Şinasi Kula yazdı
Kader kavramı yaratıcı kavramına olan inançla eşdeğerdir. Dünyayı, doğayı ve içerisindeki canlıları, insanı yaratan bir güce (Allah-Tanrı-Rab adına ne derseniz) inananlar kadere de inanır. Ateist diye nitelendirilen kesim için tabii ki söz konusu değildir bu inanç…
O halde, yeryüzünde büyük bir kesimin inandığı doğrultuda şu soru ile yazıma devam edeceğim. İnsanların kaderleri tercihlerinden ötürü müdür?
Yani insan hak etmediği yaşam biçimi ile de yüz yüze kalamaz mı kimi zaman? Yeryüzünde tecelli hep kendi tercihlerimizin ürünü, yansıması mıdır? Şimdi bu sorumu biyelere indirgeyerek örneklemeler yapalım isterseniz. Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Türk tiyatro ve sinemasının usta isimlerinden Levent Kırca, özellikle son zamanlarında yaptığı açıklamalarla ve yaşadığı mali krizlerle gündeme gelmişti. Yüzü halka dönük sanatçıların başında gelen bu yurtsever isim, yıllardır iktidara ters düşmüş ve her olanakta mağduriyetini dile getirmişti. Televizyon programları reyting rekorları kırarken adeta ipi çekilmiş, hiçbir yaygın kanalda program yapamaz olmuştu. Ve az öncede belirttiğim gibi son dönemleri ekonomik sıkıntılarla boğuşmakla geçmişti. Şimdi şöyle düşünmenizi rica ediyorum saygın okurlar; peki halkın yanında yer almasaydı da bazı ilkesiz (tuzu kuru) sanatçılar (!) “giden ağam, gelen paşam” diyenlerden olsaydı! Niceleri gibi her iktidarın gülü olup, kesesini doldursaydı! Yani tercihleri bu doğrultuda olsaydı bu bedelleri ödemesine gerek kalır mıydı? İki örnek vereyim hemen sizlere. Mehmet Barlas; hiçbir iktidarla tek bir sorun yaşamayıp, her iktidarın baş tacı ettiği bir kalem! Bir de müzik dünyasında verelim örnek. Yavuz Bingöl! Benim de bir zamanlar tanıyıp merhaba ettiğim, hatta bestemi bir müzik albümünde okuyan sanatçı (!)…
Devrimci gelenekten geldiğini lanse ederek tanınan, Atmacalar-Ezgiye Türkü gibi protest müzikler yapan gurubun kurucularından (diğeri de genç yaşta ölen Nihat Aydın) olan Yavuz’un ÖDP-CHP-İP dâhil daha nice sol tandanslı kitlelerce ödüllendirildiğini bilenlerdenim. Söz konusu kişinin şu an geldiği noktaya baktığımızda; rahmetlik Levent Ağabey’in tercihinden ötürü zor bir yaşamla yüz yüze kalması kader mi oluyor yani?
Gazetelerde şu haberi okuyunca içim sızladı!
Levent Kırca’nın Oya Başar’dan olan oğlu Umut Kırca ile kızı Ayşe Kırca, babalarının mirasını reddetmek için dava açtı. Mahkeme kardeşlerin bu talebi karşısında, “Umut ve Ayşe Kırca’nın babalarının mirasının reddettiklerinin tespitine karar verildi” şeklinde bir hüküm verdi. Karar sonrasında Umut ve Ayşe Kırca, babalarının borçlarından sorumlu tutulmayacak…
Babalarının baş tacı edildiği, çok ünlü olduğu dönemlerde maddi manevi olanaklarından yararlanmayı olağan (ya da hakları olarak) karşılayan çocukları yitip giden bir değerin kemiklerini sızlatıyor mu acaba? Sadece annelerinden ayrıldı diye (anne ağızlı yönlendirmelerle) babalarının şöhretinden-ekonomik gücünden yararlanmayı ar etmeyip, işleri bitince babalarına dünyayı dar eden evlatlar kader mi şimdi? Aziz Nesin için de buna benzer örneklemeleri verebilir miyiz ne dersiniz? Halkını uyutmak yerine, tam tersine uyandırmak üzere sanatlarının gücünü kullanan böylesi değerlerin kaderimi bu şimdi? İnsanlar tercihlerini yaşar bu genel doğrudur. Ama hak etmedikleri dayatmalarla, yaşam biçimleri ile de cezalandırılabilirler kimi zaman. Çektikleri bu ceza onların bireysel tercihleri yüzünden değildir, yanlışlıkları yüzünden değildir asla! Anlatmak istediğim konu budur işte. Biat kültürünün geçerli olduğu coğrafyalarda, toplumun büyük kesimleri kendi cellâdına adeta tapıp koşulsuzca destek verirse çekilen acıların sorumlusu çağdaş bireyler olabilir mi?
Makarna, kömür, iaşe çuvalı ile kandırılan; din ile kandırılan toplumlarda varılan kötü sonun sorumlusu aydınlığı tercih eden insanlar olabilir mi? Günahı bu insanlara yıkmak, yaşarken ya da ölüp gittikten sonra dahi yargılamak vicdana sığar mı?
Tecavüz skandalıyla gündeme gelen Ensar Vakfı'na RTÜK’ün sahip çıktığı, tanıtım filmlerinin ücretsiz yayınlanacağı ülkemize dönelim şimdi yine! Levent Kırca gibi aydınlık yürekli insanların ardından hiç değilse en yakınları insanlık görevlerini yerine getirseydi diye hüzünleniyoruz hepsi bu…
SİZİN SESİNİZ
Eskişehir Yöresel Yemek Yarışması…
Odunpazarı Belediyesi Eskişehir Yöresel Yemek Yarışması adı altında ilginç bir yarışmaya imza atıyor. Jüri başkanlığını Sahrap Soysal’ın üstlendiği yarışma; et yemekleri, hamur işleri ve tatlılar olmak üzere üç kategoriden oluşuyor...
Eskişehir ve civarı (ilçe, köy) yöresel tatlarımızın yarışacağı etkinlikte her kategoriden 20 kişi olmak üzere toplamda 60 yarışmacı yarışacak.
Yemeklerini evlerinde hazırlayıp getirecekler ve dereceye girenlere sürpriz ödüller verilecek. Puanlama ise yöresellik, görsellik, tat, koku, kıvam üzerinden gerçekleşecek. Ev hanımları için ürettiklerini paylaşmaları ve alkış almaları adına hoş bir olanak…
OZANCA
CÜZDAN –VİCDAN
Her iki cihanda huzur bulamaz
Vicdanla cüzdanın arasındaki
Hak yolana bile secde kılamaz
Vicdanla cüzdanın arasındaki
Gece gündüz düşündüğü paradır
Her bir günü bir gününü aratır
O sebepten iki eli karadır
Vicdanla cüzdanın arasındaki
Ömür boyu bir murada eremez
Dostu yoktur bir meclise giremez
Bir fakire bile zekât veremez
Her Vicdanla cüzdanın arasındaki
Ne kilo gözetir nede darayı
Allah gibi tapar sever parayı
Hayatta seçemez akı karayı
Vicdanla cüzdanın arasındaki
Fikret böylelerden sakın daima
Her yerde bellidir böylesi sima
Gardaşın olsa da eyleme hima
Vicdanla cüzdanın arasındaki… Fikret DİKMEN