Koyundan farkımız ne?

Koyundan farkımız ne?

14 Kasım 2014 08:44
A
a

Niceleri sırf yazı başlığından ötürü köpüklü kahve gibidir, kapkaradır şimdi biliyorum. Nedense aslan, kaplan, koç yakıştırmalarına kasım kasım kasılan yurdum insanı koyun yakıştırmasından pek hoşlanmaz! Etinden, sütünden, tüyünden ve hatta bokundan yararlandığı koyuna benzetilmektense; her türlü kahrını, yükünü çeken eşeğe benzetilmektense kurt ya da tilkiye benzetilmeyi yeğler! Bu sıfatlarla zeki olduğu, cin gibi olduğu iyimserliğine kapılır… Gerçekten koyundan farkımız ne diye bir kez daha soruyorum. Seçimlerden seçime, 4-5 yılda bile bir kez olsun doğru tercih yapamadığını itiraf ederek “sana oy verdiğim elim kırılsın” diyenlerin bol olduğu ülkem insanına bu yakıştırma bile iltifat sayılmaz mı? Valla yazım içim hiç kostaklanmasın bazıları, binlerce örnek video izletebilirim size. Bu pişmanlığından ötürü “elim kırılsaydı” diyen binlerce görüntü sunabilirim, hatırlatabilirim…

İki gün önce Eskişehir’in göbeğinde(Atatürk Caddesinde) iki araç tabiri caiz ise terör estirdi. Karşıdan karşıya geçmekte olan iki yaşlı bayana, elektrikli bisiklet üzerindeki iki gence hayatı dar ettiler. Dakikalarca kentin göbeğinde kan revan içerisinde ilk yardım beklenirken seyirci toplum ne yaptı peki? İşte tam yazı başlığımda olduğu gibi “koyun misali” baktı seyretti sadece! Bir avuç, evet her zaman olduğu gibi bir avuç duyarlı ve bilinçli yurttaşımız gereken ilk yardım adına iyi niyetleri ile müdahale ettiler. Bunların içerisinde bir de yüzbaşı üniformalı bayan da elinden geleni yaparak insanlık örneği verdi. Peki ya diğerleri? O sonradan görme tavırlar içerisinde üç kuruşluk telefonlarından fotoğraflar çekip, ellerini ceplerine sokarak seyrettiler. Sanki bir film platosunda polisiye bir filmin çekimlerini seyreder gibi rahat ve kaygısız biçimde hem de! Ya da bizim Bozan ile Yeşildon arasındaki ovada yayılırken, geçen hızlı treni seyreden tosunlar gibi melül melül izlediler… Nasıl bir hazdır, nasıl bir mutluluktur bu? Dört tane can yerde kan revan içerisinde yaşam mücadelesi verirken mal gibi seyretmek nasıl bir duygudur kim tanımlayabilir bunu saygın okurlarımızdan?

Aylardır şehrin göbeğindeki stadyum kaldırıldığında, yerine ne olacak tartışması canımızdan bezdirdi bizleri. Aynı kişiler(kazayı seyredenler) bu olayı da elleri böğründe seyretmeye devam ediyorlar. Buraya yeşil alan mı olacak, birkaç kişiyi mutlu edecek baba bir AVM mi olacak, yerleşke mi olacak kılında bile değil. Seyrediyor sadece! Bürokratı başkana, başkan siyasetçiye, siyasetçi kendi partisinin dışında her kişi ve guruba veriyor kamçıyı ama kazayı seyreden o zihniyet sırıtkan ruh hali ile bu olup bitenlerin hepsini seyrediyor. “Hacım aşağı, hacım yukarı” lakırdıları içerisinde hayatın gerçeklerinden kopuk uzatmaları oynadığının farkında bile değil…

