Basın ilan kurumu Müdürü Celal Güneş ile “Sabah Kahvesi” adlı televizyon programımda sohbet etme olanağım olmuştu. Sıradanlık yerine farklı ve üretkenliğe imza atan düşünceler geliştirdiğini hissettim. Aradan birkaç ay geçti bir daha sohbet etme olanağımız olmamıştı. Birkaç gün önce bir etkinlik düzenlediğini ve biz basın mensuplarını davet ettiğini görünce toplantıya katıldım. Harran Üniversitesi Rektörlüğü ve Basın İlan Kurumu Eskişehir Şube Müdürlüğü işbirliği ile "Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sağlığını Geliştirme Programı" kapsamında toplantıydı bu. Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek tarafından, Şanlıurfalı mevsimlik tarım işçileri ve sağlıkları hakkında basın mensuplarına bilgi verildi. Katılımcı birçok arkadaşım belki de “ne ilgi” diye düşünmüş olabilirler. Zaten son bölümde ben de soru yönelterek, devletin çözüm bulması gereken birçok konuda basın mensupları olarak nasıl katkı koyabiliriz sorusunu yönelttim. Her şeyi devletten beklemek aslında işin en kolay olanı gerçekten de! Ama toplumun duyarlı insanları olarak bizlerin de dikkat çekmek adına görevlerimizin olduğunu anımsattı sunumu yapan hocam. Daha sonra da, dünyada hastalıkların önlenmesinden en önemli aracın medya olduğunu söyledi.
Dünya nüfusunda 1,5 milyar kişinin tarımda çalıştığını, “Dünyada iş gücünün yarısı tarımda istihdam edilmektedir. Buna karşın tarım nüfusunda 18 yaş altı kişilerin yüzde 18’i eğitimsiz” dedi. Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğunu ve her 4 kişiden birinin tarımla istihdam edildiğini dile getirdi. Açlığı ortadan kaldırmak, herkesin temel eğitim almasını sağlamak, dünyada kadının konumunu güçlendirmek, toplumsal cinsiyet eşitliliğini sağlamak gereğini açıkladı. Şanlıurfa’dan Türkiye’nin 48 iline mevsimlik tarım işçisi gittiğini ve işçilerin yaşadıkları ortamda karşılaştıkları sağlık sorunlarını da anlattı. Bunlar işin teorik anlatımlarıydı ama özet kısmında “tarıma sahip çıkmamız gerçeği” çok güzel vurgulandı. Bir ara o konuşmalar esnasında zaman tünelinden geçmişe yolculuk yapıp geldim. Çok sevdiğim sanatçı Yılmaz Güney’in pamuk işçilerini konu alan filmleri gözümün önünden kare kare geçti. Acımasız ağaların gözün alabildiğince uzanıp giden tarlalarında emekleri sömürülen, eğitimsiz bırakılan mazlum insanların dramlarını anımsadım. Ağaya baş kaldıranların hazin sonlarını anımsadım. Dedim ki kendi kendime, aradan en az 35-40 yıl geçti o dönemlerden de değişen ne oldu acaba? Türkiye’nin 48 iline mevsimlik işçi yollayan Urfa’da değişen ne oldu hiç değilse? “Cekli caklı” söylemlerin hala yaldızlarla süslendiği günümüzde, o mazlum insanların hakkını aradıklarını söyleyen sahte kurtarıcılar en azından güneydoğuda ağalık kavramını kaldırabildiler mi? Daha okulunun bitimine aylar kala eğitiminden, köyünden koparılıp üç kuruş para için soldurulan küçücük çocukları kara yazgılarından arındırabildiler mi? İnsan duyarlılıkları ile onlara el uzatan, sağlıklarını düşünen ve bir şeyler olsun yapmaya çabalayan bir avuç güzel yüreğin dışında kimlerin umurunda bu insanlar. Bunlar bizim insanımız dostlarım. Güneş yanığı karasından çok bahtlarının karası gerçek olan bu insanlar bu toprakların insanlarıdır, Anadolu’nun insanlarıdır. İnsanları çaresizlikleri ile baş başa koyduğumuzda, kötü tercihlerinin günahı salt onlara ait olamaz. Çaresiz insanlar her tercihe açıktır. Ne dersiniz?
OZANCA
Kürt’ü Türk’ü ne Çerkez’i
Hep Âdemin oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi
Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…
Âşık Veysel Şatıroğlu