Birkaç gündür yerel gazeteler başta olmak üzere medyada yer alan haberlerin başında müdür atamaları geliyor. Haksız atamalardan, bir sendikanın dışındaki sendikalara üye olan müdürlerin koltuklarından edilmesinden söz ediliyor. Kendi kendine en yüksek puanı verip koltuğunu koruyan şube müdürlerinden söz ediliyor. Üniversite seçme sınavlarında sürekli olarak Eskişehir’in en başarılı dört okulu olarak bilinen okul müdürlerinin girdikleri yeterlilik sınavında elendikleri dillendiriliyor. Türkiye genelinde en başarılı on okul sıralamasına giren bir okul müdürümüzün de bu yeni icat sınav sonrası başarısız sayılarak okul müdürlüğünden olduğu konuşuluyor. Yetmiyor bu söylentiler, Bakan Nabi Avcı’nın yakını bir bayanın nasıl müdür olduğu, görevinde sadece kaç dakika kalarak mükâfatlandırıldığı dilden dile geziyor. O sendikaya üye olmayanların(velev ki adı BADEMSEN olsun)bu atamalarda hiçbir şansının olmadığı iddialar içerisinde dolaşıp duruyor. Kısacası konuşuluyor babam konuşuluyor!
Buruk bir şekilde izliyorum, hüzünle izliyorum olup biteni ve konuşulanları. Yıllar önce bu ülkede olacaklar tahmin edenlerle deyim yerindeyse matrak geçenler geliyor gözlerimin önüne. On küsur yıl öncesinde BOP, ılımlı İslam, Kürdistan gibi kavramları gündeme taşıyanlarla; komplo teorisi yazıyorsunuz diyerek gırgırını geçenleri anımsıyorum. Taş gibi ordumuz var diye yurtseverlik sorumluluğunu askere havale eden tırnak içi “Atatürkçü” kardeşler geliyor gözlerimin önüne. Bugünleri dünlerde tahayyül eden, özelleştirmelerle zedelenen devlet kavramının depremler yaşayacağını avazınca bağıranları hafife alan sözde “Atatürkçü”, sözde milliyetçi partiler ve lafebelerini asla ve asla unutmuyorum. En tiksindiğim cümlecilerden olan “bişi olmaz”ı, laf salatası yapmakta usta oldukları ağızlarına sakız yapanlar hafızamda henüz. Milli Eğitim başta olmak üzere, Adalet ve Sağlık gibi ülkenin en önemli meseleleri sil baştan yeniden düzenlenirken, trene bakarcasına muhalefet yaptığını sanan göz boyayıcıları bir bir sıralayabilirim sizlere. İmam hatiplere evlatlarını göndermeyen, ama savunuculukta sınır tanımayan sözde muhafazakâr entelleri de unutmam olası değil. “Ben demiştim” sözcüğüne en az sizler kadar alerji duyarım. Lakin öğretmenlikten emekli olduğum on iki yıldan bu yana her köşe yazımda, her televizyon programımda adeta olacakları haykıranlardan biriyim. Araştırması ve incelemesi azıcık zamanınızı alır inanın. İşte oradan aldığım güçle hiç çekinmeden yazma hakkına sahibim şimdi; ben demiştim. Karanlığa seyirci kalmak suçtur demiştim. Her koyun kendi bacağından asılır cümlesi bir atasözü değil, haince bir kandırmacadır demiştim. Bana dokunmayan yılan sağ osun diyenlerin çocuklarını sokacak o yılan demiştim. Gerçekten de demiştim…
DIŞARDAN GAZEL
Yemek Fotoğraflarınızı Değil, Yemeklerinizi Paylaşın!
Sosyal paylaşım siteleri sayesinde neredeyse hayatımızın her karesini gözler önüne sergilemekteyiz. Gittiğimiz yeri, sevdiklerimi, sevmediklerimizi her şeyi paylaşmaktayız. Bir de yediklerimizin ve içtiklerimizin itina ile çekilmiş fotoğraflarını paylaşırız. Tabak tabak, desenli peçetelerine kadar ayrıntıları da ekleyerek hem de! İstisna anlarımız hoş görülebilir de bunu bir yaşam şekli olarak kabullenip, hemen her fırsatta paylaşımlarda bulunan; işin tadını kaçıranlar da oldukça fazla. Hep söylerim, akademisyenler çevresini aydınlatan kentimizin ışıklarıdır. Hele ki yüzü halka dönük olanları, halkla iç içe olanları başımızın tacıdır. Lakin arada bir de olsa her adım attığı yerde yediklerinin, içki sofralarını en ince ayrıntısına dek paylaşımda bulunanlara tanık olmaktayız. Hakça üleşmek, paylaşmak insani bir erdemdir. Yemek fotoğraflarından ziyade, yemeğimizi paylaşmaktır insanı yücelten. Ama yoksul insanlarla, ama sokak hayvanları ile. Gerisi sadece kişisel tatmin, biraz da görgüsüzlüktür…
OZANCA
Akrep gibisin kardeşim,
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
Gocuklu celep kaldırınca sopasını
Sürüye katılıverirsin hemen
Ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani,
Hani şu derya içre olup
Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN