YAZIYORUM
Sayın Hüseyin Fidan, sözünüzü tutacaksınız değil mi?
24 Şubat 2014 Pazartesi günü “Kelebek Çocuklar” başlıklı yazım tahminimin çok üzerinde okunmuş, ses getirmiş hatta yaygın medyada haber olmuştu. Zaten yazımın çıktığı gün sağ olsunlar Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliğinden ve İl Sağlık Müdürlüğünden yetkili arkadaşlarımız arayarak konu hakkında detaylı bilgi istemişlerdi. Hastaneler Birliği Genel Sekreterliğini temsilen de Abdil Ateş, mağdur aileyi bizzat ekibiyle nezaret etmiş ve samimi biçimde ilgilenmişti. Tam da o günlerde Sağlık Bakanı Müezzinoğlu Eskişehir’de incelemeler yapmak üzere gelmiş ve olay kendisine de bizzat iletilmişti. Ailenin sosyal güvencesi olduğu halde prosedür gereği bu hastalara parasız yardım yapılamıyordu ve bu saçmalığın biran evvel son bulması gerekiyordu. Sağlık Bakanına bizzat iletilmişti bu konu anlayacağınız. Şimdi buraya kadar yazılanlardan sonra Türk filmlerindeki gibi mutlu bir son bekliyorsunuz değil mi saygın okurlarımız? Ne yazık ki mağdur aile telefonla beni arayıp “hocam gelen giden olmadı daha” dedi birkaç gün önce. Ense köküme şamar yemiş gibi oldum yeminle. Yani o günden bu yana, sen sağ ben selamet… Ne gelen var ne giden…
Bakınız ey duyarlı insanlar lütfen bakınız! Allah rızası için bir kez empati kurunuz! Bu ailenin üç yaşındaki küçük yavruları(Mert) zor, hem de çok zor durumda. Epidermolysis Bullosa(Kelebek Çocuk) denen bu illetin ne yazık ki tıp henüz kalıcı çözümünü bulamamış. Yapılan tedavi masraflarını bile, pırlantada vergi indirimi yapan yüce devletimiz ödemeye bile gerek görmüyor. Bu acılı aile her gün, ama her gün olağanüstü yıpranıyor maddi manevi. Küçük Mert’in vücudunda açılan yaraların her an tertemiz pansuman edilip çok iyi bir bakım sağlanması gerekiyor. Yoksa aksi halde bu kömür gözlü oğlan kar tanesi gibi eriyor günbegün kardeşim. Söz konusu sadece bu çocuk değil ülkemizde yüzlerce çocuk bu saçma sapan prosedürünüz yüzünden ölümü bekliyor resmen ölümü! Sahipsiz insanların sahibi değimliydi bu devlet, bu Cumhuriyet? Ne oldu değişti mi yoksa bu anlayış! Yüreklice söyleyin, bir bakanın çocuğu ya da bir milletvekilinin çocuğu bu durumda olsaydı (bu tasaya dönüşmüş) yasanın bir gecede meclisten geçmesi için gereğini yapmaz mıydınız?
Sayın Milletvekilleri Ülker Can, Salih Koca ve Sayın Bakanımız!
Bu çocuğu hiç merak etmediniz mi, bu konu hiç kulağınıza gelmedi iktidar milletvekilleri olarak. Bu kentten bakanımız var bir de üstüne üstlük, mutlu olmamız gereken. Sayın Ülker Can, sizin sağlıkçı özelliğinize sığınarak, anne özelliğinize sığınarak sesleniyorum. Bu hastalığı hiç merak edip araştırma yaptınız mı? Allah vermesin, sizin yavrunuz olsaydı bu çözümsüz hastalığın kurbanı ne yapardınız? Her şeyden önce bir anne olarak feryat edip çığlığınızı tüm dünyaya duyurmaz mıydınız? Bu insanlar, yani mağdur aileler Cumhurbaşkanına kadar seslerini duyurmuşlar ama karşılığında en ufak bir yanıt alamıyorlar. Sayın Bakan Nabi Avcı, siz evlatlarınız torunlarınız için canınızı verirsiniz eminim buna. İyi de bu küçük melek yani Mert Akbaba da ana kuzusu değil mi? Onun için ağlayanların, yüreği yananların sesini duymanız için ne gerekiyor? Ayrıcalık istemiyor bu insanlar, sadece bu memleketin vatandaşı olarak ilgi bekliyorlar. Çaresizlikler sonucu canına kıyan nice ülke evlatlarının haberlerini okuyup izliyoruz medyadan. Böyle bir ayıbı kaldırır mı Eskişehir? Böyle bir acıyı yaşadıktan sonra yapılacak yardımların küfürden bir farkı kalır mı?
Bu mağdur ailelerin sorunları bir an evvel kalıcı olarak çözülmezse tüm Eskişehirliler olarak vebal altında kalabiliriz. Olmasını hiç istemediğimiz kırık hikâyeler duyabiliriz. Bu safhadan sonra vicdan azabı çeksek ne, çekmesek ne! Yazımın başındaki sözlerimle bitirmek istiyorum. Sayın Hüseyin Fidan başta olmak üzere sağlık alanında bu kentin üst düzey yöneticileri; Sözünüzü tutacaksınız değil mi?
OZANCA
hoş geldin bebek
yaşama sırası sende
senin yolunu gözlüyor
kuşpalazı boğmaca kara çiçek sıtma
ince hastalık yürek enfarktı
kanser filan işsizlik açlık filan
tren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazası
yer depremi sel baskını kuraklık falan
karasevda ayyaşlık filan
polis copu hapishane kapısı falan
senin yolunu gözlüyor atom bombası falan
hoş geldin bebek
yaşama sırası sende…
Nazım HİKMET RAN