Güneydoğu’da görev yapmış bir öğretmenin mektubu…(1)

Güneydoğu’da görev yapmış bir öğretmenin mektubu…(1)

6 Kasım 2014 09:37
A
a

Sayın Adem Ünal, Beylikova’nın Sesi adlı internet gazetesinin sorumlusu. Gönderdiği mektubu okurken yüreğimin yangın yerine döndüğünü söylememde hiçbir sakınca yoktur. Mektup, güneydoğuda öğretmen olarak görev yapmış bir ordu mensubunun eşine ait. Buyurunuz…

“Eğer tayini Doğu'ya çıkan herhangi bir memursanız, karşılaşacağınız Batıdaki hayattan çok farklıdır. Öncelikleriniz değişir, sizle beraber sizi tanıyanların ve ailenizin de ayni şekilde. Anne baba ve yakınlarınızın gözü televizyonda kulağı radyodadır. Evet, çok zor Doğu'da Batılı olmak, memur olmak! Polis, asker, doktor hemşire öğretmen ve hatta bunlardan birinin eşi olmak! Ben Yüksekova’da yaptım doğu görevim, sık sık da Van ve Hakkâri’ye gittim. Bu yazdıklarım oralarda hayatı paylaştığımız tüm arkadaşlarımın ortak duygularıdır!

Biz daha gelmeden Güneydoğu için, “çok fakirlik var” denmişti. Oysa Yüksekova’da büyük kentlerde bile zor görülen son model lüks arabalar, cipler vardı. İlk günlerde en çok dikkatimi çeken, devamlı her tınısını ve nerdeyse sözlerinin tamamını öğreneceğim “gerilla şarkıları” dinletildi bize… Siz gitmeden bölgeye namınız gider; bilmem nereli öğretmen, bilmem kimin karı(!)sı, size hoş geldin denmez… Batılı meslektaşlarınız selam vermek için, öğretmenler odasında oralı öğretmenlerin olmadığı anları kollarlar. Öğretmenler odasında sessizlik hâkimdir. Yorum yapılmaz espri kaldırmaz tuhaf bir gerilim vardır havada. Adını koyamazsınız. Şaşıp kalacağınız yutkunduğunuz çok anlar yaşarsınız bölgede: Hele halkın içindeyken, içinde eşinizin olduğunu düşündükleri helikopterin düşmesi için ellerini birleştirip gözlerinize bakarak “Allah'ım inşallah düşer” derler. Ülkemin her yanında öğretmenler çocukları eğittiği için saygı görür. Ama burada bırakın takdir edilmeyi, aşağılanma, hakaret, taciz her şey yaşadık biz...

Okuldaki yerli meslektaşlarınız, öğretmenler odasında batılı öğretmenlerin artmasından rahatsızlık duyar. Daha sonra samimi olmayı ve samimiyetine güven duymayı öğrendiğim oralı bir meslektaşım “ben gelemem sizlerin de olduğu yerde, ezik kalırım aykırı dururum” demişti çekinerek. Benimle aynı eğitimi almış, çok kaliteli sevdiğim bir öğretmendi kendisi. Bayramlaşmayı neden hep okulda yaptığımızı, birbirimize gidip gelebileceğimizi söylediğimde okulun kantincisi olan bey “siz bize gelin hocanım, biz sizin oraya (lojman) girerken çıkarken görülürsek, başımız belaya girer” demişti.

Eylem olacağı zaman tüyo gelir. Okul saatlerinde duyum alınmış ve okulu terk edip hemen kendimi lojmana atmam söylenmişti. Daha ilk ayımdı orada, müdür bey, “durmayın eylem hazırlığı varmış” dedi. Eylem olduğunda şunlar olasıdır: Memurlar dairelerde kısılır kalır. Şanslı olanlar öğretmenevi, eş dost evine, polis noktasına sığınır. İlçede sivil bölgede ev tutmuşlarsa en çok onlar tehdit altındadır. Ev sahipleri bir gün ya “evi boşalt ya da...” deyiverirler. Bekâr öğretmenler erkekse şanslıdır. 5-10 demez küçücük bir evde kalırlar. Bayan arkadaşlardır asıl mağdur olanlardır. Yaşadığım bir olay: Okulun kapısına çıkmamla bir taksiye denk gelerek elimi kaldırdım, adamcağızın gafletinden de yaralanarak bindim. Parayı hemen uzatarak soldan aksi istikamete dönmesini rica ettim. Bir 5 metre gitmemiştik ki, lojmanlara gideceğimi söylememle birlikte beni taksiden zorla indirdi. “Başımı derde sokma benim” diye de bağırdı. İlk aylar eşimi de benim gibi öğretmen sanırlarken esnaftan yana sıkıntımız olmadı. Bir iki ay içerisinde kim olduğu öğrenildi. Asker eşiydim, eşimin infaz listesinde adı bile çıktı bir terörist cesedinden. Neyse, o ilk aylar ekmek almayı tercih ettiği fırına Ramazan akşamı girdiğimde, fırıncıdan “pide kalmadı” cevabını aldığımda şok oldum. Perde arkasındaki dizili pide ve ekmekleri görmüştüm. Gözümün içine bakarak o unutulmaz cevabı suratıma yemiştim: SANA YOK! Yine Ramazan ayıydı, iftar saatine yakın bir gürültü duyduk. O fırından pidelerini aldıktan sonra evlerine iftar açmaya giden iki uzmanımız havaya uçuruldu, birini kaybettik. O gün bir daha çöp konteynırlarının yakına park etmek ne kelime yakınından geçmemem. Bir pazar öğleden sonrası trafikçi bir polis memurunu havaya uçurulmuştu. Camlarımızın zangırtısıyla çocuk parkının isabet aldığını sanarak, apartmandaki annelerin merdivenlerden feryat ederek çocuklarına koşuşlarına şahit olmuştum. Bazen bir patlama olduğunda hele ki dışarıdaysam, eşim benim için, bense içerde bıraktığım oğlum için perişan olurduk sağ haberi alıncaya dek. Aslında gece çıkan çatışmaları gelen giden helikopterlerin sesinden, eşinizin eve gelmemesinden bir şeylerin ters gittiğini anlarsınız. Telefonlarınız kesiktir, jammerdan olmasını umarsınız. Frekansların sizinkilerce kesilmiş olmasını dilersiniz. Operasyonlarda ceplerle birbirimizin eşinden sağlık haberi almaya çalışırken, karşı tarafın da dinlemiyor olmasını dilersiniz. Ki konvoya bir saldırı olmasın. Komutanlar gece karanlığında sessizce dönerler evlerine. Apartmanda ayak seslerini dinlersiniz. Postal sesini eşinizinkiyle uyuşması için beyninizi zorlarsınız. Ve aynı apartmanda başka dairenin kapısında postal görürseniz, içten içe sizinki gelmediği için onları kıskanırsınız. Aileniz sizi aradığında, metanetli konuşmak zorundasınızdır. Hem onları endişelendirmemek hem de örgütten dinleyen varsa onları mutlu etmemek, bilgi vermemek, hem de akıl sağlığınıza mukayyet olmak içindir bunlar. Pencerenizden çatışmadan getirilen cenaze ve yaralıları, bunların taşınışını ve bir sigara bile yakmak için durmaksızın koşuştuklarını görürsünüz. Az önce cenazesini indirdiği arkadaşının yerine, gidecek timle beraber elleri titremeden dizleri çözülmeden ve abartmıyorum bir salise duraksamadan tekrar helikoptere atlayanlara bakarsınız. Sonra hiç bir anormallik yokmuş gibi, oğlunuz o manzaraya şahit olmasın diye uzaklaştırırken pencereden, diğer yandan ailenize akrabalarınıza tesadüfen aramış dahi olsalar olanlar için “mış miş” gibi yapmanız gerekir. Ağlamamış gibi, içiniz bin parçaya parçalanmamaktaymış gibi, sanki geceleri yataktan sıçramıyormuşsunuz gibi! Geceleri dinlediğimiz çatışma ve helikopter seslerini o kadar kanıksadığımı, bir gece sessizlikte uyanıp “acaba baskın mı yedik, nöbetçiler mi uyudu” diye korktuğumu unutamam…

Karanlığın bu yüzünü hiç bilmezdim. Mesela karartma yapılacağını önceden

bilemezsiniz. Önceden çamaşır, bulaşık, ütü, banyo, ev temizliği, ders hazırlığı,

sınav kâğıdı ne işiniz varsa halletmiş olmanız gerekir, gündüz elektik varken.

Her şeyi bitirmiş bile olsanız karanlıkta mumlarınız yeterince ışık vermez. Gece

bebeğinize süt hazırlamanız gerekmekteyse yandınız vay halinize! Dışarı ışık

sızmasın diye karartmalarda camlara battaniye astığımızı, belki birkaçınız bilir.

Ama ben bunun, saldırıda camlar patladığında kırıklardan korumak için de

kullanılan ilkel bir yöntem olduğunu lojmanımız roketlendiğinde öğrendim...

Devamı Yarın…

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi