Hiç ummuyordum Pazar günümün bana haz vereceğini. Gerçekten de ülkemin sıkıntıları ile ilgili öylesine yoğunlaşmış ve yorulmuşum ki! Hayattan haz alabileceğim bir takım aktiviteler dâhil nefsimle ilgili zaman ayırmadığımı fark ettim birden. Gürleyik Dernek Başkanı Halit Gürsoy gazetemizi ziyaret ettiğinde “hafta sonu için köyümüze davet ediyorum sizleri” deyince önce kararsız kaldım gidip gitmemekte. Ama hayırlı bir iş için köy halkı olarak etkinlik yapacağız deyince tanıklık etmemizin doğru olacağına karar verdim. Daha önce iki kez gittiğim doğanın bu ayrıcalıklı köyüne üçüncü kez gidip katkı sunmaktan da haz aldım. Gürleyik Köyünden Dinek Köyüne borularla su taşıma kararı almış yetkililer. Gürleyik Köyü halkı zaten daha önce ter altına alınmış kanalın doğal güzelliklere nasıl zarar verdiğinin bilincinde olarak karşı çıkıyorlar buna. “Vahşi sulamaya” eyvallah da, bu beş yüzlük borularda suyu hapsedip doğanın güzelliğini bozmak neyin nesi diye feryat ediyorlar. Gerçekten de gittiğimizde gördük ki, devasa borular yığılmıştı köyün girişine. Köylüler etkinliklerini yani protesto gösterilerini yaparak demokratik haklarını kullandılar bu borular önünde. Tatlı tatlı yağan yağmur hiç kimsenin tadını kaçırmadığı gibi keyif de aldık o anlarda. Gürleyik deresinin doğduğu kaynak itibarı ile dere boyu güzelliklere bir kez daha tanıklık ettik. Lakin piknikçilerin mangal yaptığı alanlarda bıraktıkları iğrenç görüntüler yüreğimizi bir kez daha burktu. Bira şişeleri ve mangal külleri dâhil, nice pisliklerini bırakıp giden bu insanlara rahmet okuduk hemen hepimiz! Köy sınırları içersinde 332 bitki türünü olduğu tescillenen Gürleyik halkın doğaya karşı gittikçe bilinçlendiğine tanıklık ettik arkadaşlarımla. Halit Gürsoy kardeşimizin bu konuda hakkını teslim etmek gerek gerçekten de…
Mihalıççık, sevgili Hüseyin Güven arkadaşımızın memleketidir. Zaten yazdığı yazıların çoğunluğunda çok sevdiği ilçesinin sorunlarına değinir. İlçede, Gürleyik’e gidiş ve dönüşümüzde mola verip gezinme olanağımız oldu. Camii Kebir’i gezdirdiği sevgili Güven. Diyeceksiniz ki ne özelliği var diğerlerinden? 1800 lü yıllarda yapılan bu camiyi diğerlerinden ayıran çok önemli iki özellik var. Birincisi duvarlarını resimlerle süslemiş camiyi yapan usta. Ne yazık ki kimliği belirlenememiş bu ustanın. Resimle duvar süslemenin hiçbir camide olmadığı gerçeğinden yola çıkarsak, bir ayrıcalık olduğunu söylemek olası değil mi? İkinci konu da şu; Yunanlılar kaçarken yakıp terk ederler bu camiyi de. Mustafa Kemal’in 5000 lira vererek onarım yaptırdığı cami olduğunu kaç kişi biliyor sizce? Onu dinsizlikle imansızlıkla suçlayabilen hayasız güruh, bu gerçeğin saklı kalmasını ne çok isterlerdi öyle değil mi?
Atatürk İçki İçerdi!
Okurumuz Ferhat Bey, Ahmet Özgür Türen isimli kardeşimizin yazısını yollamış bana. Mustafa Kemal’in her fırsatta alkolik olduğu vurgusunu yapan güruha ithafen hoş bir yazı bu…
Ağzından salyalar akıtarak, içki üzerinden Atatürk'e saldıran bir kesim var.
Peki, başarıyorlar mı? Hem de nasıl... Şu an bu yazıyı ''Yok canım ne alakası var. İsteyen içer, isteyen içmez. Ne var ki bunda...'' diyen bir kitle okuyor farkındayım. Peki onlar? Ağzı salyalılar... Bu kitlenin üzerine mi oynuyor sanıyorsunuz (!) Daha ortaokulda okuyan çocuklara... Karşılaşmışsınızdır mutlaka. Çocuk size sorar ''Atatürk içkiden ölmüş, doğru mu?'' ''İçkiden ölmek'' Gel de açıkla... Onu geçtim. Bomonti şimdilerde atağa kalkmış sanırım. Nereye baksam bir Bomonti birasıdır gidiyor. Kalabalık ortamda ''Bu, Osmanlı'daki ilk bir bira fabrikasıdır'' demenin hazzını anlatamam... Suratlarda ''hadi canım'' türü bakışlar. Sizce neden? Çünkü içki 29 Ekim 1923'te bulundu ''onlara” göre. Daha önceleri üzüm suyu bile içilmezdi! Bakınız ne geldi aklıma. Erdek Rakısı.19. yüzyılın popüler rakı markası. Hatta gazetelere ilan vererek pazarlanıyor. O da bir şey mi? Abdülhak Şinasi Hisar da Erdek Rakısı'nın Umurca Rakısı ile birlikte dönemin en iyi rakılarından biri olduğunu söylüyor.
Neyyy... Bir de Umurca Rakısı mı var! Vah benim talihsiz ecdadım...
Tamam, susalım en iyisi. Türkiye'de ilk rakı fabrikasının 2.Abdülhamid döneminde padişahın Başmabeyincisi ve Maliye Nazırı Sarıcazade Ragıp Paşa'nın Çorlu'daki Umurca Çiftliğinde kurulduğunu hiç anlatmayalım. Sırası değil çünkü... Neden? Çünkü Atatürk içki içer. Biz ona saldıralım…”
OZANCA
Sakla beni masallara
Beni bağışla çocuk yüreğim.
Başının etini yedim büyü, büyü diyerek.
Büyüdük…
Ne bitmez acılar varmış büyümekte.
Kocaman insanlar ne çok severlermiş,
Savaşları, kavgaları, ölümleri...
Sevgi çiçeklerini hepten kurutmuşlar.
Ayrık otları sarmış her yeri.
Yok, yok, vazgeçtim büyümekten.
Söz bir daha üzmeyeceğim seni.
Sen hep çocuk kal yüreğim.
Sakla beni masallara.
İnanayım ben yine,
Gökten üç elmanın düştüğüne
Biri sana, biri bana diyerek
Eşitçe paylaşıldığına.
Sen hep çocuk kal yüreğim.
Sakla beni masallara.
Hümeyra Gün