Elleri ile hazırladıkları hediyeleri çalışan arkadaşlarımıza bir bir hediye ettiler. Sorular sordular her birimize ayrı ayrı. Sevgili arkadaşımız Nazan Koşarer, gazetecilik hakkında gayet güzel ve anlayacakları biçimde bilgilendirmede bulundu kendilerini. Gazeteci olmak için gerekli şartlardan birinin de bununla ilgili okullardan birisini bitirmek olduğunu anımsattı. Ben de naçizane olması gerekenlerden bir niteliğin de “yürek” olduğunu vurguladım. Hani o dünya güzelleri bir örnek ver Şinasi dede deselerdi, elbette ki Uğur Mumcu’dan başlayarak beş altı örnek sıralayabilirdim…
Tam gazetemizden ayrılıp televizyona ziyaretlerini sürdüreceklerdi ki, değerli öğretmenlerden birisi durdurdu çocukları. “Çocuklar hani ne şiiri hazırlamıştık” diye hatırlatınca Bremen mızıkacıları gibi hep bir ağızdan “Eveeeeeeet” yanıtını verdi şirin ve şirineler. Başladılar koro halinde şiiri okumaya;
Sabah erkenden
Kahvaltı yapıyorken
Okuruz gazeteyi
Öğreniriz birçok şeyi
Çalışan gazeteciler gününüz
Kutlu olsuuuuunnn…
İşte o zaman öğretmenlik özlemim tavan yaptı ne yalan söyleyeyim. 25 yıl üç ay sürdürdüğüm, aşkla sürdürdüğüm öğretmenlik mesleğimi bırakma nedenimi de paylaşmak isterim saygın okurlarımızla. Yârim, çocuklarım ve yakın çevrem en iyi tanıklarımdır. Sadece ve sadece bir genç öğretmen arkadaşıma istihdam yaratılsın diyerek emekliye ayrıldım. İzmir TV’de emekli olmadan aylar önce bir canlı yayınımda da bu düşüncemi aynen böyle açıklamıştım…
“Çalışan gazeteciler gününü” sebep olarak gösteren ve çocukları böyle bir günde olayı bizzat içlerinde yaşamalarını sağlayan öğretmen arkadaşlarıma en içten duygularımla sevgilerimi sunmak isterim. Ezbercilikten öte, yaşayarak öğrenmenin en doğru yöntem olduğunu gören bu yürekli meslektaşlarımı alkışlıyorum…
Gelelim gazeteciliğe!
Dünyaya bin kez gelsem diye başlayan lakırdı vardır bilirsiniz. Bin kere gelsem bininde de öğretmen olurdum. Ve buna ilaveten sanat deryasında bir katre olarak anılmak isterdim inanın. Kendime asla gazeteci demedim, özenmedim. Yirmi(İzmir-Eskişehir) sistematik televizyon programcılığı ve biçimde köşe yazarlığını sürdürdüğüm halde bir kez olsun basın kartı almak üzere müracaatı düşünmedim. Ben sadece medya mensubu olarak kitlelerle buluşma şansına ermiş ve hala öğretmenlik görevini sürdüren bir yurtseverim…
Yazımın başında “güzel günler göreceğiz çocuklar” derken boş bir söylem olarak algılamayın lütfen bunu. Ben öğretmenim, o çocukların gözlerindeki ışıltıdan umutlanarak ve büyük bir coşkuya kapılarak yazdım bu düşüncemi. Çocuklar yalan söylemez saygın okurlarımız, çocuklar kirli değildir…
SİZİN SESİNİZ
Kimsenin kimsesi yok aslında…
Sevgili arkadaşım, kardeşim Zehra Çam ile bir etkinlikte aynı masada yan yana oturmaktayız. Kentin ileri gelenleri diye nitelenen kesiminin de bu etkinlikte olması geceyi ilginç kılıyor tabii. Etkinliğin ilerleyen saatlerinde arkadaşımın kulağına bendeki anormalliği özetleyiverdim. “Maskeli Balo” gibi değil mi içinde bulunduğumuz atmosfer sevgili arkadaşım diye sordum. Yine nereye ve kimlere takıldın dedi gülerek. Öylesine çok gerekçem vardı ama böylesi bir anda kısa kesmek ve hızlı özetlemek durumundaydım vesselam. Öncelikle topluma örnek olduğunu düşündüğümüz böylesi güzide toplulukta tertemiz havada, dumansız bir hava sahasında olmayı hak sayanlar önemsenmiyor dedim. Yani ben bir hipertansiyon hastası olarak dakika bir gol bir örneklemesindeki gibi “kaldım duman içi dağlarda, sevgili yârim nerelerde” nakaratını dilime dolamamalıyım! Bunu geçtiğimiz yıllarda da eleştirmeme rağmen, rahatsız olanlar olarak önemsenmeyişimiz acı değil mi? Nefislerini mutlu edenler, mutsuz ettiklerini ve onların haklarını gasp ettiklerini umursamıyorsa samimiyetsizlik daha ilk saniyelerde yansır öyle değil mi? Susma sustukça sıra sana da gelecek dedim işi abartarak!
Peki dedi sakince, daha ne mazeretlerin var huzursuz arkadaşım?
“İyi de senin gibi Polyanna’mı olayım Zehra” diye devam ettim konuşmama. Bazılarına bakıyorum, birbirlerinin ardından olmadık yakıştırmaları yaftalamaları ve hatta “iş” leri sergilemekten geri kalmıyorlar maşallah! Lakin karşı karşıya da geldiklerinde hiç ama hiçbir şey yokmuşçasına, kırk yıllık dostmuşçasına ve adeta gülücükler saçarak hal hatır soruyorlar ya? İşte o an üzerlerine çıkarasım geliyor yeminle. Adeta maskeli baloda hissediyorum kendimi elimde değil ki arkadaşım…
Zehra kardeşim yüzünü buruşturdu!
Gözlüğünün üzerinden bakarak, kocaman ve kara gözlerini gözlerime dikti. Sağ elini yumruk yapıp beline koydu. Dedim ki içimden eyvah! Zehra zılgıtını yemek sonrası tatlı niyetine ye bakalım Şinasi…
Fakat o da ne? Beni şaşırtan mülayim bir ses tonu ile aynen şöyle dedi; Kimsenin kimsesi yok aslında arkadaşım, bakma sen görüntüye…
Ne güzel bir cümleydi bu, ne bilgece tespitti.
Evet; erk konumundan terk konumuna gelindiğinde, aynen bu gerçekle yüzleşecekti herkes milyonlarca yıl olduğu gibi. Yalnızlıktan korkan insanların kümelenmesi, birbirlerinin gölgesine sığınması da bu yüzden ötürüydü aslında…
Mesleki anlamda o gecede; dayanışma-bir olma-birlik olma paydaşlığı altında çok farklı ve içten bir şeyler yapılsaydı keşke…
Not: On birinci köy arayışlarına devam…
OZANCA
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler… Nazım Hikmet RAN
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy