Sen insan mısın?

Şinasi Kula yazdı

6 Ocak 2016 22:17
A
a
Sorumun karşılığını görüntünle yanıtlayamazsın.

Görüntü çoğu zaman aldatıcıdır.

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” demiş o bilge.

Lakin bu insanlığa erenler için olması gereken ideal.

Tekrar soruyorum sen insan mısın?

İnsan kılığında yaratılmış ve adı konmamış bir yaratık olamaz mısın?

Sen evet sen!

Nefsinden gayrı hiçbir şey düşünmeyen, manevi hiçbir değer barındırmayan, kalbinde sevginin kırıntısını barındırmayan sen.

Sözüm sanadır benim.

Kendinden başka hiç kimseye yaşama hakkı tanımayan, ‘Rabbena hep bana’ ölçülerine sıkışmış ve insan görünümüne sokulmuş zavallı ucube sözüm sana!

Devlet denen mekanizmanın göz yumduğu, yasa yapmak üzere meclis çatısı altındakilerin bireysel dertlerinden sıra bulup da bir türlü çıkaramadığı caydırıcı yasalar yüzünden daha ne kadar hayatı dar etmeyi sürdürmektesin yüzsüzce. Pompalı-havalı silah adı altında Teksas’a çevirdiğin yetmedi mi bu ülkeyi. Her köşe başında satılan simitlerden daha kolay satılmakta o silahlar. Ruhsata gerek yok, kanuna gerek yok, istediğiniz biçimde donatmaktasınız kendinizi. Evinize özel, aracınızın zulasına özel, hani elinizden gelse münasip yerlerine de sokup taşıyacaksın bir başka yedeği de.

Bu kadar değil zulmün, acımasızlığın.

Köpekler yesin diye özel olarak hazırladığın, parklara bıraktığın tuzaklı yiyecekleri hazırlayan sen ve senin gibi yaratıklarla bu zorlu dünyada birlikte yaşamak durumundayım maalesef.

Özenle kuşbaşı şekline getirdiğin et parçalarının her birinin içine, yine özenle yerleştirdiğin MIH’lar (ucu sivri küçük çiviler) da senin silahlarından bir başkası. Bu kez Allah’ın o savunmasız köpeklerini öldürmenin daha iğrenç türünü seçmişsin. Tıpkı kendine benzeyen, adiliğini, karaktersizliğini net biçimde yansıtan şekliyle hem de!

O lokmaları yutan aç bir sokak köpeği saatler sonra gözlerinin önünde ağzından kan gelerek, titreyerek ölürken sen de salyalarını akıtarak izleyeceksin. Orgazm olacaksın öyle değimli ruhu karanlık pislik! Kendin gibi ruh ikizlerinle pişpirik oynarken; sigaradan sararmış o iğrenç dişlerini göstererek, sırıtarak anlatacaksın yediğin tezeği değil mi? Sonra evine gideceksin karına erkeklik taslayacaksın o midye küçüklüğündeki yüreğinle. Çocuklarına baba rollerine girerek din ve ahlak dersi vereceksin değil mi? Cuma günleri sosyal paylaşım sitenden ya da cep telefonundan “hayırlı cumalar” diye başlayan klişe mesajını çekip, akabinde saf tutup Allah’ı kandırdığını zannedeceksin o küçücük beyninle değil mi?

Peki, pompalı tüfeğinle hedef tahtası yerine koyup felçli bıraktığın o köpekler, zevkine katlettiğin o kediler ne olacak? Anasız bıraktığın o yavruların açlıktan ölmesinin hesabı kimden sorulacak?

Yaptığın zulümlerin karşılığı yok mu sanıyorsun?

Hepsinin yanına kar kalacağını mı sanıyorsun?

İlahi adaletin de, bu dünyada yasa yapan biçareler kadar uyuyacağını mı sanıyorsun? Zebanilerin sen ve senin gibileri hesap saati geldiğinde yorulmasınlar diye oturtacakları özel yağlı kazıklar hiç gözünün önüne geliyor mu?

Bak fotoğraflara iyi bak!

Minicik bir karton parçasına sığacak kadar minicik bir dünya, bir lokma ekmek ve bir yudum su tek istekleri. Sürekli üreyip çoğalmak onların tercihi değil. Onlar sadece doğaları gereği içgüdüsel biçimde çoğalmak üzere programlanmış yaratan tarafından. Ve bu dünyada yaşamak onların da en doğal hakları, senin benim kadar onların da dünyası bu dünya. Bak bu fotoğraflara da bir kez daha sorgula kendini ayna karşısında. Aynan yoksa karına sor, çocuklarına sor.

Sen insan mısın?

Sen adam mısın?

 

 

SİZİN SESİNİZ

 

Ahmet Tabak ve değerli eşi Bedriye Tabak İzmir’den tanıştığım ve sosyal paylaşım sitesinden de bağımın kopmadığı arkadaşlarımdır. Ülke ile ilgili ikisi de duyarlı ve donanımlıdır. Ahmet Tabak’ın fıkralarına biterim, gülerim her daim, mesaj çıkarırım. Bakınız ne güzel lafı gediğine oturtan bir fıkrası daha…

Bir fabrikada büyük bir makine aniden durmuş ve tamirciler bir türlü çalıştıramıyor. Sonunda, yaşlı bir tamirci bulmuşlar. Tamirci, makineyi dikkatle kontrol ettikten sonra yanındaki çırağa;

“Bana bir çekiç verir misin” der.

Uzatılan çekici alan tamirci, makineye yaklaşıp dikkatle inceledikten sonra, tespit ettiği bir yere çekici “tık” diye vurur. O da ne? Makine,

başlar haldır güldür çalışmaya.

Patron son derece memnun sorar;

- Borcumuz ne kadar?

- 1000 dolar.

- Neee! Çekiçle makineye şöyle bir vurdun, o kadar. Bunun için mi 1000 dolar istiyorsun?

- Evet.

- Peki, o zaman bana ayrıntılı bir fatura düzenle, 1000 doların ayrıntılarını görmek istiyorum.

Yaşlı tamirci, faturayı düzenleyip, patrona uzatır. Fatura şöyle tanzim edilmiştir;

- Çekiçle makineye vurmanın bedeli 1 dolar.

- Çekici nereye vuracağını bilmenin bedeli 999 dolar…

                                                ***

Kıssadan hissesi de olacak tabii her fıkranın. Hepimizin bir gücü var saygın okurlarımız, her insanın elinde mutlak bir güç var. Fakat biz toplum olarak hep birlikte bu gücü nasıl kullanacağımızı asla öğrenemedik. Çünkü bir usta yok başımızda, bozulan makinenin neresine “tık” diye vurup çalıştıracağımıza önderlik edecek bir usta yok yani! Bizim ustalar sadece laf salatası yapmakla ustalık edileceğini sanıyor. Bir zamanlar güzel rabbim bir usta göndermiş Anadolu topraklarına malumunuz. Ama çok sevdiği kulunu (ustayı) 57 yıl sonra yeryüzünden yanına çekmiş almış. Sanırım “Sen bu dünyaya fazlasın Mustafa Kemal, yeter aydınlattığın” demiş…

 

OZANCA

Ankara’dan uçan kuşlar

Kemal’im der, günler günü çağrışır

Kahrolur bulutlara karışır

Gök bulut yaşmak bulut

Uca dağlar dev boyunlu morca dağlar

Divan durmuş bekleşir

Mustafa’m Mustafa Kemal'im… Attila İlhan

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi