her şey sevilsin diye!