Acısı, tatlısı ile bunca yıllık bir ömür verdi bana yaratan. Büyük söylemeye gelmez ama evlat acısından daha büyük bir dert yoktur bu yaşamda diye düşünmekteyim. Farklı versiyonlarda da olsun bunu bile gıdım gıdım tadan biri olarak “Allah kimselere evlat acısı vermesin” dileğimi iletmek isterim. Acılara dayanıklı olduğumu söyler yârim bana. Zamanla korku çıtamın da yükseldiğinin farkındayım, yani dayanıklıyım sanıyorum. Ama bir konuda hiçbir zaman gözyaşlarımı tutamam, sükûnetimi koruyamam. Ağlayan kadına, hele ki bu yüreği yangın yeri bir anne ise asla ve asla dayanamam onun gözyaşlarına. Hiç tanımasam da onunla ağladığımı, yardım etmek istediğimi çok gören olmuştur. Şu yakınlarda yaşadığım iki örneği siz saygın okurlarımızla paylaşmak, bu gözyaşlarına en azından çare olmak istedim bugünkü yazımda…
Birincisi Eskişehir’imizin gururu Anadolu Üniversitesi mezuniyet törenlerinde yaşananlarla ilgilidir. Anadolu Üniversitesi ve Osmangazi Üniversitesi biz Eskişehirlilerin gerçekten de gururudur, olmazsa olmaz markalarıdır. Sayısız olumlu yazılarım vardır bu konu ile ilgili olarak. Lakin bazen eleştirel yazılar yazmam anlıyorum ki bu dostlarımızın keyfini kaçırıyor. Şunu demelerini çok isterdim; “bu insan gerçekten de bizim kurumlarımızı seven, sayan ve karalamaya çalışan insanlardan farklı bir tavır içerisindedir…” Dediğim gibi yapıcı eleştiriler karşısında dahi yüzlerinin asıldığını görüyorum ne yazık ki! İsterseniz mezuniyette yaşanan minik olumsuzluğu anlatayım o zaman. Atatürk Stadyumunda, sayıları 5 bini aşan mezun evlatlarımızın diploma töreni(ya da kep atma töreni) yapıldı Pazar akşamı saat 18.30 da. Ben de hem medya emekçisi kimliğimle, hem de evladının mezuniyet törenini izleyen ebeveyn kimliğimle(eşimle)oradaydım. Oradaydım dediğime bakmayın, 18.00 de girmek için stadyum kapısına gittiğimizde şaka gibi bir gerçekle karşılaştık. Güvenlik elemanları giriş kapılarını kapatmış kimseyi içeri almıyordu. Ben eşim ve iki de misafirimiz dört adet davetiye elimizde kalakaldık! Bizimle aynı konumda yüzlerce insan, güvenlik elemanları ile adeta arbedeye başladı. Birkaç kapı girişi arasında insanlar koşuşturuyor, az sonra başlayacak olan törende yavrusunun bu özel(bir dahası yok çünkü)anına tanıklık etmek istiyordu. Ama her şeyin, tüm girme uğraşımızın nafile olduğunu anlamaya başlayınca medya kartımı gösterip içeri girmeme izin verildi. Lakin bu kez de eşimi almadılar. Ben bu kardeşlerime asla kızmıyorum, onlar sadece verilen emri uygulayan emekçiler bu biline. İçeri girdiğimde kişiliğini gerçekten takdir ettiğim sevgili rektör Prof. Dr. Naci Gündoğan’ın yanına çıktım bir hışımla ve bu acımızı anlattım. Hocam duyarlı insan tanıma olanağım oldu yakinen, anında olaya el koydu ve nice mağdur veli bir biçimde geç de olsa içeri alındı. Biz habercilik gereği kırıcı olmadan, bağcıyı dövmeden bu yapıcı eleştirimizi de yaptık haberimizin altına. Ama ertesi gün gazetemizi telefonla arayan ve ismini vermek istemediğim A.Ü’den görevli bir hanımefendi olayın bir kısmının yanlış olduğunu söylemeye kalkınca öfke çıtamı zor kontrol ettim doğrusu. Bu hanımefendinin, benim de öğrenci ebeveyni olarak çektiğim sıkıntılardan haberinin olmadığı belliydi. Sayın rektörümüzü bire bir tanıdığımı ve rektörümüze haberi ulaştırmamla büyük bir sorunun önüne geçildiğinden haberi yoktu. Bu organizasyonda görevli tüm insanlar şunu çok iyi bilsinler. Gerçekten de benim bu olmaması gereken olayı Sayın Rektöre iletmem ve rektörümüzün samimi müdahalesi ile büyük bir sorundan kurtulmuştur herkes. İsyan eden davetlilerin içeri girmek adına hırsla kapıyı kırmalarına, güvenlikçilerle ramak kalan yumruklu kavgaya bire bir ben tanığım ve fotoğrafladım. Kalabalık içerisindeki hengâme sırasında fenalık geçirerek hıçkırıklara boğulan iki annenin feryadına ben hem gözlerim, hem fotoğraflarımla tanığım. Eğer bu güzide kurumu yıpratmak gibi alçakça bir niyetimiz olsa bu biçimde mi yer alırdı olay gazetemizde? Devlet memuru zihniyeti ile görev yaptığını zannederek “haberiniz yanlış” demeye yeltenen o hanımefendiye şimdi bir kez daha sormak isterim. Bu fotoğrafları ve telefon numaralarına kadar aldığım annelerin feryatlarını haber yapsaydık daha mı saygın olacaktık acaba? O güzide kurum da, Sayın Gündoğan da son derece bağrımıza bastığımız kurum ve kişidir. Bizler eksikleri yazacağız ki sizler de o değerli kurumun ve rektörün her türlü organizasyonda yüzünü ağartmaya devam edeceksiniz. Bir daha evladının mezuniyet törenine tanıklık etmek isteyen hiçbir anneyi gözyaşlarına boğup mağdur etmeyeceksiniz…
İkinci gözü yaşlı anne haberi de şu…
Cep telefonumdan beni gözyaşları içerisinde arayan Eskişehirli bir anne bu da! Evladı Van’da (orduda)görev yapan bu anne oğlunun ve ailesini durumunu anlattı. Feryadını belediye başkanlarımıza ulaştırmamı istedi. Eskişehir’deki belediye kurumlarından birisinde yatay geçiş olarak oğlunun memurluğunu sürdürmesini istedi. Ciddi biçimde bunalım yaşadıklarını içimi sızlatarak anlattı. “Benim görüşme talebim ciddiye alınmıyor hocam belki senin sesini duyarlar” dedi. İnşallah güzel anam ya, inşallah…