Seyredenler sadece bu güruh mu? Keşke bunlarla sınırlı kalsaydı. Koca üniversiteleri bitirmiş nice yığınların da bu güruhtan pek farkı yok. Örnek mi istiyorsunuz, tamam! Arkadaşım Sadi Seda gündemde olan bir konu üzerine etkin yetkin sayılan birisini arıyor. Diyor ki, “bakın gündemdeki şu konu üzerine bilgisi olan da olmayan da konuşuyor haftalardır. Bu işin içerisindeki insanlar olarak kamuoyunu bilgilendirecek hatta aydınlatacak sizlersiniz. Bir açıklama yapmanız gerekmiyor mu?” Aldığı yanıt insanı adeta karamsar edecek, saçını başını yolduracak türden; biz açıklama yapsak ne değişecek ki?

Bir gerçeğin altını gelin hep beraber çizelim saygın okurlar. Karanlığa seyirci kalmak suçların en büyüğüdür. Yanlışı ve haksızlığı, hukuksuzluğu, hırsızları, ülkesini talan edenleri seyretmekten öte en ufak bir tepki vermeyenler o suçun ortaklarıdır. Sadece seyretmekten öte hiçbir refleks vermeyenler ise, insan görünümündeki koyunlardır…

Gazeteci Arkadaşlara…

Tüm samimiyetimle söylüyorum, lütfen öyle değerlendirin bu yazımı. Manevi hazlar dışında maddesel hiçbir beklenti olmaksızın seslendiğime inanın. Eskişehir’in hatta kimi zamanlar da ulusal anlamda gündemini belirleyen etkin bir camia, etkin insanlarsınız. Hani sayınızı hesaplamak da ellerimizdeki parmakları saymak kadar kolay, çünkü sayı olarak ender meslek gurubundansınız. Çekirdek ailelerde dahi sıkça kutuplaşmaların, kavgaların yaşandığını göz önüne alırsak bu camia içerisinde yaşanan tatsızlıkların da doğal olduğunu kabul etmek gerek. Bakınız kentimizde Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği adı altında iki oluşum var. Ve bu meslek içerisindeki bir avuç insanın o ya da bu nedenden ötürü kendileri ile ilgili bir etkinlikte bir arada geldiklerini sanmıyorum. Çalışan gazeteciler günü gibi bu meslek sahiplerine zerre katkısının olmadığına inandığın günlerde, birileri vesilesi ile belki araya gelinse de kastettiğim o değil. Bir araya gelinmesine vesile olanlar sadece bu meslek gurubu insanlarına ait bir gecede herkesin önyargılardan arınmış bir gün yaşaması olası değil midir? Birbirlerine bir adım daha yaklaşan insanlar için hayat daha çekilmez olmaz kanısındayım. Ve lütfen inan samimiyetime inanılsın ki kendimi zerre kadar gazeteci kabul etmiyorum. Onlarca yıldır dirsek çürütüp bu işte bedel ödemiş nice insan bilmeli ki kendimi gazeteci saymamam bu mesleği içselleştirmiş ve hakkını veren gazetecilere saygımdandır. Öğretmenlikten emekli olduğum on iki yıllık süreç içerisinde yazılı ve görsel medyada bizzat nefes alan, bunu yaşam tarzı olarak içselleştiren biri olarak asla basın kartı almayı da düşünmedim. Çünkü ben sadece ve sadece, sanat denilen deryada bir damla olabilmeyi düşledim hep. Ne dersiniz Sayın Yılmaz Karaca, ne dersiniz Sayın Can Hacıoğlu? Yıllarını bu mesleğe adamış Önder Baloğlu, Bülent Özyazıcı, Engin Bayrı, Hakkı Kutlu, Mehmet Göktekin… Ne dersiniz?

OZANCA

YAZ GAZETECİM YAZ…

Söyleyin yaylalar söyleyin dağlar

Meyvesi mahsulü kuruyan bağlar

Köyünde perişan, efendi ağlar

Gözüm oyanları yaz kâtibim yaz

Al şu kalemi yaz gazetecim yaz… İsmail DAĞLAR
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi