YAZIYORUM
NİTELİKLİ MÜZİK DİNLEYEBİLECEĞİMİZ MEKÂNLAR!
Çocukluk ya da ilk gençlik yıllarımın siyah beyaz fotoğraflarına bakarım ara sıra. İçimi tarifsiz bir hüzün kaplar. Belki avucum içinden kayıp giden gençliğime olan özlemin bir başka adıdır hüzün. Belki de o masum yıllardaki insan ilişkilerine, yaşam biçimimizdeki duruluğa duyduğumuz hasrettir. Fotoğraflarda siyah beyaz, lakin renkli ve anlamlı yıllardı o yıllar vesselam… Bayramlar bayram tadında, ev yapımı baklavalar ise baklava tadındaydı. Vals ve tangolu yılbaşı gecelerinde öylesine çok tanık oldum ki. Dansözlerin göbek atarak yılbaşı kutladığı gelenek, daha sonraları yoz bir kültür olarak ekleniverdi…
Meyhaneler vardı adı ile namı ile anılan. Meyhane deyip geçmeyin, şimdiki müzikholler(!)gelmesin hemen aklınıza. Pikap iğnesinin ucundan çıkan ve kendine has çıtırtılarla başlayan, ölümsüz şarkıların mekânı şenlendirdiği taş plaklar dinlenirdi. Mualla Mukadder, Sevim Tanürek(maalesef bir devlet büyüğünün oğlu tarafından trafik kazasında yaşamına son verildi), Zeki Müren, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Yesari Asım Ersoy, Münir Nurettin Selçuk, Mustafa Sağyaşar gibi sayısız sanatçıların büyülü sesleri mekânları sarmalardı her yanı. Nitelikli eğlence mekânlarının sayısı gittikçe azaldı zamanla. Her şeyin kolayına kaçıldıkça estetik ve zarafet kayboldu. Niteliksiz ve kolay para kazanmak isteyen güruhun kontrolüne geçti bu sektör. İnsanlar güven duyarak gittikleri, ikinci evleri sıcaklığındaki bu yerlere güvenlerini yitirmeye başladılar. Ekonomik mahkûmiyetin kıskacına alındıkça da unuttular zamanla buraları zaten… Adına Org dedikleri aletten çıkan, mekanik seslerin insanı adeta döver gibi gürültülü sesleri ile kirlettiler kulaklarımızı. Bir de hazır altyapılar üzerine adeta böğüren piyanist şantörler(!)türedi bu âlemde. Kimileri de türküler üzerinde tepinilen mekânlar türetiverdiler kaşla göz arasında! Göz boyayıcı boyalı medya da bu yoz anlayışa çanak tutunca işler çığırından çıktı gitti. Toz duman bir ortamda sap ve saman birbirine karıştı. Güzelim enstrümanların yerini cıstık çastıklar, assolistlerin yerini de “az solistler” aldı. Taş plakların yerini de taş kafalılar alınca anlamını yitiriverdi nice güzellik. Yüreklere şifa yaşanası tüm değerlerimiz de sadece siyah beyaz fotoğraflarda sararmaya mahkum biçimde kalakaldılar…
DIŞARDAN GAZEL
NİTELİKLİ MEKÂNDA NİTELİKLİ MÜZİK!
İki güzel müzisyen kardeşimi konuk aldım dün “Sabah Kahvesi” programıma. Doğukan Enes ilhan(neyzen) ve Cemil Çetinkuş(gitarist) ile hoş bir program oldu. Sabah sabah birçok insanın yüreğini sımsıcak ettik şarkı ve türkülerle. İki müzisyen kardeşim de okulluydu. Yaptıkları işi seven ve saygı duyan iki genç, içkisiz bir mekânda her akşamüzeri ikili olarak müzik icra ediyorlar. Reklama girmesin diyerek bu güzel yerin adını yazmayacağım. Lakin işletmecisi sevgili Halil Bey kardeşimi kutlayacağım tüm içtenliğimle. Eskişehir’imizde ürettiğim şu sloganın hayata geçmesini tüm kalbimle diliyorum. “Nitelikli mekânda nitelikli müzik…”
OZANCA
BİR MASALDI AŞK
Aşka dair güzellikler ver bana
Gönül ikliminde çağlasın sular
Sevda yüklü duygularım adına
Tomurcuklar pembe açsın bu bahar…
Fikret AKIN