Haber böyle düşmüş gazetelere. Bu ülkede kadınlarımızın yaşam koşulları anlamında geldikleri son noktayı gördükçe olumlu bir haber gibi geliyor insana. Son on yılda katledilen kadınların sayısının yüzde bin dört yüz artığı gerçeğinden yola çıkarsak; bir “Cumhuriyet Kadınının” elinde bağlaması ile özgürce düşüncelerini haykırması, kendisini ifade edebilmesi elbette ki hoş bir haber…
Nurşah kardeşimizin biyografisini incelemek üzere araştırma yaptığımda 1954 yılında Mihalıççık’ın Çardak köyünde doğduğunu, asıl adının Durşen Mert olduğunu öğrendim. Detaylı bir bilgilendirme olmasa da, 12 ödül aldığı yazılıyor. Bu ödüllerin ulusal ya da uluslar arası bazdaki değeri konusunda bir bilgilendirme mevcut değil…
Kişinin “sanatçı” unvanını kendi kendine yakıştırması ya da yakın çevresi tarafından verilmesi söz konusu değildir. Eskişehir’de çok yakından tanık olduğum konulardan bir tanesi de kişilerin kendini “şair” olarak nitelemesinde hiçbir sakınca görmemesidir! Ya da sanat adına hiçbir üretimde bulunmadığı halde, sanatla ilgili kitle örgütlerinin başına kurulup oturmaktan çekinmemeleridir. Aziz Nesin üstadın şu lafı ile bu durumu pekiştirelim; “benim ülkemde her dört kişiden beşi şairdir…”
Şimdi bu ufak anımsatmalardan sonra ozanlık ve âşıklık üzerine birkaç kelam edelim isterseniz. İslâmiyet sonrası, Anadolu’da, saz eşliğinde veya sazsız güzelleme şiirler yazan şairlere “âşık” adı verilmiştir. Âşık; terim olarak, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, “Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre” gibi şiir yazan ve ilâhi olarak şiir söyleyen dinî-tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır. Âşıklar, sistemdeki haksızlıklara değinmeyen, tabiri caiz ise suya sabuna dokunmayan sözlerle insanlara bir şeyler anlatmaya çalışırken, ozanlar da gözünü budaktan, sözünü dudaktan sakınmadıkları, eğilip bükülmedikleri için yaşadıkları dönemin hükümdarlarınca kimileri sürgüne yollanarak, kimileri de türlü şekillerde cezalandırılarak hep bedel ödemişlerdir. Feodalizmden kapitalizme geçişte ve sonrasında, âşıklar diyar diyar dolaşarak; “köy odalarında, kahvelerde ve meydanlarda” şiirlerini okurlardı. Cumhuriyet döneminde de bu şekilde şiirlerinin geniş halk toplulukları tarafından duyulmasını sağlarlardı. Âşıkla ozanı birbirinden ayıran çok ama çok büyük özellik budur işte! Ozan, acı çeken ve haksızlığa uğrayan toplumların kısacası halkın cesur yüreği ve sesidir. Âşık kendini anlatırken, ozan halkını anlatır. Bu yüzden yaşamı daima zor olmuştur ve zor olacaktır! Sistemin efendileri ile ozanların arası asla iyi olmamıştır tarihin hiçbir evresinde. “Nedim de şairdir, Nazım’da!” Ama biri saraydan hiç çıkmadan padişaha övgüler döşemeyi, diğeri de ülkesinin ezilen insanlarının kara yazgısını dillendirmeyi yaşam biçimi olarak görmüştür. Durum böyle olunca Nazım’ı bütün dünya tanır ve onu edebiyatın zirvelerinde yaşatır… Nedim’i ise her dört kişiden beşinin şair olduğu söylenen ülkemde dahi tanıyanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez!
Demem şu; üniversitelerde adının ders kitaplarına geçmesini isteyen, cumhurbaşkanı ile tanışmak için maniler yazan değerli kardeşimize âşık denmesi gayet yerindedir. Ozan ise böylesi hiç bir talepte bulunmaz, basının renkli sayfalarını süslemez. Çünkü böyle şeylere ihtiyaç duymaz! Bu vesile ile ülkemin başı dik yiğit ozanlarını saygı ile selamlıyorum. Ebediyete göçmüş değerlerimizin ışıklara gark olmasını diliyorum…
Polatlı Fark Attı!
ES TV ekranlarında, fasılasız dört yıldır programlarımı sürdürmekteyim. Yüzlerce konuk geldi geçti inanın bu sevimli stüdyomuzdan. İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan ve daha nice kentimizden değerleri ağırladık. Eskişehir’i unuttuğumu sanmayın, her sabah kentimizin ışıkları diye başlarım sözüme! Medyatik isimlerden en başta Yılmaz Büyükerşen, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Haluk Özkan(müzisyen), Osman Pamukoğlu, Meral Mansuroğlu, Ozkan Mert gibi isimleri de konuk ettik tabii. Lakin bir gerçek var dostlarım. Geçtiğimiz yıl Polatlılı “Hıdır Yıldız” ve müzik gurubunu konuk etmiştim. Onlara gelen yüzlerce SMS-eposta-twit ile şaşkınlık yaşamıştım. Dün de Polatlı Belediye Başkanı “Mürsel Yıldızkaya” konuğumdu. Yine aynı durum yaşandı. Anlayacağınız Polatlılılar fark atmaya devam ediyorlar…
OZANCA
GELMEZ DEME
Gelmez deme gelir seninde sıran
Tükenir fitilin söyünür çıran
Kader torbasından çekilir kuran
Ecel kalburundan eler senide
Karabasan gibi çöker üstüne
Hayat zahirini döker üstüne
Bu koca dünyayı yıkar üstüne
Ecel defterinden siler senide
İstersen paşa ol istersen ağa
Azrail düşürür bir gün tuzağa
Doğduğunda belendiğin toprağa
Fikret bir gün gelir beler senide…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
