Hadi, şimdi bulun da özür dileyin!

Şinasi Kula yazdı

5 Ekim 2015 00:00
A
a
Geçtiğimiz hafta Posta Gazetesinin çok anlamlı ve cesurca manşetini ne zamandır paylaşmak istedim siz saygın okurlarımızla. Türkan Saylan ve Ali Tatar’ın fotoğrafları ile bezediği haberi manşette böyle vermişti. Deniz Yarbay Ali Tatar düzmece Ergenekon davası ile canı yakılanlardan bir subayımızdı. Subayımızdı diyorum uğradığı haksızlık sonrasında ne yazık ki intihar ederek yaşamına son verdi. Evet biliyorum, ben de birçoğunuz gibi keşke ölümü tercih edeceğine bu komplocu güruh ile mücadele etseydi diyenlerdenim. Ama inanılmaz biçimde, namertçe iftiralardan ve onlarca düzmece belgelerden ötürü hayatı karartılan bu insan daha fazla direnemedi zorluklara maalesef…

Türkan Saylan hoca da kendisine atılan iftiralar sonrasında amansız bir hastalığı yakalandı ne yazık! Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin önderi olan Türkan Hoca sayısız öğrenci okutanlardandı. Bu dernekten sağlanan burslar sayesinde binlerce fakir kızımızın tahsillerinin tamamlandığını duya geldik hep. İşte o Türkan Hocanın da düzmece belgelerle hayatını kararttı o malum Amerikan maşaları. Hiç acımadan iftira atmaya, sahte belgeler üretmeye gözleri kararmış bir biçimde devam ettiler. Yüzlerce subay, gazeteci, aydın yıllarca bu düzmece belgeler yüzünden demir parmaklıklar ardında çürütüldüler. Peki, ne oldu yıllar sonra?

Balık hafızalı olmayan, geri zekâlı olmayan herkes net hatırlar olanları. Bir sabah baktık ki “aynı yolda yağan yağmur altında beraber yürüyenlerin” yolları ayrılıverdi! Yıllarca birlikte Türkçe Olimpiyatları(!) düzenleyenler; gerek yurt içi, gerek yurt dışında malum özel okulların açılışlarında omuz omuza pozlar verenler, “ben bu davanın savcısıyım” diyenler, “ölülerinize bile oy kullandırın” talimatını alkışlayanlar birbirlerine düşman oluverdiler her nedense! Öylesine kısa bir zaman dilimi de değildi bu müttefiklik. Sekiz dokuz yıl sürdü ey okurlar! Ve iplerin gerilmeye başladığı an itibarı ile “ne istediniz de vermedik” itirafı; ben dâhil tüm namuslu yurttaşların gözleri önünde söylendi. Kulaklarımızla duyduk, gözlerimizle gördük ve tüm hislerimizle Allah’a havale ettik bir zamanların müttefiklerini…

İşte o acı günlerin haksızlığa uğramış sadece iki insanıydı Türkan Saylan ve Ali Tatar. Yarbay Ali Tatar’ın intiharı seçtiği günün ertesinde Engin Ardıç denen… gazetecisi ne yazmıştı köşe yazısında anımsıyor musunuz?  Haksızlığa uğramış ve bu haksızlığa dayanamayıp ölen o iki kişinin ardından; “hesap vermeden nereye” demişti…

Biz bu ismi nice iktidarların sıvazlayıcısı olarak öteden beri anımsamaktayız. Kendisini zerre kadar önemsemesek de, günahsız insanlara attığı çamurlardan ötürü böylesi insanlık ucubelerinden iğrendiğimizi söyleyenlerdeniz…

Evet, ne güzel manşet atmış yaygın gazetemiz; “Hadi, şimdi bulun da özür dileyin” diyerek...

Ama onu da yaptılar merak etmeyin!

Bu düzmece belgelerle beş altı yıldır hapishanelerde çürüttükleri insanları salıverip, devlet adına PARDON deyiverdiler.

Bu halkın içerisinden de Ali Tatar ve Türkan Saylan’a suçlu muamelesi çeken, hakaretler ve küfürler eden yüz binlerce insan görünümlü ucube de tıpkı Engin Ardıç’ın yaptığı gibi canını yaktı masum insanların. Allah katında büyük bir günah olan iftira bataklığında yüzen bu merhametsizlerin zerre kadar yüzleri kızardı mı dersiniz? Devlet, durduk yere yıllarca hapiste yatırdığı insanlara “pardon, sizler suçsuzmuşsunuz” dedikten sonra olsun; utanma duygusunu yaşadı mı bu güruh? Yemin ediyorum ki asla!

Çünkü bunlarda ne Allah sevgisi, ne insanlık adına zerre kalıntı, ne merhamet, ne onur…

Bundan ötürüdür ki, sürüngenler gibi hayatlarını sürdürmeye devam ederler…

 

 

Tebrikler Odunpazarı Belediyesi…

 

Nebil Köken ile geçtiğimiz yıllarda astsubaylar ile ilgili bir köşe yazımdan sonra tanışmıştım. Keza Yılmaz Demir Özçelik ile de öyle. İkisi de vatan paydasında duyarlı iki asker emeklisidir. Daha sonra Yılmaz Ney kardeşimi ES TV’deki bir programıma da konuk etmiş, astsubayların sorunlarını dile getirmiştim. Bu vesile ile ordumuzun bu emekçi kesiminden birçok değerli insanla tanışma olanağı bulmuştum…

Nebil Köken Eskişehir sevdalısıdır ama ne hikmettir ki Yılmaz Büyükerşen’e karşı (sanırım soğukluk muskası yapıldığı içindir); Eskişehir’e olan sevgisini hocamızla bütünleştiremedik bir türlü! Şaka bir yana ama içinde büyüttüğü antipati dozunu biraz olsun düşüremedik…

Nebil bey güzel bir fotoğrafla süslediği haberi bizimle paylaşmış sosyal paylaşım sitesinde. Darısı(yani övgülerin yarısı) büyükşehir belediyesine diyerek siz saygın okurlarımızla paylaşıyorum haberi…

“Yapımı geciktiği için semt sakinlerine sıkıntılı günler yaşatan ve eleştiriler alan İstiklal Mahallesi sokakları. Geç oldu ama temiz oldu dedirtecek güzellikte tamamlanmak üzere, bir tek kabloları yerin altına alınmış olan elektrik bağlantıları ve eski ucube beton direklerin sökülmesi kalmış…

Ama benim en çok hoşuma giden, sokaklara tekrar eski havasını verecek ağaçların dikilmiş olması…”

İster Büyükşehir Belediyesi, ister Tepebaşı Belediyesi, ister Odunpazarı Belediyesi fark etmez. Bu kenti yaşanır kılan, emek veren ve elini taşın altına koyan tüm yerel yöneticilerimize ve onların beyin takımına; onların elleri nasırlı emekçilerine sonsuz teşekkürler olsun. İyi ki Eskişehirliyiz dedirten manzaranın ressamlarına teşekkürler…

 

 

OZANCA

 

Yoksulun sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi söylemesem mi?

                           Aşık Mahzuni ŞERİF

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi