Kuşumun sosyalist ve komünistlerine!

Normal 0 <w:HyphenationZ

30 Ekim 2012 00:00
A
a

YAZIYORUM

 

 

Yazımı yazmaya başladığım şu sıralarda ES TV ve Ulusal Kanalı aralıklı olarak izlemekteyim. Eskişehir’in yüz akı ES TV Cumhuriyet Bayramı kutlamasını Eskişehirlilere naklen sunuyor. Sevgili Soner Yüksel ve ailemize yeni katılan Rasim Kılıç kardeşim birlikte sunuyorlar bu yüce bayramın görüntülerini. Kutlamalara Ankara’da katılmak üzere sabah erkenden yola çıkan yurttaşlarımızın otobüslerinin engellendiği haberini alıyoruz. Dört otobüs dolusu vatandaşımızın Kanlı Pınar mevkiinde mağdur edilmeleri üzerine, CHP Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve CHP İl Başkanı Erman Gölet’in emniyet mensuplarının yasak koyduğu bölgeye acilen gittiklerini öğreniyoruz. Ne hikmetse(!) saat 10.00 sıralarında gitmelerine izin veriliyor ve yola devam ediyor Cumhuriyet sevdalıları… Ankara’dan canlı yayında görüntülere baktığımda on binlerin tarihi meclis önünde biriktiklerini görüyorum. Coşkulu sloganlar atarak yurdun dört bir köşesinden gelecek katılımcıları bekliyorlar heyecanla. Lakin öğreniyoruz ki sadece Eskişehir’de değil, tam yirmi bir şehirde daha böylesi yasakla (!) katılımcıların otobüslerinin engellendiği haberini alıyoruz. Artık yazıma başlamam ve yollamam gerekiyor, sonuçları ne kadar merak etsem de yazıma dönüyorum. Ve yazıma başlık olan güruh geliyor usuma. Nerede diyorum bu kuşumun sosyalistleri, sözde komünistler? Nerede bu ütopyacı özgürlükçüler? “Diyalektik ve tarihi materyalizm” kitabının ilk otuz sayfasını gençlik yıllarında ezberleyip, ömrünün sonuna dek bu otuz sayfalık ezberle sosyalist geçinen zombiler neredeler diyorum kendi kendime. Hani bir tarafları sıkıştıkça bizim Deniz Gezmiş’imizin, bizim Nazım Hikmet’imizin adını ve fotoğraflarını kullanmaktan hiç çekinmeyen çelişki yumaklarından bahsediyorum.

 

Onlar ki Deniz Gezmiş’in miting ve yürüyüşlerde en önde Mustafa Kemal’in fotoğrafları ile yürüdüklerini görmezden gelenler. Onlar ki Nazım’ın Mustafa Kemal için “Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.” Şiirinden bile habersiz biçareler. Atatürk için diktatör diyebilecek kadar gönül gözleri körelmiş goygoycular! Vatan kavramı umurlarında olmayan, bayrak kavramını faşistlik olarak yutturmaya kalkan liboşlar! Bağımsız bir Vatanın olmadığı yerde, emeğin savunuculuğunu yapacağını sanan garibanlar! Amerika’nın kucağına oturarak halkların bağımsızlığı tezini yazmaya kalkan Soros taşeronları demeye dilim varmıyor ama… Bir avuç da olsanız midemi bulandırıyorsunuz kardeşim be! Siz rakı şişeleri içerisine sığdırdığınız dünyanızın dışındaki dünyanın farkına ne zaman varacaksınız be hacım? Şişeniz kırıldığı zaman mı?

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&


 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

OZANCA

 

KUVAYI MİLLİYE'DEN

Düşündü birdenbire kayalardaki adam

Kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri

Kim bilir onlar ne kadar büyük

ne kadar uzundular?

Birçoğunun adini bilmiyordu

yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlikten evvel

geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu.

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu. Paşalar: "Üç" dediler,

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun basına kadar, eğildi durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

                                                          Nazım Hikmet

DIŞARDAN GAZEL

 


"Bu şair sizlere benzemiyor." Der Mustafa Kemal; ardından Nazım Hikmet'i yakından tanımak ister, talimat verir: "Bulup getirsinler, şiirlerini bu akşam bize kendisi okusun bakalım." Vali, polis merkezini arar; talimat verir. Polis seferber olup Nazım Hikmet'in kapısına dayanır. Alışkın ya polis görmeye, hiç şaşırmaz: "Emniyete mi gidiyoruz? 5 dakika izin verin, çantamı hazırlayayım." der. Polis geliş sebebini izah eder: "Aman Nazım Bey, estağfurullah; öyle bir durum yok. Reisicumhur hazretleri sizi emretmişler, şiirlerinizi dinlemek istiyorlarmış." Rahat bir nefes alan Nazım hikmet düşünür. Ne düşünür? Gitse, bütün belalardan kurtulacak; artık başı derde girmeyecek, hapislere düşmeyecek, belki de rejimin yarı resmi şairi olacaktır.
Yok, ona göre değil; polise şunu söyler: "Reisicumhur hazretlerine benden selam söyleyin. Ben Denizkızı Eftelya değilim!” Polis şaşkın, şok döner. Cevap merkeze, oradan Vali Bey'e iletilir. Oradan da Atatürk'e. Hıfzı Topuz'un ifadesiyle: "Peki Gazi ne yapacaktı? Ne yapması beklenirdi? Hele diktatör diye adı çıkmış bir devlet başkanından ne beklenirdi? Şairi zorla getirmesi mi, tutuklatması mı?" Hayır, hiçbiri değil. Atatürk der ki: "Aferin çocuğa! İşte şair dediğin böyle olur."

 


 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi