YAZIYORUM
Sevginizi hediye ile ölçmeyin!
Ne güzel söylemiş TÜKODER Başkanı sevgili Sülahi Özalp. Anneler günü dâhil böylesi özel günlerin ranta dönüşmemesi için insanımızı uyarmış. Özel günleri fırsat olarak görüp paraya çevirmek isteyenlerin, tüketimi çeşitli reklam kampanyaları ile körüklediğinin altını çizmiş. Sırf anneler günü için 2012 yılında harcanan toplam miktar 790 milyon lira iken, 2013 de 800 milyon lirayı geçmiş. İnternet alışverişlerinin de tavan yaptığına ve bu alışverişler için kredi kartlarının nasıl şiştiğine dikkat çekmiş. Tavsiyesinin son bölümünde de alınan ürünün faturasının olması, daha sonra değişim olacaksa da mutlaka değişim kartının olmasının önemini vurgulamış. Kısacası sevginin ölçüsünün artık para olduğu bir çağın özetini yapmış güzelce. Ağzına ve yüreğine sağlık…
Merkez Bankası verilerinden derlenen bilgiye göre, 2010 yılında 222.360 kişi kredi kartı borcunu ödeyemezken, 2012 yılında bu rakam yüzde yüzden daha fazla artarak 453 bin 656 olmuş. 2013 yılının sadece Ocak Mayıs ayları arasında bireysel kredi kartı borcunu ödemeyen kişi sayısı 325 bin 179 olarak belirlendiği, yılsonunda 780 bin kişinin bireysel kredi kartı borcunu ödeyemediği açıklanıyor. Eğer bu hızla devam ederse 2014 yılında kredi ve kredi kartı batağına giren yurttaşların sayısı milyonlar ile ifade edilecek deniliyor…
Bu ürkütücü gerçeği de paylaştıktan sonra konun özüne bir kez daha vurgu yapmakta yarar var. Atalarımızın bazı atasözlerinden hoşlanmasam da(her koyun kendi bacağı, bana dokunmayan yılan vs) çoğuna saygı duyarım. Tatlı tatlı yemenin, acı acı saçması olur en güzelidir mesela! Bıldır yediğin hurmalar şimdi gözünü tırmalar da fena değildir hani! Bu örnekleri daha da çoğaltmak olasıdır. Kanımca en güzeli insanın haddini bilmesidir öyle değil mi? Yunus Emre der ki “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmez isen, ya nice okumaktır…” Demek ki haddini bilmenin ölçüsü okumak ya da cahil kalmak değil. Demek ki haddini bilme duygusu da Tanrısal bir donatıdır. Eğer haddimizi bilseydik, istikrar edebiyatı ile kandırılarak bu günlere melül melül gelir miydik zaten? Kendi acınacak halimizi görseydik, mağdur edebiyatı ile yıllarımızı çalanları baş tacı etmeye devam eder miydik? Haddimizi bilseydik, bilgi sahibi olmadan fikir üreten bir güruh olur muyduk? Özel günler olmalı, özel günler tabii ki unutulmamalı. Lakin özel günleri ranta dönüştüren bir sistemin prangasız köleleri konumuna da düşmemeliyiz asla. Bilinmeli ki para varsa harcanan bir araçtır sadece. Ama kredi kartından yapılan harcamalarla, hayatımızı bozuk para gibi harcadığımızı da unutmayalım olur mu? Sistemin köleleri olmamak adına haddimizi bilelim. Koca yürekli Yunus bunu yüz yıllar öncesinden görmüş ve bizleri uyarmış oysaki!
DIŞA RDAN GAZEL
"Köpekler ve sakatlar giremez"
Ergün Özmen, “Yenipazar’ın Sesi” internet gazetesinin yönetmenidir. Sık görüşemesek de saygı duyduğum komşumdur. Köpekler ve sakatlar giremez başlıklı yazısını benimle paylaşmış, ben de siz saygın okurlarımla paylaşıyorum… “Yeripazar Halk Eğitim Merkezi'de düzenlenen sıra gecesine bağlamamla eşlik etmem için Halk Eğitim Müdürü Mustafa Kıyak tarafından davet edildiğim halde, bedensel engelli olduğumdan asansörü olmayan Halk Eğitim Merkezi'nin merdivenlerini çıkamadığımı gerekçe göstererek daveti reddettim. Oysa Yenipazar'daki her etkinlikte olduğu gibi bu yapılan sıra gecesinde mutlaka benim de imzamın bulunmasını isterdim. İçim kan ağlayarak hiç istemeyerek geri çevirdim daveti. Halk Eğitim Merkezi'nin merdivenleri oldukça dik ve etkinliğin yapılacağı yer üst katlardaydı. Bu bina sözde halkın yararlanması için yapılmış. Bedensel engellileri yok sayan devlet, bizi halktan saymayan ve Halk Eğitim Merkezi gibi devlet dairelerinde sanki işimiz olmazmış gibi bizleri düşünmeden yaptığı resmi binaları asansörsüz, rampasız yapmıştır. Sanki biz bu ülkede yaşamıyoruz. Toplumun en az yüzde10'unu oluşturduğumuz halde yok sayılıyoruz. Hangi resmi kuruma giderseniz gidin bizim karşımıza merdiven engeli çıkmaktadır. Sanki bizim karakola, mahkemeye işimiz düşmez. Engellilerin engeli keşke bunlarla sınırlı kalsa, say say bitmez ki... Tuvaletiniz gelse s..cak tuvalet bulamıyorsunuz. Ah bir zorunluluk gelse yeni seçilen Belediye Başkanlarına, yeni atanacak Kaymakamlara, Valilere; görev koltuğuna oturmadan önce ayaklarını bağlı vaziyette tekerlekli sandalye ile tuvalete oturabilme zorunluluğu getirilse... O zaman nasıl da anlarlar halimizi...”
OZANCA
Bana namaz kılmaz diyen
Bana namaz kılmaz diyen,
Ben bilirim namazımı.
Kılar isem, kılmaz isem,
O Hak bilir niyazımı.
Dost isteyen gelsin bana,
Göstereyim dostu ona.
Budur sözüm önden sona,
Ben bilirim kend'özümü.
Yunus imdi söyle Hakk'ı,
Münkir tutsun sana dakı.
Pişipdürür Hakk'ın hânı,
Ârifler tatsın tuzumu…
Yunus EMRE