HERKES YERİNİ BİLSİN

HERKES YERİNİ BİLSİN

26 Mart 2013 09:53
A
a

YAZIYORUM


 

Yârim, beş haftalığına mesleğinde kariyer yapmak adına Antalya’da seminere gidip gelmekte. Hafta sonu bir günlüğüne de olsa onca yolu göze alıp, yuvamızı ve yüreğimizi şenlendiriyor. Dün onu otogardan yolcu etmek üzere yanında gittik oğlumla. Terminal her zamanki olağan günlerinden birini yaşamaktaydı. Otobüsün hareket saati helmesine rağmen bir türlü kalkmıyordu. Sorduğumuzda ise, gelmeyen yolcu olduğu açıklaması yapıldı. Tamı tamına hareket saatini yedi dakika geçe iki bayan salınarak ufuktan göründüler. Kılık kıyafetini tarif etme gereği duymadığım bu ikili adeta podyumda yürür edalarla, istiflerini zerre kadar bozmaksızın vücut dilleriyle mesaj veriyorlardı yurdum insanlarına sanki! Devir bizim, itirazı olan varsa çıksın ortaya mesajıydı bu. Ya da “eşekler gibi bekleyeceksiniz” mesajıydı bu adeta! Diğerleri gibi “eşekliği” kabullenmediğim için, o ikiliye avazım çıktığınca ve duyabilecekleri biçimde hak ettikleri sözcükleri söyledim. Karşılık veremeden otobüse çekirgeler gibi zıplayarak gitmek zorunda kaldılar…

Yârimi uğurlayıp oğlumla aracımıza doğru ilerlerken, park halindeki araçlardan birinden “zart zurt” korna sesi çalmaya başladı yakınımızda. “Baba araç içindekiler seni işaret ediyorlar baksana” dedi. “Oğlum sen sen ol, seni ıslıkla ya da korna çalarak yanına çağırma küstahlığını gösteren hiçbir ayıya dönüp bakma” dedim. Şaşırmıştı bu tavrıma, ne yapacağını bilemeksizin ardımdan yürümeye devam etti. Bu halk uğruna özgürlüğünü, sağlığını hiçe sayan babasının bu tavrı, ters getirmişti çocuğu biliyorum. Ama bunca yaşananlardan sonra, bunca şikâyetlerine rağmen ve tüm olanlara karşın “çok yaşa padişahım” diyerek işin en kolay ve ikiyüzlü halini kanıksayanları artık ben kanıksamıyordum. İşin özetini daha sonra kavramıştım... Öğle yemeğinde Ömer Duru ile karşılıklı oturmuştuk. Ömer ağabey yemek tepsisine yanlışlıkla dokununca yemek tabakları hafifçe kaydı. “Hop hoop, herkes yerini bilsin. Çorba sen şuraya, bezelye sen buraya, salata sen uca, pilav sen de ortaya diyerek düzenleme yaptı tepside. Katılarak gülmeye başladım bu şirin açıklamasına. Birden kafamdaki belirsizliği aydınlatan şimşekler çakmaya başladı beynimde. Evet, bulmuştum bu mutsuzluğumun ya da isyanımın kaynağını. Aydınını kendi elleri ile gammazlayıp asan, yurtsever insanına “vatan haini” muamelesi çekip, “çok yaşa padişahım” tarzını kendisine yaşam biçimi olarak seçenler için bir sıralama yapmalıydım artık! Sen şu yana, sen bu yana, hele ki sen rüzgârgülü sen de cehennemin dibine diyerek herkese hak ettiği yeri ayırmalıydım artık yüreğimde. Ve şair Hasan Hüseyin’in mısralarında vurguladığı biçimde “acıyı bal eylemek” gibi bir lüksümün olmadığını ilan etmenin tam zamanıydı…

 

 

UZAKTAN GAZEL

 

www.commmag.com

 

Esen Özay, yıllar öncesi İzmir’den ailesini ve kendisini tanıdığım bir gençtir. B,r ileti atmış güzel kızım aynen şöyle; “Şinasi Amca merhaba. Bu bizim dergimizin(Anadolu Üniversitesi-İletişim Kulübü) ilk sayısı. Şimdilik yalnızca 50 tane, yazarlar için bastırdık; ama sponsor bulursak daha çok sayıda bastıracağız. Bu konuda önerdiğiniz bir firma vs. var mı sponsorluk üstlenebilecek. Ben de dergideki 60'lar köşesi ve Kadınlar Günü yazısını hazırladım. Bir de s.148'de İstanbul'la ilgili bir köşe yazım var. Aklınıza sponsorluk için bir kanal, gazete, firma gelirse. Hoşça kalın, gözlerinizden öpüyorum…”

Canım kızım benim pek alıcım yoktur ama senin için araştırmaya değer…

 

 

OZANCA

 

Akrep gibisin kardeşim,

Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi

Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin

Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim

Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef

Koyun gibisin kardeşim

Gocuklu celep kaldırınca sopasını

Sürüye katılıverirsin hemen

Ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye

Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani

Hani şu derya içre olup

Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf

Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

Kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —

Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

                                                 NAZIM HİKMET RAN

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi