Hangimiz masumuz?

Şinasi Kula yazdı

20 Ocak 2016 08:52
A
a
Günlerden bir cuma günü genç bir adamın babası ölür. Defin işlemleri tamamlandıktan sonra soluğu cenaze namazını kıldıran mahallenin hocasının yanında alır genç adam ve sorar:

- Hocam malum babam cuma günü öldü cennete gider mi?

Hoca cevap verir:

-Evladım ben senin babanı iyi tanırım, o caminin yolunu bilmezdi.

-Ama hocam cuma günü öldü...

-Çocuğum bildiğim kadarıyla senin baban içki de içerdi.

-Hocam ama cuma günü yani...

-Senin baban faiz de yerdi.

-E insaf hocam cuma günü ya...

-Bak evladım tamam cuma gününü bilmem ama cumartesi senin babanın anasını ağlatırlar orada…

                                                ***

Yazımı okuyan tüm saygın okurlarımdan ricamdır.

Olabildiğince empati gücünüzü kullanın lütfen.

Hiç değilse bu yazımı bitirene dek olabildiğince…

İzdivaç programlarını izliyor musunuz?

Dizilere karşı bir bağımlılık oluştu mu sizde de?

Sizde değilse bile en yakınınızda yani hayat arkadaşınızda, yârinizde ya da çocuklarınızda böylesine bir bağımlılık başladı mı? Pavyon TV’leri de katın bu saydıklarım içinde. Yani sabahtan akşama kadar kadınlı erkekli düzeysiz sözlerle bezenmiş oyun havaları eşliğinde kalça sallayanların sergilendiği televizyon kanallarını da dâhil edin bu banal ortama…

Seyredenlerin de, oradaki düzeysiz ortama malzeme olmak kadar aynı ayıba ortak olduklarını hiç düşünmüş müydünüz? Örneğin ahı gitmiş vahı kalmış kadınlı erkekli hilkat garibanlarının, kameralar karşısında “ünlü olabilir miyim” çabalarına ne diyorsunuz mesela? Salya sümük ağlamalarına, düzeysiz sohbetlerine, insan onuruna yakışmayan davranışları karşısında nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz? İnsanlık adına utanç duyanlardan mısınız, ya da keşke ben de katılsaydım bu programa diyerek iç geçirenlerden misiniz? Saçlarını civciv sarısına boyatmış varoş kızımız Pavyon Tv ekranlarında kalçalarını kıvırtırken, ‘Keşke şu an karşısında ben olaydım’ diyerek oh çekenlerden misiniz? Ya da kimin eli kimin cebinde ahlak (!) anlayışındaki Dallas’a rahmet okutan seviyesiz dizilerin kahramanları yerine mi koymaktasınız kendinizi izlerken?

Dediğim gibi siz ya da en yakınlarınız için soruyorum bu soruyu!

“Ben izlemiyorum” deyip işin içerisinden vicdan rahatlığı içerisinde sıyrılmanız olası değil. Ha siz, ha yâriniz, ha çocuğunuz ne fark eder? En yakınınızın bu tuzağa düşmesini engelleyemezken, toplumu düzeltmek adına tüm söylemleriniz ahkâm kesmekten öte ne olabilir ki? Yârini, çocuğunu etkileyemeyen bataklığın göbeğindeki halkı hangi yöntemlerle etkileyip makûs talihini değiştirebilir ki? “Her koyun kendi bacağından asılır kardeşim” diye bana tavır yapmanız da sonucu değiştirmez zira. Değil mi bu en kötü, toplumu bireyci-bencil yapmak üzere üretilmiş atasözü ile kendinizi savunmaya kalkarsanız baştan kaybedersiniz. En yakınlarını etkileyemeyen, yaşanası yarınlar adına temiz bir toplumun bireyleri safına katamayan başkalarını nasıl kurtaracak ki karanlıklardan?

Şimdi yazı başlığımdaki sorumu hepinize soruyorum izninizle.

Hangimiz masumuz?

Hangimiz görevimizi eksiksiz yapmanın huzuru ile müsterihiz?

Fıkrada olduğu gibi ömrümüz boyunca becerebildiğimiz tek bir doğrumuzu sürekli örnekleyerek, ‘vicdanen rahatız’ kandırmacasını daha ne kadar sürdürebiliriz?

Kendimizi kandırabilir miyiz peki? Nereye kadar ya da?

Mangalda kül bırakmayan toplumun çifte standartlı bireyleriyiz sadece. Menfaatlerimize ya da egomuza dokunan herkesi, her şeyi bir çırpıda silip atabilecek kadar kadir bilmeziz…

Kızdınız mı?

Kızmayın sadece gönül aynanıza bir kez bakın sadece.

Tabii kaldıysa…

 

 

OZANCA

 

ÖMÜR

 

İnsanlar aktı gönlümden

Ve beyaz kediler

İnsanlar acıda karardı

Kediler kaldı bembeyaz.

O vakit bu vakit oldu

Su dondu ömür duruldu

İnsanlar; akmakta karaya

Ve kediler; kırık beyaz…

                

                        Tuğrul KESKİN

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi