“Benim ülkemde her üç kişiden beşi şairdir” demiş mi Aziz Nesin acaba? Söylediyse bir önce söylediğinden çok daha büyük bir tespittir bu. Daha önce ne demişti anım sayınız; “bu ülke insanının yüzde yetmişi aptaldır…” Ne oldu o öyle dediği günün ertesi günlerinde? Alınan çok büyük çoğunluk tepki gösterdi kendisine, hatta ana avrat sövenler oldu. Ben ve benim gibiler neden alınmadı o halde? IQ düşüklüğünden diyenleriniz olabilir, Aziz Nesine’e destek veriyorsun diyenleriniz de olabilir. Bir sürü tahmin yürütebilir, gerekirse yargılayabilirsiniz de! Toplumun büyük bölümünün tepki gösterdiği bu sözün doğru olabilme olasılığı yok mudur peki? İsterseniz bazı anımsatmalar yapayım. Mesela en son Soma’da yaşanan içler acısı facia sonrası hükümete büyük bir tepki oluştu. 301 canın yandığı günlerde maden faciasında yakınlarını kaybedenlerden şu sözler duyulmadı mı?
“Size oy verdiğimiz için…”
Aslında bu pişmanlık sözleri o olay sonrası olmadı ki! Yurdum insanı her seçim sonrası zam şamarını yedikten sonra hep “hay size oy veren elim kırılsın” diye ciyaklamadı mı?
Bir başka örnek daha vereyim mi? 12 Eylül darbesinin ertesi yıl yeni anayasanın kabulü doğrultursunda seçim yapılmıştı. Ben de genç bir öğretmen olarak seçim sandıklarının birisinde başkanlık yaptım. Yüz kişiden doksan iki kişi darbecilere evet oyu vererek şakşakladı adeta. Peki şimdi ne oldu da herkes anti darbeci oldu? Darbecilere evet deyip kabul oyu verenler bizler bizim babamız, annemiz, kardeşimiz, emmimiz, halamız değil miydi? Yoksa başka ulusun insanları mı oy kullanmıştı da biz yanlış anımsıyoruz!
1984 yılından bu yana(adına ne derseniz deyin-kirli savaş-terör vs)on binlerce insan ecelsiz öldü bu ülkede. Her canın yitirildiği, cenazelerin defnedildiği törende “şehitler ölmez, vatan bölünmez” naraları atıldı malum. Ne oldu peki, şehitler öldüğü ile kaldığı gibi, yakında malum kişinin de afla dışarı çıkacağı konuşuluyor. Hatta daha ileri gidenler, meclis çatısı altında görürseniz şaşırmayın diyorlar. Peki o şehit anneleri, babaları, o mangalda kül bırakmayan dernekler neredeler ve ne yapıyorlar şimdilerde? En başta bu annelere, babalara ve derneklere sormak gerekmez mi “bu çocuklarımız öldükleri ile mi kaldılar” diyerek!
Bir gecede yasa çıkarıp bunu yürürlüğe koyan yüce meclisin yüce vekilleri bilirler ki onlarca örnek vermek olasıdır. Rüşvetle yargılanan milletvekillerinin medyada haberleri çıkmasın diye, kanun çıkarıldı mı? İyi de böylesi aciliyeti olan durumlarda(!) kanun çıkarılabiliyor ise şu Allah’ın belası Bonzai ile ilgili kanun neden hala yürürlükte değil? Ne beklenir? Ölen gepegenç bedenlerin sayısı henüz kamuoyu oluşturacak kadar yeterli sayıda değil midir?
Her şeye, ama her şeye rağmen istikrar uğruna fedakârlık eden iki kişiden birinin sayısında ne değişme oldu? Kafasını o bayağı dizilerden, izdivaç(modern muhabbet tellallığı) programlarından kaldırıp hayatın gerçeklerini algılayanların sayısı arttı mı? Seçimlere beş ay kaldı, şaka gibi ama gerçekten minicik bir zaman kaldı. Tüm bu gerçeklere rağmen, “Atatürk’ün Partisiyiz” lakırdısı yapanlarda en ufak bir kıpırdanma var mı kim yanıt verir bu soruma? Kıpırdanmayı bıraktık! İçlerinden biri, yanına göstermelik ve hiçbir gücü olmayan beş altı emmiyi alıp üfürükten bir parti kurup genel başkanlık koltuğuna oturdu. Başı göğe erdi, belli ki geleceğin tabela partilerine bir yenisi daha eklenecek! Onun gibi sayıları yirmiye yakın milletvekili de belli ki stratejileri dahilinde istikbal belirlemekteler! Yani demem şu ki, umut olması gereken bir partide kıpırdanma olmadığı gibi birbirlerini yiyip halkın antipatisini kazanmak adına yarış etmekteler.
Şimdi de ben soruyorum herkese; nereye gidiyoruz, kim farkında?
Engelli Olmak!
Engelli ne demektir, nasıl tanımlarsınız diye herkese sorsam yüzlerce değişik tanımlama gelir eminim. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü aslında sokaktaki insanlarımıza sormalıydım geç kaldım. Lakin şuna vurgu yapmak istedim. Engelli olmak vücudun fiziksel durumu ile ilgili değil kanısındayım. Halk dilinde sakat olmak, kör olmak, topal olmak gibi tanımlamaların engelli yakıştırmasına denk düşmediği kanısındayım. Fiziksel yetersizlik ya da güçsüzlük desek daha iyi kanımca. Esas engellilerin ülkemizdeki tüm olumsuz örneklerden asla ama asla ders almayıp, “her şey Allah’tan” diyerek kaderci olmayı hüner saymaları değil midir? Esas engelli vücudundaki tüm organların sapasağlam olup kafatası içerisindeki beyin denen organın işe yaramaması değil midir?
OZANCA
Güneşi harman yaptım
Bin türlü çaba ile
Yoksulların üstüne
Savurdum yaba ile...
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy