Liseli yıllarda canımı verebilecek kadar sadakatle bağlandığım ve kardeşim kadar sevdiğim Hıdır isminde biri ile kesişti yollarımız. Çocuklarımıza ileride birbirimizin isimlerini verecek kadar çok değer verdik. Ve çocuklarımız 36-37 yaşlarında bireyler olarak yaşam sürdürmekteler bu dünyada…
Yılmaz Güney’in nezdinde Kürtlerin ezilen insanlar olduğunu, mert insanlar olduğunu kanıksayarak 12 Eylül faşist darbesine dek bu düşünceler doğrultusunda yaşadım. Ne zaman ki silindir gibi ezdi geçti bu “bizim oğlanlar”, ABD güdümlü işbirlikçiler işte ondan sonrası giderek kararmaya başladı ülkemin yarınları. Hepimiz darmadağın edildik, sararmış yapraklar misali rüzgârın önünde bir başımıza savrulduk. Türk, Kürt ayırımı yapılmaksızın işkence tezgâhlarında inletildik. Ve ben de kardeşimi daha on sekiz yaşındaki küçücük kardeşimi; Mamak zindanlarında ziyaret etmek zorunda kalanlardandım o yıllarda…
Lakin birdenbire sihirli bir değnek ile insanlarımıza dokunan ABD taşeronları; ayrışmanın tohumlarını işte o yıl itibarı ile atmışlardı Anadolu topraklarına aslında. Gün geldi, derin devletin doğurtup palazlandırdığı “Apocular” adı verilen maşaların “Türk Solu” tanımlamaları itibarı ile ezilenlerin, emekçilerin bölünme süreci başlatıldı. Kandırılmış Kürt arkadaşlarımın gözünde artık ben bile bir yabancıydım. Bizler emek sermaye çelişkisi üzerinde mücadele verirken erkin gazabına uğrarken, kendilerini Kürt Solu diye tanımlayanların Türkiye Cumhuriyetine nefretle baktığını ve Kürdistan hayalleri kurduklarını gördüm. Biz o duru halimizle bile ülkemizin değil, teslimiyetçi-işbirlikçi yöneticilerin düşmanı idik. Biz o saf halimizle bile ay yıldızlı bayrağımızın bağımsızlık onuru olduğunu bilirdik. Mustafa Kemal’in fotoğrafları ile Samsun’dan Ankara’ya bağımsızlık yürüyüşü yapan Deniz Gezmiş ve dava arkadaşlarının samimiyetine inanmıştık. PKK adı altında kirli güç tarafından beslenip büyütülen kirli örgüt yurt dışında konuşlandırıldı günü geldiğinde. Onlarca askerimize puşt tuzakları kurarak, güneydoğu bölgesindeki masum insanları çoluk çocuk demeden katlederek nam saldı dünyaya. Ve an geldi Kürt arkadaşlarım bizleri dışlar oldu. Bizlerden bahsederken kinayeli bir biçimde TC diye bahseder oldu. Anladım ki artık kendileri gibi alt kimlikten olmayanlara yani bana ve benim gibilere, “onlar” diye hitap ediyorlardı. Kendilerini maraba gören ve Cumhuriyet tarihi öncesinden beri analarını belleyip kanlarına dek sömüren toprak ağalarının bir tanesine dahi dokunamadılar. Aynı soyadlı sülalenin değişik insanları değişik partilerin çatıları altına örgütlendiler. Yeni savaş biçiminde her şey mubahtı artık birilerine göre! Sosyalisttiler ama yeri geldiğinde en kral dinci idiler taktik gereği. Değişik partilerde olmaları, kırılmalarına-kavga etmelerine neden olamazdı. Aslolan gerekli kaleleri içten fethedip günü geldiğinde eyvallah etmeksizin oynadıkları oyunun adını açıkça seslendirmekti. O kirli örgüt ki böylelikle ihalesinden işletmesine dek her konuya el attı. Eğlence mekânlarından, cenaze levazımatçılığına dek gözü karartıp söz sahibi oldular 80’li yılların sonu itibarı ile. PKK’nın kasası dolsun diyerek, BEYAZ satarak ülkemdeki gençlerin yarınlarını KARARTTILAR…
Artık Amerika’ya açıkça övgüler yağdıran ve işbirliğinin kralını yapan bu kirli örgüte inanan bazı Kürt işbirlikçiler karşısında susmayı yeğledi ne yazık ki Kürt aydınları. Bu kirli örgüt, Kürtleri temsil edemez diyemedi yiğit bir Kürt kardeşim ne yazık ki o dönemden bu yana! Türk-Kürt kardeştir, Amerika kalleştir diyemedi. Diyemediği gibi Katil Amerika’yı aleni biçimde öven işbirlikçilerin; bir halkın kendi kaderini tayin hakkından yola çıkarak kandırıldı. Amerika’nın yani bir emperyalist ülkenin kucağına oturarak devrimcilik oynayanların yavşaklığını haykıramadı…
Oysa Ortadoğu ortadaydı, BOP adı altında her BOP’u yiyen katil Amerika’nın birer taşeronu olmaktan öte gidemediler ne yazık ki!
Geldik bu günlere!
9 Ekim 2015 Cumartesi sabahı ülkemizi kalbinden vurdu şerefsiz ve hain eller. Cumhurbaşkanlığının, başbakanlığın, tüm bakanlıkların, genelkurmayın, MİT’in, meclisin olduğu o Ankara’da! Herkesin gözünün içine bakarak adeta alay ettiler bir Ulus ile. Cumhuriyet tarihinin en büyük acısı-kıyımı-katliamı yaşandı. Yüz insan yaşamını yitirirken, yüzlercesi yaralandı…
CIA ajanlarının, taşeron tetikçilerin, işbirlikçilerin adeta fink attığı bu güzelim topraklarda daha da büyük bir acı yaşanacak böyle giderse. Kahpelerin o kahpe bombaları ile paramparça edilmiş insanlara “oh olsun” diyebilecek kadar insanlığını yitirmiş insan müsveddelerinin bir iç savaşa psikolojik hazırlıkları tamamlanıyor. Çok üzgünüm ki bu tespitim çok nettir! Cumhuriyet tarihinin en büyük toplu cinayetinin olduğu günün akşamında, düğün törenlerinde havai fişekler atarak olanları kamışımıza takmıyoruz mesajı veren insanlık ucubeleri en büyük kaygımdır bilesiniz. Bu şu demektir; ölenleri alt kimliğinden ötürü ve dünya görüşlerinden ötürü önemsemiyoruz. Biz düğünümüzü de yaparız, havai fişeklerimizi de patlatırız, eğlence mekânlarını tıka basa doldurarak götümüzü başımı oynatarak dalgamıza bakarız…
İşte Kürt arkadaşlarım; “Türk Solu” adı altında bizi ötekileştirdiğiniz, bize güven ve sevginizi yitirdiğiniz an itibarı ile tezgâha düşmüştük hepimiz aslında. Bu günlere gelineceği gün gibi aşikârdı inanın. “Kürt olsun da taştan topraktan olsun” dediğiniz an itibarı ile kafatasçı- kaderci-ortaçağ karanlığına hasret güruhun(maşaların) ekmeğine yağ sürmüştünüz sadece.
Şimdi net ve mert çağrım şudur!
Velev ki Diyarbakır başkentli bir haritanın çizilmesini gerçekleştirdi katiller ordusu ABD ve işbirlikçileri. Kocası Kürt olan emmimin kızı nerede yaşamayı tercih edecek? Ya de eşi Türk olsan sen, İstanbul-Ankara-İzmir-Bursa-Eskişehir’deki işini kazancını bırakıp nereye gideceksin? Eşini ikna ettin de, çocukların o haritanın hangi rengini tercih edecek gözüm? Araya sınırlar girdiğinde her iki tarafta da at oynatabileceğini düşünüyorsan gülerim zavallılığına. Amerika’nın kucağına artık koşulsuz oturduğun o günlerde bunun ağır bir bedelinin olacağını hiç öngöremiyor musun? Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, A.Taner Kışlalı gibi onlarca Türk aydını(birleştirici söylemleri ve eylemlerinden ötürü) haince katledildi. Sadece Kürt kimlikliler çekmedi acıyı bu topraklarda kardeşim! Sadece özgürlüğün ve bağımsızlığın bedelini onlar ödemedi!
Demem şudur!
Tercihini yap ve cesurca haykır artık. “Ya Kürt-Türk kardeştir” sloganını haykırarak bölünmez bütünlüğümüzden yana olacaksın. Ya da büyük acılar yaşatmayı amaç edinmiş şer gücün bizleri toz şeker gibi dağıtmasını sessiz bir piyon olarak izlemeye devam edeceksin. Karanlığa seyirci kalmanın da en büyük ihanet olduğunu günü geldiğinde nasılsa anlarsın…
Sen ve ben el ele Anıtkabir’de birleşmeye yüreğin var mı?
Bir başımıza sen ve ben kardeşim el ele başlayarak. Türkiye Cumhuriyetinin bu tabloyu arzu eden milyonlarca insanına, yürekli bir örneği olmaya hazır mısın?
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy