Şinasi Kula yazdı
Erkan Yücel…
Türk Tiyatrosunun, gencecik yaşta kaybettiği çok yetenekli bir oyuncusudur. 1975'te San Remo Film Şenliği'nde En iyi erkek oyuncu ödülünü alarak, uluslararası alanda ödül alan tek sinema oyuncusu o.
AST yani Ankara Sanat Tiyatrosunun lider, unutulmaz isimlerindendir. Başarılarının doruklarında iken, 41 yaşında geçirdiği trafik kazasından sonsuzluğa göç etti. Sağlam kişiliği, ideolojik anlamda da dik duruşuna neden oldu. Yüzü halka dönük her sanatçı, her aydın gibi politik duruşundan ötürü ağır bedeller ödedi. 12 Mart’ın işkence tezgâhlarından geçti ve iki yıl hapis yattı. “Hadi tiyatrocu bize bir gösteri yap” diyen işkencecileri, Hitler’in taklidini yaparak onları hafife alacak replikleri sıkıştırarak alaya aldı. Bir gün yine o işkence günlerinde Filistin Askısına asılmış vaziyettedir. İşkence gördüğü odanın kapısı açıldığında, kapı önünden geçmekte olan arkadaşı ile göz göze gelir. Prof. Dr. Fatmagül Berktay’dır bu kişi; o haldeyken maymun taklidi yaparak işkencecileri en olmadık biçimde aşağılar alaya alır. Hem sizi hem de işkencenizi takmıyorum mesajıdır bu, yoldaşlarına da direndim ve asla çözülmedim mesajıdır. Kendisi gibi işkence görecek arkadaşına yürek vermektir bir başka biçimi ile. İfade vermesi için kendisine uzatılan kâğıtların hepsine de sadece şu cümleleri yazmıştır; KAHROLSUN FAŞİZM!
Erkan Yücel’i konservatuara almazlar birkaç kez girdiği sınavlarda. Gerekçe nedir bilir misiniz? Ağız yapısını uygun bulmazlar! O yıllarda onu ağız yapın uygun diye konservatuara almayanların hiç birinin adını bilen yok ne ironiktir ki! Bu hikâyeyi anlatan ve anlatırken bile hüzünlenenler; birlikte sınava girdiği dev sanatçılar Rüştü Asyalı ve diğer arkadaşı Köksal Engür’dür…
AST, nice değerli tiyatrocunun okulu, uğrak yeridir. Ne mutlu ki Ankara’da yaşadığım dönemlerde bu sanat yuvasına defalarca gitmek nasip oldu bana. 1982 yılında düzenlenen ve jüri üyeliklerini Muazzez Abacı, Özay Gönlüm, Ali Rıza Gündoğdu, Yaşar Aydaş, Ayten Zender gibi isimlerin oluşturduğu Zenger Altın Video ses yarışmasında birincilik ödülümü bu salonda almıştım…
Bakınız ölümsüz sanatçılardan bazıları Erkan Yücel için neler demiş.
Turgut Özakman; Erkan Yücel Türk tiyatrosunun büyük yıldızlarından biridir. Onu çok genç yaşta, belki de sanatının en verimli aşamasında kaybetmiş olmanın acısını yaşıyorum.
Atilla Dorsay; Erkan Yücel benim için her zaman hüznü çağrıştıran bir isimdir. Gerek yaşantısının kısa sürmüş olması, gerekse kısa hayatı içinde benim onunla yeterli dostluğu ve ilgiyi kuramamış olmam; onu yeterince tanıyamamış olmam, onun yakınında bulunamamış olmam benim için her onu anışta bir üzüntü kaynağı oluyor…
Ferhan Şensoy da şöyle diyor; Ben Erkan Yücel’i ortaokul öğrencisiyken bir izleyicisi olarak Ünye’de(AST’ın yaz turnesinde) sahnede ilke kez gördüm. Oyundan sonra onlar dekorlarını toplarken yanlarına gidip tiyatrocu olacağımı söyledim. İnanılmaz insancıl biçimde bana yarım saate yakın zaman ayırıp söyleşti. İşte bu olay, tiyatrocu olmama sebep olan dürtülerden biridir.
Tiyatro sanatçısı Şener Kökkaya; Hayatım boyunca sahnede birlikte oynadığım ve onur duyduğum ender insanlardan biri o. Politik görüşlerimiz asla uymazdı birbirine üstelik de. Sahnede beraber oynarken onu seyretmeye doyamadığım, kıskandığım çok güzel bir insandı…
Füsun Erbulak; Şefkat dolu insancıl biriydi. Mesela sette bir işçiye bir şey olsa örgütler organize eder paylaşımcı olur. Yaşarken de sosyalistti o…
Müjdat Gezen; Bence Erkan’ın kaybı yalnız Türk Tiyatrosunun kaybı sayılmamalı. Onun insan yanını, devrimci yanını, arkadaş yanını, dost yanını unutmamalıyız. Kaybı bir türlü telafi edilecek cinsten değil…
Yeni kuşaklara tanıtılmadığını hüzünle görmekteyiz…
Hepsi de ne güzel duygularını söze dökmüş değerli sanatçı büyüklerimizin. Ama Müjdat Gezen’in altını çizdiği gerçek çok daha önemli. “Yeni kuşaklara tanıtılmadığını hüzünle görmekteyiz” diyor değerli sanatçımız. Ne de güzel söylüyor…
Son anekdot da benden; Yıl 1975, Gazi eğitim Enstitüsü birinci sınıftayım. Yılbaşı kutlaması için okul arkadaşlarımdan(sanıyorum sevgili Refik Saydam, rahmetlik Zafer ve Çiğdem)sen de buyur gel diye davet aldım. Sıhhiye’de Eti Sineması idi yanılmıyorsam! Taşralı içe kapanık bir genç olarak sessiz sedasız programı izlemekteyim. Organizasyonda emeğinin olduğu belli, karayağız bir ağabeyimiz de zaman zaman sahneden insanlara bağımsızlık marşı adı altında bir marşı söyletip tekrarlar vasıtası ile iyice pekiştiriyor. Herkesin sevgi ve saygı gösterdiği bu insan öylesine kalender ki, insanlarla bire bir dokunarak iletişim kuruyor. Onu orada bir tek tanımayan hödük bendim anladığım kadarı ile. Bir ara benim yanımdaki boş koltuğa geldi oturdu. İsimi sordu önce, sonra da marşı bilip bilmediğimi sordu. Utanarak bilmiyorum dedim kendisine. Dur dedi ben sana yazıvereyim hemen. Ayakta gezinen görevli gençlerden birisine seslenerek kâğıt kalem bulmasını rica etti. Kendi el yazısı ile bana (ozanca bölümünde)yer alan marşın sözlerini yazdı. Gözlerinin içi gülen ve hümanist insan kimi güldürüyor, kimi hüzünlendiriyordu sinema salonundaki tüm kitleyi. Büyüsünü hiçbir zaman unutamadığım bu sanatçı ağabeyimin adını öğrendiğimde; Erkan Yücel o, tiyatro-sinema sanatçısı dediklerinde aklımda kalan onun kibirden arınmış büyülü kimliği idi. Gecenin sonlarına doğru gözlerinin içi gülerek yanıma geldi ve şöyle seslendi; “haydi bakalım kara oğlan, şimdi marşı birlikte söyleyeceğiz…”
Eskişehir yerelindeki insanlarımızdan beklentim şudur!
Yılmaz Büyükerşen hocama sesleneyim.
Hocamın danışmanlarına, sosyal-kültür müdürlüğü bünyesindeki yetkililere sesleneyim. Tepebaşı Belediyesindeki, Odunpazarı Belediyesindeki sanata duyarlı yetkililere sesleneyim…
“Erkan Yücel ismini duymadım” demeyeceklerine inandığım, Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Müdürü kardeşim Seyfi Artar başta olmak üzere tüm tiyatro sanatçılarına sesleneyim. Toplam kırk iki kadrolu oyuncu kardeşim var. Oyunlarını izlerken coşku ile alkışladığımız, içlerinden birebir tanıştıklarım ve çok sevdiklerim olan değerli sanatçı kardeşlerim; lütfen Erkan Yücel’in hayatını o duyarlı yüreğinizle bir kez de siz inceleyin bana hak vereceksiniz…
“Halka adanmış hayatlar” başlığı ile ben(tiyatro dünyasından) sizden birini, gerçekten de özel bir örneği gündeme getirmiş oldum. Hani “nereye gidiyor bu ülke” yakınmalarını sıkça yaptığımız böylesi günlerde hiç değilse bir tek denizyıldızı kurtarmanın erdemini yaşayabiliriz öyle değil mi?
OZANCA
Not: Sanatçı Erkan Yücel ağabeyimin bana kendi el yazısı ile yazıp öğretmeye çalıştığı marş işte buydu…
Ülkemizi bizler candan severiz
Dağlarında rüzgâr olur eseriz
Şimşeğiyle gürler güneşiyle parlar
Yağmuruyla damlar titrer içimiz.
Ülkemizi ancak bizler koruruz
Mutlu bir hayatı bizler kurarız
Biz bu güzel yurda canımız verdik
Emperyalistlere teslim etmeyiz.
Biz bu topraklarda ekin ekeriz
Fabrikalarında terler dökeriz
Yurdumuza her kim gözlerin dikerse
Çığ olup üstünden ezer geçeriz…