Otuz iki yıl olmuş dile kolay. Göz açıp kapatana dek, adeta akıp gitmiş seneler ömrümüzün bendinden. Otuz iki yıl önce bugün dünyamıza merhaba deyişini unutmam olası mı oğlum? Ben de annen de 12 Eylül faşist darbesinin korkularından henüz arınamadan, dünyamıza bir huzur olarak buyur etmiştik seni. İçselleştirdiğimiz acı ve kaygıların buruk tortusunu içimizden atamamışken, tatlı bir meyve olarak seninle ağzımızın tadını yakalamıştık. Bazı çocuklar babaları, anneleri ya da ebeveynleri ile büyürler. Oysaki ben annen ağabeyin ve sen, dört çocuk birlikte büyüdük biliyor musun? Küçücük yaşlarımızda annelik-babalık gibi büyük sorumluluğu kabullenmek ve el yordamı ile hayatı öğrenmek büyük risk. Yaşayamadıklarının(özlemlerinin) hepsini kursağında biriktirerek, çocuklarınla birlikte öğrenip büyümek; yaşamı bu biçimde sırtlanmak nasıl bir şey biliyor musun? Yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışan bir bebeğin komikliği gibi bir şey inan! Öylesine sıkça düşüp kalkıyorsun, öylesine örseleniyorsun ki bu yolculukta. Ruhunun her yanı yara bere içerisinde kalıyor. 68 Kuşağı tanımlamasını bilirsin, benim kuşağım da 78 kuşağı olarak adlandırılır. Bizden önceki kuşak, yani 68 liler daha şanslı kanımca. Onlar toplumsal anlamda da bireysel anlamda da özgürlük taleplerini yiğitçe dillendirip örgütlü biçimde hayatın içerisinde oldular. Biz 78 kuşağının konumu ne yazık ki aynı değil. Bizler taşra kültürünün yasakları ve günahları arasında kimlik aramaya çalışan ezik bir kuşağız. Devrimci saflarda ya da karşı saflarda ülkesi için bir şeyler yapmak isteyen kuşağımın insanları tabir caiz ise tam bir “tost kuşağız”. Babaları ile evlatları arasında sıkışıp kalan, hani tabir caiz ise Musa’ya da İsa’ya da yaranamayan tipler olarak tarihe geçenleriz. Keşke bizi bir inceleseler çok net görürler ki, iliklerimize kadar kaygı bozukluğu yaşayan kuşağız. Darbenin üzerimizden silindir gibi geçtiği yıllardan kalan karamsarlıkların sizlerin genlerine de taşıdığımız kanısındayım…
Demem şu ki, herkes evladını derece derece de olsa sever. Kimisi sorumluluklarını yerine getirir, kimisi de “ipimden aşşa Kasımpaşa” mantığı ile kendini yaşar. Çok doğru yaptığıma inanıyorum, sana her fırsatta “seni seviyorum oğlum” dediğim için kendimi seviyorum. Can Yücel ne güzel demiş babası için; Hayatta ben en çok babamı sevdim/Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk/Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek/Nasıl koşarsa ardından bir devin/O çapkın babamı ben öyle sevdim diyerek… Hayatta ben en çok seni sevdim oğlum. Sen bana yaşamın kirletilmişliklerinin tersine saflığını ve duruluğunu anımsatansın. Koşulsuz sevginin, hiçbir çıkar gözetmeksizin yürekte üretilen sevginin kaynağı oldun. Kimi zaman yaşama gücü, kimi zaman hasret, kimi zaman vuslat oldun. Bir ülkemin, bir de senin zeval görmene dayanamam biliyor musun? Şair Hasan Hüseyin’in dediği gibi “ekmeği bol eyledik, acıyı bal eyledik, sıratı yol eyledik, geldik bugüne…” Bugün senin doğum günün, yüzümü tebessümlerle süslediğin gün unuttun mu? İyi ki doğdun, hoş geldin oğlum…
Bir annenin feryadı!
O Eskişehirli bir anne, ismi Filiz Günay…
Ne yazık ki Oğlu Mahmutcan’dan günlerdir haber alamıyor.
17 Yaşında Bonzai içtiğini öğreniyor Mahmutcan’ın.
Amatem’e her götürüşünde yerimiz yok diye kapılar kapanıyor suratına.
Çaresiz Anadolu kadını, destek vereni de yok!
Karakola müracaat ediyor, bizim yapacağımız bir şey ok diyorlar!
Valiliğe müracaat ediyor, yazılar formaliteler beklemeler!
Oradan şu yazıyı getir, buradan şunu götür muhabbetleri hani!
Komaya giriyor yine oğlu yine 112 var yanlarında sadece.
Lakin kendine gelince her zamanki gibi salıveriliyor hastaneden.
Bu kentte hergün emniyetin günlük raporlarını izliyorum.
En az üç tane bonzai vakası yaşanıyor.
Komaya girenler ve arada ölenler.
Kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Vali Bey,
Belediye Başkanlarımız,
Rektörlerimiz ve bilim adamlarımız,
Eskişehirli diye övündüğümüz Bakan Nabi Avcı,
AKP Milletvekilleri Ülker Can-Salih Koca,
Eskişehir’de esamesi okunmayan Ruhsar Demirel…
Kimseden, ama hi,ç kimseden Allah rızası için çıt çıkmıyor.
Bonzai belasına artık son bu kentte diyecek,
Tek bir samimi girişimde bulunan yok!
Herkes meydanı konuşuyor!
Bilmiyorlar ki meydan boş aslında.
Meydanı boş bulan kahpe tacirler de iş başında.
Dünya güzeli çocuklarımızı her gün ikişer üçer zehirliyorlar.
Her gün analar çığlık atıyor çaresizlik batağında.
Nereye gideceklerini bilemeden umarsızca…
Ve çaresiz analar ESTV’de benim programlarıma bağlanarak
çığlıklarını duyurmak üzere feryat ediyorlar artık.
Beni umut olarak görüyorlar.
Ama ben her gün tükeniyorum bu annelerin acısından…
OZANCA
Mutlaka Oğlum…
Göçmen oldum toprağıma, kendi yurduma
Baş eğmedim dokuz köyden kovuldum oğlum
Böyle gelmiş böyle gider dediler ama
Ben yinede özgürlüğe vuruldum oğlum…
Gülistanlar talan oldu gülsuyu için
Analar hep ağıt yaktı giden canlara
Soysuzluğa isyan etti bütün türküler
Ben yinede özgürlüğe vuruldum oğlum…
Dünyaya bağış gelecek
Yarınlar size gülecek
İnsan insanı sevecek
Mutlaka oğlum…
Şinasi KULA
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy