Caz müziğinin dünyadaki en önemli temsilcilerinden “Louis Armstrong” ??yle diyor: şöyle diyor: “Müzik ikiye ayrılır, iyi müzik ve kötü müzik, ben ilkini tercih ederim.”
Dünya’da ki tek evrensel dil olan müziği böyle tanımlamış büyük üstad “Armstrong”.
Peki, ya dünyanın en yüce varlıkları olan İnsanlar!
Uzun yılların deneyimiyle bende şu tanımı yapmaktan kendimi alamıyorum: “İnsanlarda ikiye ayrılır, iyiler ve kötüler, ben ilkini tercih ederim...”
Hayatın her alanında iki türün temsilcisine sıkça rastlamak mümkün…
Hafta sonunda, gittikçe gelişen ve tam bir sanayi kentine dönüşen Kocaeli’ne eşimle birlikte iki günlük bir vazife seyahatine çıktık. Yeşil, gri ve mavinin karşımı olan bu kentte kurşuni renge dönüşen denizi seyrederek, kurşun miktarının en yoğun olduğu balıkların tadına baktım... Körfezin iyotlu havasını bol bol teneffüs etmeye çalıştım…
Cumartesi sabahı aracıma benzin almak için bir petrol istasyonuna uğradığımda bir kedinin acı acı miyavlaması ile irkildim. Annesinden yeni ayrıldığı her halinden belli olan çaresiz yavru umutsuzluk içinde bize sesleniyordu. Aracımı aceleyle park ederek süratle en yakın şarküteriye koştum. Sosis, süt gibi gıdalarla döndüğümde gözleri çapaktan görünmeyen zavallı yavru beni bekler gibiydi... Büyük bir hızla aldıklarımı yerken sanki günlerdir çektiği açlığın acısını çıkarıyordu. Onu dakikalarca seyretmenin mutluluğu benim için dünyalara bedeldi. Karnı doyunca kafasını kaldırdı tekrar beni süzdü. Çapaklı gözleriyle sanki teşekkür eder gibiydi. Marketten aldığım yumuşak mendil ile gözlerini temizlediğimde o masum güzelliğin içimde yarattığı huzur inanın tüm benliğimi kapladı…
Bütün bu olup bitenleri sessizce seyreden görevli genç yavaşça yaklaşarak ağabey onu dün “benzin almaya gelen bir adam bıraktı” bilgisini vererek yavru kediyi sevmeye başladı…
Ertesi sabah yine aynı istasyona gittim. O an gördüğüm manzarayı sizlere anlatamam. Benzin istasyonundaki görevli o delikanlı et, süt ve su ne bulduysa bir köşede terk edilmiş yavru kediyi doyurmaya çalışıyordu…
Kendisine içten duygularla teşekkür ederken söylediği şu sözler kulağımda hâlâ yankılanıyor. “Ağabey dün süreli olarak sizi izledim, Koşup yiyecek getirmenizi, kediyi silip, temizleyip ona bir evlat gibi yemek yedirdiğinizi imrenerek gördüm. Sizden çok etkilendim. Ben de yürek taşıyorum. Bundan sonra ona bakmak benim için bir insanlık görevidir.” Tıkanmıştım. Gencin bu sözlerine verecek bir yanıt bulamadım. Ona sadece sarıldım. Vedalaşırken ikimizin de gözlerini sevgi ve şefkât damlaları kaplamıştı…
Evet, sevgili dostlar, umutlarımı hiçbir zaman yitirmedim. Bir kez daha büyük mutlulukla gördüm ki “İnsanlık can çekişse de henüz ölmemiş!” Bir daha gördüm ki “iyi ki kötü insanlar kadar iyi insanlar da var!”
Ve sevginin “öğretilebilir bir duygu” olduğuna bir kez daha tanık oldum.
Sevgi denilen en yüce duygunun dünyadaki en önemli ismi “Yunus Emre” nin yaşadığı topraklarda doğan, büyüyen bir fani olarak diyorum ki vakit henüz geçmiş değil, gelin hep birlikte “Bu topraklara güzel ahlâk ekelim, umut ekelim, bütün yüreklerde sevgi yeşersin...”
Sevgilim
Sevgilim,
başlar önde, gözler alabildiğine açık,
yanan şehirlerin kızıltısı,
çiğnenen ekinler
ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
gidiliyor.
Ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.
Sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman...
Nazım Hikmet