Hüsniye Nine'yi gaza getirmek!

Şinasi Kula yazdı

18 Ağustos 2015 00:03
A
a
Bazı yaşanmışlıklar dilden dile gezer yüzyıllar boyu. Öyle efsaneleşir ki olayın kahramanları unutulur, geriye yaşanmışlığın özü kalır ya da özeti! Demişler ya adama; “yahu şu Ahmet Efendi sana düşman olmuş” diye! Yanıtlayan kişi de kendinden emin bir biçimde karşılık vermiş; “ben ona iyilik etmedim ki…”

Günümüz ya da çağımız gerçeklerine ve örneklerine baktığımızda da durum pek farklı değil ne dersiniz? Yani bezen yapılan iyiliklerin karşılığı dahi hiç hak etmediği biçimde husumetle sonuçlanıp, yürek kırgınlıkları ile bitebiliyor…

Doğduğum kent Eskişehir, her daim gurbetlerdeyken özlediğim kent. Ama bir söz var ya; dışarıdan baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe diye! Aynen bu sözü doğrularcasına örneklerle karşılaşıyorum rahmetlik ana-babamın ayak izlerinin olduğu bu kentte. Takdir etme duygusunu yitirmiş insanlar hayatın her alanında ön plana çıkıp, tarihi görevlerini yerine getirmek üzere programlanmış robotlar misali görevlerini sürdürüyorlar. Başkalarının paçalarından çekerek başarılı insanları da kendi seviyesizliklerine çekme çabalarını yılmadan, yorulmadan sürdürüyorlar!

Siyaset arenasından tutun; spor, sanat, sendikal faaliyetler, komşuluk ilişkilerine kadar aklınıza hangi alan gelirse aynı. Kokuşmuş ilişkileri içselleştirmiş güruhların ne yazık ki sesleri daha cüretkârca çıkıyor!

Böylesine uzun bir girişi neden yaptım hemen anlatayım…

Yer Eskişehir Fatih Mahallesi.

Konu bu mahallede tek gözlü bir odada yaşam sürdüğü söylenen 83 yaşındaki Hüsniye Elmakasta’nın dramatik yaşamı! Haberde vurgu yapılması gereken asıl konu, aynı kentte yaşayan 3 çocuğunun bu yaşlı kadına ilgisizliği ya da merhametsizliği olmalı oysa! Çünkü yıllardır üç çocuğunun da kendisi ile ilgilenmediğini bizzat Hüsniye nine söylüyor. Haberin en güzel mesajı da; güzel geleneklerimizin sonlanıp toplumsal ilişkilerimizin ne kadar acımasız bir hal alışı oysaki! Evlatların bir anneyi gözden çıkaracak kadar, hissetmeyecek kadar taşlaşması öyle değil mi? Ama ne yapmış Hüsniye ninenin muhterem komşusu? “Nerede bu devlet” yakarışı içerisinde kadıncağızla bu kentte hiçbir yöneticinin ilgilenmediğini ayan beyan söylüyor. Oysa durum kesinlikle hiç de öyle değil! Tam üç yıldır bu yaşlı teyzemize uzanan bir şefkat eli var bu kentte. Tepebaşı Belediyesinin evlerde sağlık hizmeti(TEBEV) birimi her daim ilgileniyor kendisi ile. Sen tanık mısın diye aklı sıra bana soran zübük kardeşime hemen yanıt vereyim; and olsun ki tanığım…

Bu teyzemize üstüne üstlük Yaşam Merkezinde daimi olarak kalması için de bizzat teklif gitti. Komşularımdan ayrılmak istemiyorum gerekçesi başta olmak üzere, teyzemiz doğal olarak alışkanlıklarından kopmakta zorlandığı için evinden kopmayı istemedi. Gelelim akülü araç meselesine!

Yahu bu güleç yüzlü adam, yani Ahmet Ataç kimden akülü tekerli sandalyeyi esirgedi de Hüsniye Nineye çok görsün? Eğer şüpheniz varsa Ataç ile ilgili, benim yaptığım hatayı haydi sizler de yapın o zaman. Açın kendisine telefonu sorun; “yahu başkanım onca iyilik ettiniz de, neden bu nineye bir akülü araç vermediniz” diye! Sorun da aldığınız yanıt ile mosmor olun! Üstelik Ahmet Başkanın haksız konumuna düşürüldüğü halde zerre kadar öfkelenmeyen, kendine has o mülayim sesinden duyarak morarın.

Hüsniye Nineyi gaza getiren komşuları özellikle sizler açın telefonu bir sorun bakalım öncelikle. Madem bir mağdurun haklarını koruyup savunmak üzere yola çıktınız, en etkin ve yetkin ağızdan öğrenin haydi! Tabi derdiniz üzüm yemek ise…

Demişler ya adama; “yahu şu Ahmet Efendi sana düşman olmuş” diye! Yanıtlayan kişi de kendinden emin bir biçimde karşılık vermiş; “ben ona iyilik etmedim ki…”

 

Sevgi Öğretilir mi?

İsterseniz daha yeni İzmir Balçova’da yaşanmış bir olayı anımsatayım öncelikle.  Doğa kent sitesinde Furkan isimli çocuk kedileri köpeğe parçalatıyordu hatırlarsınız. Funda Bayrı Ersoy ve Yasemin Ölekli adlı iki duyarlı hanımefendi, Balçova karakoluna ile birlikte hareket ederek şikâyette bulundular olayı. Çocuğun ailesi karakola çağrıldı ve Balçova emniyetinden ilginç bir karar çıktı. Furkan'a üç ay boyunca sokak kedilerini besleme cezası verildi. O günden beri Furkan kedilerin en yakın dostu oldu diyor Funda Hanım ve ekliyor; “ceza sona ereli çok oldu ama Furkan kedilere mama vermeden yapamıyor. Her an onlarla birlikte, kedicikler kucağından inmiyor. Bu örnek çalışmayı her yerde uygulatmaya çalışalım…”

Lakin benim bilge halkımdan da ilginç yorumlar var bu konu ile ilgili olarak tabii. “Böyleleri adam olmaz” türünden saçma sapan ve acımasız eleştiriler yapıp hızını alamayanlar da “verin benim elime dayağımı yesin pamuk gibi olur” diyerek bilgelikte gelinen son noktayı kanıtlıyor kamuoyuna. Tabii bana 12 Eylül 1980 faşist darbesinin mucide Kenan Evrenin sözlerini çağrıştırıyor böylelerinin zihni sinir türü yorumları. Ne demişti o da; “böylelerini(düşünce suçlularını) sokaklarda iplerde sallandıracaksın! Ne yapalım yani asmayalım da besleyelim mi?”

Aklı evelere bir hatırlatma yaparak yazımı noktalamak istiyorum. Bu Anadolu topraklarında yüzyıllardır her daim birileri sallandırıldı. Özellikle de erk ve haksızlıklara karşı çıkan, ben koyun sürüsünün bir parçası olmayı reddediyorum diyen yiğit insanlar bu akıbete sıkça uğradı. Hırsızlar, arsızlar tüyü bitmedik yetimin geleceğini çalan onursuzlara hiçbir şey olmadı, olmaz da bu kadercilik anlayışının bir sonucu olarak!

Bu örnekte olduğu gibi küçücük yüreğinde şiddetin tavan yaptığı ve bakışlarından dahi öfkesinin net görüldüğü bu evladımıza sevgiyi öğretemez isek ne ceza verirseniz verin havanızı alırsınız. Gün gelir o çocuk büyüdüğünde, “verin benim elime ben onu ipek gibi yapayım” diye ahkâm kesen vatandaşımıza da bakın neler yapar görürsünüz!

 

OZANCA

Bu şehirdedir işim gücüm,

Ekmek param.

Fakat bütün bunlara mukabil

Yine budur başka bir şehirdeki

Bir kadın yüzünden

Bıraktığım şehir… Orhan Veli Kanık

1000
icon
Kübra Kızılkaya 8 Haziran 2019 23:04

Hüsniye teyzenin(Hacer de derler)yakinen komşusuyum.Bu 1932dopımlu teyzemizin sonunu anlayatım size.Bu habere denk gelmem hüsniye teyze öldü mü kaldı mı diye araştırmamla denk geldim.Yıkık dökük evi kışın soğuğuna dayanamayınca suları buz tutup 3 gün evde susuz kalınca sobasını yakamayıp kemik erimesi hastası olduğu için de soğuktan daha çok etkilenip hasta olunca kendi isteğiyle küçük oğlu aldı götürdü. Sonra kış geçince mart ayında daha aslında havalarda ısınmadan oğlu evine geri atmak istedi ama Suriyelilerin evi çalıp çırpıp yıkması sonucu evde bişey kalmayınca bırakamadı çünkü kapıyı bile söküp gitmişler.Annelerine bakmak istemeyen küçük oğlu abisine bırakmış abisi de bi süre istemeyerek baktıktan snra zamanında kime elindeki paraları verdiysen git sana o baksın diyerek küçük kardeşini kasdererek ramazan ayında gece 3te sokağa atmış camide mukabelede konuşulan bu inş doğru değildir. Snra 2gün snra da ölmüş denildi. Mezarlıkları aradım morgu bile aradım ama bulamdm.

0 0 Cevap Yaz
Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi