YAZIYORUM
IŞIKLAR İÇİNDE YAT VEDAT ERGÜN…
Evin eşyalarını sabahın erken saatlerinde yükleyen taşıma şirketi bizden önce Eskişehir’in yolunu tutmuştu. Eşimle birlikte İzmir’de uğramamız gereken son birkaç yere daha uğrayıp 16 Ekim 2010 Salı sabahı İzmir’den yola çıkmıştık. İzmir’den her kilometre uzaklaşmak, Eskişehir’e bir o kadar yaklaşmaktı bizim için bu yolculuğun anlamı. Gök kuşaklarının altından geçerek girmiştik adeta bu Eskişehir’e. Rahmetlik anne ve babamın ayak izlerinin dolaştığı bu güzel kentte ilk tanıştığım kişilerden birisiydi Vedat Ergün. Sendikacı kardeşim Abdullah Baş vesile olmuştu tanışmamıza. Şair Fuzuli Caddesi üzerindeki binaya ilk gittiğimizde sımsıcak karşılamıştı beni. Es TV ve Anadolu Gazetesi daha taşınmamıştı şimdiki yerine. İşte o Vedat Ergün, yaşam dolu ya da deli dolu kabına sığmaz bir kişilik olarak yeni tanıştığı medya dünyasında genel müdür olarak işinin başındaydı. İlaç sektöründen geldiğini ve medyayı daha yeni tanımaya başladığını vurgulardı açık yüreklilikle. Kendisine İzmir’de çeşitli televizyon kanallarında yapmış olduğum programların görüntü CD’lerini bırakmıştım. Çok kısa bir zaman süresi sonrasında kendimi ES TV’de “Kent Ozanı” programında bulmuştum zaten. Ve ilk canlı program çekimlerime bir kutu lokum yaptırıp yürek vermeye gelmişti bu güzel insan…
Arzugül sokaktaki yeni binamıza taşınırken omuz omuza idik sevgili Vedat Ergün’ümüzle. Çocuklar gibi heyecanlıydı. O deli dolu içine sığmayan çocuk coşkusuyla sağa sola koşturuyordu açılış kokteylinde. Konuşma hazırlar mısın bana dediğinde, “sen en samimi ve içten konuşmayı doğaçlama yaparsın” demiştim. Aynen de öyle oldu zaten. Heyecandan kıpkırmızı olmuş o sevimli suratında, maviş bir çift göz kan çanağına dönmüştü adeta. İkimiz de hipertansiyon hastasıydık ve ortak en önemli yanımız da gözlerimize yansırdı duygusal taşkınlığımız. Onun koridorları yankılatan sesine, hiperaktif yapısına, kahkahasına öylesine alışmıştık hepimiz. Sessiz sedasız durduğu günlerde bir olağandışı vaziyet olduğu kanısına kapılır, odasından kafamı uzatıp sorardım…
“Vedat Bey iyi misin?”
Sen hiç yalan söylemezdin güzel adam. Hani iyileşecektin, hani hepimizi ES TV bahçesinde mangal partisine çağıracaktın. Hani artık ortak hastalığımızdan ötürü ayrı düştüğümüz aslan sütünden birer kadeh parlatacaktık! Hani “koy dibine rahvan gitsin” diyecektik bu anlamsız dünya için. Sen hiç yalan söylemezdin Vedat Bey, güzel dost hani iyileşecektin…
UZAKTAN GAZEL
VEDAT ERGÜN’İ SON YOLCULUĞUNA UĞURLUYORUZ…
Sevgili Vedat Ergün’in cenazesi, bugün Sami Ramazanoğlu Camii’nde öğlen namazı sonrası defnedilecektir. Onu son yolculuğunda yalnız bırakmak istemeyen tüm dostlarımıza duyuruyorum…
OZANCA
Ah Ölüm
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus derki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus Emre