Ozanlık ve Borazanlık!

Şinasi Kula

8 Ocak 2015 23:46
A
a
“Eskişehirli Âşık Nurşah olarak tanınan asıl ismi Durşen Mert olan sanatçı, Cumhurbaşkanı ile görüşebilmek için mani yazarak çağrıda bulundu. Bu zamana kadar Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarla görüşen Âşık’ın tek dileği Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek! Erdoğan’a sesini duyurmak için mani yazan ve okuyan Mert, “eserlerinin de toplanarak üniversitelerde okutulmasını istiyor…”

Haber böyle düşmüş gazetelere. Bu ülkede kadınlarımızın yaşam koşulları anlamında geldikleri son noktayı gördükçe olumlu bir haber gibi geliyor insana. Son on yılda katledilen kadınların sayısının yüzde bin dört yüz artığı gerçeğinden yola çıkarsak; bir “Cumhuriyet Kadınının” elinde bağlaması ile özgürce düşüncelerini haykırması, kendisini ifade edebilmesi elbette ki hoş bir haber…

Nurşah kardeşimizin biyografisini incelemek üzere araştırma yaptığımda 1954 yılında Mihalıççık’ın Çardak köyünde doğduğunu, asıl adının Durşen Mert olduğunu öğrendim. Detaylı bir bilgilendirme olmasa da, 12 ödül aldığı yazılıyor. Bu ödüllerin ulusal ya da uluslar arası bazdaki değeri konusunda bir bilgilendirme mevcut değil…

Kişinin “sanatçı” unvanını kendi kendine yakıştırması ya da yakın çevresi tarafından verilmesi söz konusu değildir. Eskişehir’de çok yakından tanık olduğum konulardan bir tanesi de kişilerin kendini “şair” olarak nitelemesinde hiçbir sakınca görmemesidir! Ya da sanat adına hiçbir üretimde bulunmadığı halde, sanatla ilgili kitle örgütlerinin başına kurulup oturmaktan çekinmemeleridir. Aziz Nesin üstadın şu lafı ile bu durumu pekiştirelim; “benim ülkemde her dört kişiden beşi şairdir…”

Şimdi bu ufak anımsatmalardan sonra ozanlık ve âşıklık üzerine birkaç kelam edelim isterseniz. İslâmiyet sonrası, Anadolu’da, saz eşliğinde veya sazsız güzelleme şiirler yazan şairlere “âşık” adı verilmiştir. Âşık; terim olarak, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, “Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre” gibi şiir yazan ve ilâhi olarak şiir söyleyen dinî-tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır. Âşıklar, sistemdeki haksızlıklara değinmeyen, tabiri caiz ise suya sabuna dokunmayan sözlerle insanlara bir şeyler anlatmaya çalışırken, ozanlar da gözünü budaktan, sözünü dudaktan sakınmadıkları, eğilip bükülmedikleri için yaşadıkları dönemin hükümdarlarınca kimileri sürgüne yollanarak, kimileri de türlü şekillerde cezalandırılarak hep bedel ödemişlerdir. Feodalizmden kapitalizme geçişte ve sonrasında, âşıklar diyar diyar dolaşarak; “köy odalarında, kahvelerde ve meydanlarda” şiirlerini okurlardı. Cumhuriyet döneminde de bu şekilde şiirlerinin geniş halk toplulukları tarafından duyulmasını sağlarlardı. Âşıkla ozanı birbirinden ayıran çok ama çok büyük özellik budur işte! Ozan, acı çeken ve haksızlığa uğrayan toplumların kısacası halkın cesur yüreği ve sesidir. Âşık kendini anlatırken, ozan halkını anlatır. Bu yüzden yaşamı daima zor olmuştur ve zor olacaktır! Sistemin efendileri ile ozanların arası asla iyi olmamıştır tarihin hiçbir evresinde.      “Nedim de şairdir, Nazım’da!” Ama biri saraydan hiç çıkmadan padişaha övgüler döşemeyi, diğeri de ülkesinin ezilen insanlarının kara yazgısını dillendirmeyi yaşam biçimi olarak görmüştür. Durum böyle olunca Nazım’ı bütün dünya tanır ve onu edebiyatın zirvelerinde yaşatır…                             Nedim’i ise her dört kişiden beşinin şair olduğu söylenen ülkemde dahi tanıyanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez!  

Demem şu; üniversitelerde adının ders kitaplarına geçmesini isteyen, cumhurbaşkanı ile tanışmak için maniler yazan değerli kardeşimize âşık denmesi gayet yerindedir. Ozan ise böylesi hiç bir talepte bulunmaz, basının renkli sayfalarını süslemez. Çünkü böyle şeylere ihtiyaç duymaz!                     Bu vesile ile ülkemin başı dik yiğit ozanlarını saygı ile selamlıyorum. Ebediyete göçmüş değerlerimizin ışıklara gark olmasını diliyorum…

 

Polatlı Fark Attı!

ES TV ekranlarında, fasılasız dört yıldır programlarımı sürdürmekteyim. Yüzlerce konuk geldi geçti inanın bu sevimli stüdyomuzdan. İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan ve daha nice kentimizden değerleri ağırladık. Eskişehir’i unuttuğumu sanmayın, her sabah kentimizin ışıkları diye başlarım sözüme! Medyatik isimlerden en başta Yılmaz Büyükerşen, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Haluk Özkan(müzisyen), Osman Pamukoğlu, Meral Mansuroğlu, Ozkan Mert gibi isimleri de konuk ettik tabii. Lakin bir gerçek var dostlarım. Geçtiğimiz yıl Polatlılı “Hıdır Yıldız” ve müzik gurubunu konuk etmiştim. Onlara gelen yüzlerce SMS-eposta-twit ile şaşkınlık yaşamıştım. Dün de Polatlı Belediye Başkanı “Mürsel Yıldızkaya” konuğumdu. Yine aynı durum yaşandı. Anlayacağınız Polatlılılar fark atmaya devam ediyorlar…

 

OZANCA

GELMEZ DEME

Gelmez deme gelir seninde sıran

Tükenir fitilin söyünür çıran

Kader torbasından çekilir kuran

Ecel kalburundan eler senide

               Karabasan gibi çöker üstüne

               Hayat zahirini döker üstüne

               Bu koca dünyayı yıkar üstüne

               Ecel defterinden siler senide

İstersen paşa ol istersen ağa

Azrail düşürür bir gün tuzağa

Doğduğunda belendiğin toprağa

Fikret bir gün gelir beler senide…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi