YAZIYORUM
ORTALIK TOZ DUMAN!
“Bu kadarına da pes” ya da “bu kadar da olmaz” sözcükleri şaşkınlığımızın tavan yaptığı anlarda dudaklarımızdan dökülüveren tepki sözcükleridir. Kendimizi her ne kadar hayat mektebinin deneyimli öğrencilerinden kabul etsek de, daha öğreneceğimiz çok dersin ve gidilecek epeyce yolumuzun olduğunun farkına varırız böylesi anlarda. Ülkemde istisnasız her gün gündem değişiveriyor. Bunlardan bazıları birilerinin işini kolaylaştırmak adına yapay gündemler olsa da, birçoğu da gerçek gündemlerdir. Bu ülkede büyük bir değişimin olduğunu gözlemleyen kaç kişi vardır dersiniz? Başkalaşan bir topluk desek yeridir. Peki, bu beni olduğu kadar sizleri de korkutmuyor mu? Çok net biçimde bölündüğümüzün, bu bölünmeler içerisinde de giderek keskinleştiğimizin, tabir caiz ise “ölümüne taraftarlar” olduğumuzun farkında değil misiniz? Tuttuğumuz tarafın lider konumundaki insanlarının hatalarını, yanlışlarını hatta utanç verici konumlarını koşulsuz kabullendiğimiz gerçek değil midir? “Evet, çalıyor ama adam iş de yapıyor kardeşim” diyen zavallı taraftarlara içimiz kanayarak tanıklık etmiyor muyuz? Dindar kisvesi altında oyumuzu ve güvenimizi çalan bir yöneticinin “din ile alay edercesine” konuşmalarını duyduğumuzda gıkımız çıkmadan üç maymunu oynamıyor muyuz? Tüm bunlara koşulsuz suskun kalırken, karşı tarafın en ufak bir yanlışını göklere çıkarmayı marifet sanmıyor muyuz? “Onun kaseti de çıksa uğruna ölürüm” diyenlere rastlayanınız olmuyor mu Allah aşkına? Ve kaygı ile karışık kurşuni bir hüzün kaplamıyor mu yüreğinizin derinliklerini…
GELELİM ESKİŞEHİR’E!
Siyasi arenanın aktörleri son kozlarını oynuyorlar şu sıralar. Dört gün sonra ülke genelinde olduğu gibi kentimizde de ne olup bittiğini göreceğiz. Bu sürece kadar medya içerisindekiler gerek yazılarında, gerek görsel medya üzerinden sözlü yorumlarda bulundular. Doğal olarak ta dünya görüşleri doğrultusunda yorumlarının yanında olmasını istedikleri biçimi “tahmin” adı altında neşrettiler. Ben öncelikle şu sorgulamayı yapmayı yurttaşlık görevi olarak görüyorum. Seçime katılan tüm parti adayları gerçekten de belediye başkanı seçileceğine inanıyorlar mı? Örnek vereyim “tabela partisi” konumunda nice partinin ya da bağımsız adaylar gerçekten de “ben bu seçimi kazanırım” diyor mu samimi biçimde? Hiç inanmıyorum buna, hem de hiç! Seçim sonrası aldıkları komik oylardan ötürü, mangalda kül bırakmayan açıklamalarından ötürü mahcup olmayacaklar mı zerre kadar? Bunları geçelim haydi, yavru muhalefet konumunda partinin adayları için örnek verelim. Büyükşehir başta olmak üzere, Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerinde başkanlığı kazanma şansının olduğuna en başta kendileri inanıyorlar mı gerçekten? Bu üç örnek için hiçbir şanslarının olmadığını ben dâhil birçok kişi biliyoruz. O halde bu işte gerçek amaç nedir sorguladığınız olmuyor mu? Öyleyse gözü kamaşmış bu insanların bu işe körü körüne asılması, yarını düşünmemesi içler acısı değil mi? Şu artık net bir biçimde bilinmeli, bu seçimler belediye başkanı seçimlerinde öte bir ülkenin geleceğinin belirleneceği seçimleridir. Zaman ego zamanı, zaman amigoluk zamanı, zaman bencillik zamanı değilse eğer! Zaman vicdan, zaman vatan, zaman bölünmezlik zamanı ise eğer haydin gereğini yapalım o zaman!
OZANCA
Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz
Gül ki sen, neş'enle gülsün ay, güneş, toprak, deniz
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz…
Cemal Edhem(Yeşil)