Mum dibini SARAR’tır…

Şinasi Kula yazdı

21 Temmuz 2015 00:03
A
a
Yılların gazetecisi Önder Baloğlu ağabeyim öylesine hoş bir yazı başlığı kondurmuş ki, sabah sabah okurken kahkahayı patlattım ister istemez. Sıra bize gelmedi mi başlıklı yazısını şöyle sürdürüyor Baloğlu;  “Büyükerşen bir gün rektörlüğü zamanında, kravatımızı eliyle düzeltip fırçalamıştı; iki yakan ne zaman bir araya gelecek? Galiba bunun için yaşamımızda hiç takmadığımız bir frak gerek. Sarar’ın giyim protokol müdürü Alaattin Çoban sağ olsun, önüne gelene takıyor. Baykal ve İsmet Yılmaz'dan sonra TBMM başkanvekilini de giydirmiş. Sıra bize gelir mi? Başka kapıya! Mum dibini SARAR'tır…”

26 Aralık 2010 tarihinden bu yana fasılasız biçimde beş yıldır ES TV ekranlarından programlarımı sunmaya devam ediyorum. Öyle ki hafta sonu tekrarları ile birlikte haftanın her günü ekranlardayım. An itibarı ile, daima kendi olanaklarımla giyinip kuşanıp izleyici karşısına çıktım. Yani koca şehrimde sponsor olmak isteyen bir kurum-kuruluş kendiliğinde çıkmadı. Salt kendim için düşünmüyorum elbette. ES TV ekranlarından her gün ana haberleri başarı ile sunan Soner Yüksel kardeşim için de aynı konu geçerlidir…

Geçtiğimiz yıl sevgili kardeşim Alaattin Çoban’a bizzat konuyu açmıştım. Her gün ekranlara çıkan biri için inanılmaz zor bir durum olduğunu vurgulayarak, yardımcı olup olmayacaklarını sormuştum. Aldığım yanıt Eskişehir’deki tüm yerel medya emekçilerine verilecek en ağır yanıttı. “Üstadım biz yerel bazda sponsorluklardan tamamen uzağız. Bununla ilgili yönetimin net kararları var vs vs…”

Yerel bazda önemsenmemek deseydi kısa yoldan, çok daha samimi bulacaktım aslında açıklamasını. Bizimdir, bizim insanımızdır, kol kırılır yen içinde kalır felsefesinden yola çıkıp içime atmayı yeğledim gerçekten de şimdiye dek. Hep Cemalettin Sarar’a da, Emre Sarar kardeşime de bir gün yüz yüze geldiğimde, bizleri inciten bu anlayışlarını konu edip rahatlamayı bekliyordum. Fakat Baloğlu bizim içimizdeki cam kırıklarını karıştırıp yüreğimizdeki kanamayı tekrar başlatınca dayanamadım tabii…

“Yerel bazda sponsorluk düşünmemek”, böyle bir kararı yüzümüze söylerken incineceğimizi hiç düşünmemek işin öteki hüznüdür. Binlerce insanımıza iş ve aş verdiğiniz için, Eskişehir’imizde doğup Türkiye’ye çağladığınız için biz sizlerle her daim gurur duyduk oysaki! Hatta Bayat Pazarında başlayıp, dünyanın birçok ülkesinde noktalanan destanınızı hep gururla izleyicilerimize sunduk o “yerel kanallarımızdan”… Bize ileride sponsor olurlar düşüncesi ile değil hem de! Ta yıllar öncesinden günümüze dek samimice ve hep gururlanarak, “bizim Sarar’ımız” sıcaklığı ile paylaştık. Çünkü paylaşıldıkça büyüdüğüne inandık sevgilerin daima…

Baykal’ı, İsmet Yılmaz’ı giydirmek onların tasarrufu dâhilinde, kimselere söz düşmez. Lakin “yerel bazda sponsorluk düşünmüyoruz” diyerek yerel medyaya giydirmek de, hiçbir Allah kulunun hakkı değil! Varın siz giydireceklerinizi giydirmeye devam edin…

 

DIŞARDAN GAZEL

Makariso’un sarayına Türk bayrağı çektik!

Gürhan Sarıışık, Kıbrıs gazisi bir dostumuz. O yıllarını samimice kaleme alıp bizlerle paylaşmak istemiş. Yüreğinize sağlık değerli gazimiz…

“Yıl 1974 Temmuz ayı, Kıbrıs’ta toplumsal çatışma Türk halkına baskı ve işkence devam ediyor. 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahı. Reşadiye’nin o yoksul sokakları sakin. Günün ilk ışıkları, hava hafif yağmurlu! O sabah beyaz renkli başörtüsü, uzun siyah eteği, ayağında terlikleri, elinde markası belli olmayan kırmızı küçük radyosu ile Reşadiye’nin sokaklarına çıktı. Endişeliydi. Gözlerinde yaş umutsuzca çevreye baktı, kendisini yalnız ve kimsesiz hisseti. Gönlündeki hüzün büyüdü. Dağ oldu, rüzgâr oldu, yağmur oldu sel oldu. Allaha sığındı dua etti. Oğlu, harekâtın ilk günü Kıbrıs a çıkan 1000 kişilik öncü askeri birliği ile Kıbrıs’a çıkmıştı. Oğlu artık savaşın bir parçasıydı. Radyodan haberleri dinliyor, korkuları artıyordu. Kalbi dayanılmaz acılar içindeydi. Reşadiye sokaklarında oğlunun çocukluğunu aradı. Özlemi hasreti büyüdü...

Ve bir gün elinde Hürriyet Gazetesi komşuları geldi, gazetesinin ön sayfasında “Makaryosun sarayına Türk bayrağı çektik” haberi ve bir resim vardı. Resimde oğlunu gördü, bir an durakladı. Resme baktı, gazeteyi aldı sarıldı öptü....

Ve o gazeteyi oğlu askerden gelinceye kadar bırakmadı. Onunla yattı, onunla kalktı. O benim annemdi. Reşadiye’nin temiz kalpli Vahide ablası...

Ben bir gaziyim, bu anımı 20 Temmuz 2015 barış harekâtı yıl dönümünde paylaşmak istedim. “Yurtta sulh, cihanda sulh...” Savaş bir insanlık suçudur. Saygılarımla, annemin anısına…”

 

OZANCA

Akan kanlar dursun, çocuklar gülsün

Süren kavga bitsin, savaş olmasın

Yetimler gün görsün, düşmanlık ölsün

Kin ve nefret gitsin, savaş olmasın...

                                        Lokman BAL

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi